Gerçekten Tarihle Yüzleşmeye Cesaretiniz Var mı?

10374875_660748550671003_4271263950582215484_n
 
Yepyeni bir tarih anlayışıyla karşı karşıyayız.  Bildiğiniz her şey yalan sloganıyla yola çıkan, en açık belgeleri bile reddeden, tarihte belgeye gerek yok dedelerimizin anlattığı efsaneler yeter diyen araştırmadan, gözlemden uzak tamamen nakilciliğie dayalı dedikodu üzerine kurulmuş bir tarih anlayışı. Tabi buna tarih denilebilirse…
Özellikle son 60 yıldır bu tiyatro oynanıyor. İnsanların beyinlerini alt üst etmek için her yol deneniyor.  Bu planlı programlı yürütülen bir toplum mühendisliği çalışmasıdır. 90 yıl önce ümmetçilikten ulusçuluğa evrimleşen bir milletin evrimini durdurup geriye döndürme çabasıdır. Bunun da adı sözde öze dönüştür. Hangi öze dönüş onu da sormak gerekir. Padişahlara kul köle olan reaya yani koyun sınıfına dönüş mü? yoksa kendi kimliğinden bile utanan Türklüğü hakaret sayan soysuzluğa dönüş mü? Dilini tamamen arapça ve farsçanın boyunduruğu altına bırakıp kendi öz dilini unutan bilinçsiz topluma dönüş mü? Kapitülasyonlarla tamamen iflas eden bir sömürge devletine dönüş mü? Hangisine dönmek istiyorsunuz?
Tarih bir deniz gibidir. Belli bir akıntı yönü vardır ve daima o yönde ilerler. İstediğiniz kadar akıntıyı ters yöne çevirmeyi deneyin başaramazsınız. Miadını dolduran sistemler ve devletler tarihin çöplüğüne gömülmeye  mahkumdur.  Bugün başarılmak istenen amaç akıntıyı tersine çevirmeye çalışmaktan ibarettir.  Başarısız olacakları ortadayken toplum üzerinde bu tür çalışmalar dejenerasyon yaratmıştır yaratmaya da devam etmektedir. Bu dejenerasyondan kimse başarılı çıkamaz. Akıllarınca bu şekilde Osmanlıyı geri döndüreceklerini zannedenler sonunda boşlukta kalınca nasıl bir hata yaptıklarını anlayacaklar ama iş işten geçmiş olacak.
Bu projenin en önemli ve ilk adımı ”bildiğiniz her şey yalan” sloganıyla ortaya çıkmaktır. Bir kişiye senin bildiğin her şey yalan demek  o kişinin hafızasını, şuurunu, kimliğini silmekle eş değerdir. Kendi varlığından bile şüpheye düşürmektir. Bu sloganla yaratