Vahdettin’in İngilizlere Sığınması Hakkındaki Gerçekler

 
14
Atatürk hakkında konuşurken en alakasız konularda bile acımasızca suçlamalarda bulunan Atatürk düşmanları, dinci yobazlar konu Vahdettin olunca toz kondurmamak için her şeyi yapıyorlar. Vahdettin neden İngilizlerle iş birliği yaptı? diyorsunuz Cevap : Eee İstanbul işgal altındaydı iş birliği yapmasın da ne yapsın.  Neden İngilizlerle kaçtı? diyorsunuz. Cevap: Kaçmasaydı öldürülecekti ne yapsın. Sürekli küçük Emrah modunda bir acındırma politikası, sürekli mazlumdu, çaresizdi aslında çok vatanseverdi ama işte şartlar buna zorladı gibi ipe sapa lafa gelmeyen laflar… İşin komik tarafı Vahdettin’i böyle süt dökmüş kedi yavrusu gibi göstermeye çalışanlar aynı zamanda ”Kurtuluş savaşını Vahdettin başlatmıştı her şeyi planladı paşa git vatanı kurtar dedi” diyerek bir aslan yaratabiliyorlar. Bir karar verin. Hangisi gerçek Vahdettin ? Mazlum, çaresiz, boynu bükük adam mı? Yoksa Kurtuluş savaşının kahramanı olan mı? Ne kadar yalan söylerseniz söyleyin en mükemmel yalanın bile bir çelişkisi vardır. Bu yüzden uğraşmayın olmuyor… beceremiyorsunuz…
Vahdettin’i acındırma politikasının çok klişe bir sloganı vardır. Kurtuluş savaşındaki ihanetini aklamayı başaramayanlar, Anadolu’ya neden geçmedi? sorusuna ”İstanbul işgal altındaydı nasıl geçsin ki” diye cevap verenler, Kurtuluş savaşı sonrasında İngiliz zırhlısıyla kaçmasına ise şu bahaneyi söylüyorlar : Kaçmasaydı öldürülecekti. Her zaman olduğu gibi içi boş bir cevap. Bu saçma bahaneye şu kısa cevap verilebilir : ”Bir padişahın kendi halkı tarafından öldürülmesi düşmana sığınmasından çok daha şereflidir. ” Aslında bu kısa cevapla konu kapatılabilir fakat her zaman olduğu gibi Vahdettin’in kaçışını belgelerle açıklayacağım.
Vahdettin’in neden kaçtığını anlamak için biraz geçmişe dönmemiz gerekiyor. Yunan ordusunun İzmir de bozguna uğramasından sonra müttefik devletlerle barış görüşmelerinin yaklaştığı günlere dönelim. 26 Ekim 1922 de İngilizler hem TBMM hükümetini hem de İstanbul hükümetini barış görüşmelerine çağırmıştır. Ankara hükümeti bu davete 29 Ekimde olumlu cevap vermiş fakat  konferansa İstanbul hükümetinin davet edilmesi durumunda görüşmelere gelmeyeceğini ifade etmiştir. İstanbul hükümetinin dış işleri bakanı Ahmet İzzet Paşa ise Ankara hükümetinin bu restine karşı çıkıp İstanbul hükümetinin ”yasal hükümet” olduğunu ve konferansta temsil hakkının bulunduğunu söyleyerek karşılık vermiştir. Bu karşılıklı restleşmelere bir son vermek isteyen Tevfik Paşa, Mustafa Kemal’e ”konferansa ortak bir delege heyetiyle katılma” isteğini iletmiş fakat bu istek Osmanlı saltanatının sonu olmuştur. 30 Ekim 1922 tarihli meclis oturumunda Tevfik Paşa’nın mektubu vekiiler tarafından büyük bir öfkeyle karşılanmıştır. Hatta o kadar büyük bir öfke yaratmıştır ki Diyarbakır mebusu Hacı Şükrü bey ”Vahdettin’in besmeleyle taşlanarak öldürülmesini” meclise teklif etmiştir. Bu konuyla ilgili ayrıntılı bilgiyi aşağıdaki linkten okuyabilirsiniz
http://tibbiyelihikmet.wordpress.com/2014/07/22/vahdettin-cumhuriyetin-ilanindan-sonra-hain-ilan-edildi-yalani/
Bu ateşli tartışmalara, küfürlere sahne olan meclis oturumuna baktığımızda Vahdettin’in zerre kadar itibarı kalmadığını görüyoruz. O gün Vahdettin mecliste olsaydı büyük ihtimalle linç edilerek öldürülürdü Yani saltanat kaldırıldığı gün yobazların iddia ettiği gibi milletin Vahdettin’e saygısı falan yoktur. İnsanlar hala saltanata bağlıdır ama Vahdettin’den nefret etmektedir. Makama bağlılık ile kişiye bağlılığı ayırt etmek lazım. Vahdettin saltanat kaldırılsa da kaldırılmasa da yolun sonuna gelmişti.   Millet saltanata bağlı olsa da  Vahdettin’e karşı büyük bir öfke duymakta, ağır sözler söylemekte hatta tramvaylara ”Kahrolsun Vahdettin” yazmaktadır
“Büyük zafer İstanbul’da büyük şenliklerle kutlanıyordu. Halk gündüzleri meydanlara toplanıyor, her yerde heyecanlı nutuklar söyleniyordu. Padişaha karşı yer yer en ağır sözler sarf ediliyor, hakaretler yağdırılıyordu. Aynı gün kalabalık bir grup Yıldız Sarayını önüne gelerek padişahlık aleyhine gösteriler yapmıştı. Mevlit gecesi ise tramvayların üzerine tebeşirle, ‘Kahrolsun Vahdettin’ sözleri yazılıyordu. Saraydaki görevlilerin, memurların çoğu korkudan gelmiyordu.” (Yılmaz Çetiner – Son Padişah Vahdettin s.258)
1 Kasım’da yobazların biricik kaynağı Rıza Nur’un meclise verdiği teklifle saltanat kaldırılmıştır. Bu andan itibaren Vahdettin’in ”evden çıkmak istemeyen yüzsüz kiracıdan” farkı yoktur.  Kendisinden besmeleyle taşlanarak öldürülmesini teklif edecek kadar nefret edilirken o hala saltanatını bırakmamaya kararlıdır. Kurtuluş savaşı boyunca İngilizlerin her kararına boyun eğen padişah, şimdi saltanatını kendi milletinden insanlara karşı savunmaya geçmiştir.  ”Vahdettin’in tahtta gözü yoktu bu yüzden her şeyi bırakıp gitti” diyen sahtekarlar hem Vahdettine hem tarihe ihanet etmektedirler. Vahdettin bırakın saltanattan vazgeçmeyi, yurt dışında yaşarken bile mevki ve makamından vazgeçmemiştir. Şimdi saltanatın kaldırıldığı günden İstanbul’dan kaçtığı güne kadar gelişen olayları okuyalım.
1
11
12
 
 
 
Saltanatın kaldırılmasından 3 gün sonra 4 Kasım 1922 de Osmanlı’nın son sadrazamı Tevfik Paşa Sir. H. Rumbold ile görüşerek konferansa katılma yollarını aramış, Rumbold’a hükümetten çekilmesinin mi yoksa Lozan’a delege yollamasının mı daha doğru olacağını sormuş fakat Rumbold’tan olumlu ya da olumsuz bir cevap alamamıştır. İngiliz yüksek komiserinden yüz bulamayan Tevfik Paşa ertesi gün Fransız Yüksek komiseri General Pelle ile görüşerek Ankara hükümetinin saltanatı kaldırma yetkisi olmadığını, hilafetin tüm müslümanları ilgilendiren bir mesele olduğunu, eğer Kemalistlerle tek başına muhattap olurlarsa çok uçuk isteklerde bulunabileceğini ifade etmiştir. Kısaca ifade etmek gerekirse Ankara hükümetini mızmız bir çocuk gibi İngiliz ve Franız yüksek komiserlerine şikayet etmiştir. Fransızlar’dan da yüz bulamayan Tevfik paşa için istifa etmek dışında bir yol kalmamıştır. 6 Kasım’da istifa ederek görevini Refet Paşa’ya teslim etmiştir.
İngiliz Yüksek komiseri Rumbold, Tevfik Paşa ile görüşmesini 7 Kasım’da Lord Curzon’a yolladığı mektupta şöyle anlatmaktadır :
‘Sadrazam, benimle vedalaşırken, eski nesile mensup, yaşlı ve saygın bir Türk Efendisiyle resmen son olarak görüşmekte olduğumu sezdim. Onun, güçlükler ve aşağılamalar önünde ağırbaşlı tavrı sempatimi kazanmıştır… Böylece, yüzyıllar boyunca sürmüş olan bir rejim ve örgüt geçmişe karışmıştır. Bu tarihi rejimin kayboluşundan sonra Türkiye’nin gönence kavuşup kavuşmayacağını zaman gösterecektir. Ancak, var olan belirtiler, bugün, Türkiye’de erkte bulunanların ülkeyi bir felakete sürüklemekte oldukları görünümünü veriyor’’ (İDA, FO 371/7912/E 12647: Rumbold’dan Curzon’a yazı, 7.11.1922)
Tevfik Paşa hükümetinin istifasından sonra Vahdettin 7 Kasım’da Sir H.Rumbold ve yardımcısı Andrew Ryan ile yaklaşık 4 saatlik bir görüşme yapmıştır. Bu görüşmede Vahdettin, Ankara hükümetinin kendisi hakkında verdiği kararı tanımadığını, saltanat makamını terketmeyeceğini ve İngilizler’in İstanbul hükümetiyle görüşmesi gerektiğini söylemiştir fakat Rumbold, konferansta Ankara hükümetiyle görüşecekleri söyleyerek adeta Vahdettin’in hayallerini suya düşürmüştür. Bu cevap üzerine Vahdettin İngilizlerin kendisini koruyup koruyamayacağını sormuş, İngiliz Yüksek Komiseri bu konuda yardım edebileceklerini söylemiştir. İngilizlerden koruma teminatını alan  Vahdettin Mısır’a gitrmek istediği söylese de bu isteği reddedilmiştir.
İngilizler son dakikaya kadar Vahdettin’den faydalanmayı düşünmüştür. İngiltere Dış işleri Bakanlığı yetkililerinden Ronald Linsay 6 Kasım’da Vahdettin ile ilgili düşüncelerini şu şekilde ifade etmiştir :
Fırsattan yararlanarak, Padişaha Kıbrıs’ta siyasi barınak önererek veya ona, görevinden istifa etmemesini telkin ederek, İslam ülkelerinin gözünde saygınlığımızı yükselt­me olanağını incelemekte yarar olabilir. Halifenin İngiltere tarafından Türkiye’deki Ulusçulara ve cumhuriyetçilere karşı korunması, Hindistan ve öteki İslam ülkelerinde pek etkili olabilir”
Bakanlık müsteşareı Crowe’ da Linsay’ın bu önerisine şu yorumla cevap vermiştir :
“Padişaha siyasi barınak verme önerisi dikkatle incelenmelidir. Ona barınak olarak belki Hindistan’ı önerebiliriz; ama bu denli bir öneri Hindistan’da Halifeye karşı bir soğukluk yaratabilir.”
Lord Curzon’da bu önerilere Padişaha siyasi barınak verilmesi görüşüne değer veririm; ama ona bu melce nerede verilebilir? diyerek karşılık vermiştir (İDA, FO 371/7910/E 12293)
Vahdettin’în halifelik ünvanından faydalanmak isteyen İngiltere’nin hayallerini 10 Kasım’da Hindistan’dan gelen mektup suya düşürmüştür. Hindistan Kral Naibi İngilizlere yazdığı gizli telgrafta tek kelimeyle ”İngiliz ajanı bir padişahı ülkemizde istemiyoruz” demiştir. Hindistan Kralı Naibi’nin telgrafı şöyledir :
“Padişahın halifeliği dışında, kendisi Hindistan’da pek az tanınmıştır ve Türkiye’nin işgali sırasında, onun ingilizlerin aleti olduğundan kuşkulanılmaktadır. Dolayısıyla, genel eğilime göre onun tahttan indirilmiş olması Hindistan’da ilgisizlikle karşılanmıştır. Mustafa Kemal ise ülkesinin kurtarıcısı ve İslam’ın şampiyonu olarak görülmektedir. ”  (İDA, FO 371/7913/E 12699: Kıral Naibinden Hindistan Bakanlığı’na ivedi, özel ve gizli telgraf, 10.11.1922)
Bu telgraftan sonra İngilizler Vahdettin’in halifelik ünvanından da faydalanamayacağını anlamıştır. Vahdettin için artık her şey bitmiştir 16 Kasım 1922 de İngiliz İşgal orduları komutanı General Harrington’a tarihe utanç belgesi olarak geçecek olan şu mektubu yazmıştır :
“İstanbul’da hayatımı tehlikede gördüğümden İngiltere devletine sığınır ve bir an önce başka bir yere götürülmemi talep ederim efendim.
                                                                                                                                                    Müslümanların Halifesi Mehmet Vahdettin.
 13
 
Şimdi şu soruyu sormamız gerekiyor. Vahdettin  canını kurtarmak için mi kaçtı ? Yoksa iç isyan çıkmasın diye mi kaçtı ? Kurtuluş savaşındaki tavırları, savaş sonrası İngilizlerle ilişkilerine bakarsak bu sorunun cevabı çok net. ”Vahdettin canını kurtarmak için kaçmıştır”. Şayet iç savaş çıkmasın diye kaçmış olsaydı Saltanatın kaldırıldığı günden sonra 16 gün boyunca tahtına sıkı sıkıya yapışmazdı. Son günlerde bile İngilizlerden ”konferansa katılmak için” medet umması son ana kadar Ankara hükümetine karşı direndiğini göstermektedir. Zira yurtdışındayken yaptığı açıklamalar, yayınladığı beyanname ve büyük devletlere yazdığı mektuplar halifelik makamından hiç bir zaman vazgeçmediğini göstermektedir. Şimdi o günlerde yerli basında Vahdettin hakkında yazılanlara bakalım
1 Ekim 1922 tarihli Yeni Gün gazetesinde Vahdettin ile ilgili şu satırlara yer verilmiştir :
‘Türk ulusunun utkusu, hain Padişahı, taht ve tacını bırakmaya zorlamıştır. Konstantin’den sonra devirmiş olduğumuz Padişah, İngilizlerce ülke dışına çıkarılmak üzeredir. Mehmet VI adı altında padişahlığa başlamış olduğu günden bu yana ulusuna ihanet etmiş; İngilizler ve Yunanlılarla işbirliği yapmış; şimdi de görevinden çekilmiştir… Cehenneme gitsin”
Yenigün gazetesinde yayınlanan bu paragrafı Sir H. Rumbold 24 Ekimde Dış işleri Bakanlığına yollamıştır. İngilizler Vahdettin’in her geçen gün daha büyük nefret topladığının farkındadır (İDA, FO 371/7907/E 11820: Rumbold’dan İngiltere Dışişleri Bakanlığı’na yazı, İstanbul, 24.10.1922.)
Vahdettin’in kaçışından 2 gün sonra gazetelerde yapılan yorumlar Vahdettin’in halk nezdinde ne kadar itibarsız olduğunu göstermektedir. İşte o yorumlardan bazıları :
‘Renin: Vahdettin, davranışları konusunda halka hesap ve­receği günün yaklaşmakta olduğunu ve halka karşı büyük borçları olduğunu sezmiştir. Osmanlı Hanedanı ülkeye 36 Sultan vermiştir. Bunlar arasından yüce ve önemsiz, iyi ve kötü Padişahlar çıkmıştır, ama Vahdettin gibi korkak çık­mamıştır. Kendi seleflerinin mezarlarına sırtını çevirmiş olan Vahdettin şimdi bir macera peşine düşmüştür’.
Tevhid-i Efkar Vahdettin’in kaçışını görülmemiş bir alçaklık olarak  nitelemiş, düşmanla iş birliği yapan bir halifeden de başka bir şey beklenemeyeceğini ifade etmiştir.
Vakit, Vahdettin’in kaçışını ”ruhsuz bedeninden masrafsız kurtulmak’‘ olarak yorumlamış, ”Eğer kalsaydı üstümüze yük olacaktı” diyerek adeta baş belası olarak görmüştür
Bu kadar belgeye rağmen bugün hala Vahdettin için ”çok masum padişahtı”, ”millet ona bağlıydı” gibi ipe sapa gelmeyen yorumlar yapanlar o günlerdeki meclis zabıtlarını okusunlar. Vahdetin’in İngilizlerle görüşmelerini okusunlar. Madem Vahdettin çok masumdu neden saltanatın kaldırılmasından 16 gün sonra kaçtı? Kalsaydı öldürülürdü demek bir bahane olamaz. Bir Osmanlı padişahı kendi milletinden korkuyorsa o zaten yaşamıyor demektir. Eğer kalıp öldürülseydi tarihe ”maktül padişah” olarak geçerdi fakat o ”Düşmana sığınan kaçak padişah” olmayı tercih etmiştir. Bu mu sizin padişahınızın yüksek ruhu ve şerefi ? Bu mu vatanseverlik ? Ne kadar uğraşsanız da hainden kahraman yaratamazsınız. Tarih her zaman bir şekilde yalanınızı suratına çarpar  
TIBBIYELİ HİKMET

Vahdettin’in İngilizlere Sığınması Hakkındaki Gerçekler” için 4 yorum

  • Kasım 16, 2016 tarihinde, saat 1:33 am
    Permalink

    dünya atatürkü örnek alıyor avusturalyada atatürk okullarda ders kitaplarında yer alıyor bizim bazı yobaz sürü gerici cahillerde atatürke salyalarını akıtıyor.. eee eşşek hoşaftan ne anlar misalı

  • Kasım 19, 2016 tarihinde, saat 12:14 am
    Permalink

    Mustafa kemal paşanın kıymeti ni bilmeyenler okusunlar.O Yokluk ve imkansızlıklara ve birçok ecnebi milletlerle savaşarak kazanmıştır aksi haksızlık ve saygısızlıktır.

Bir cevap yazın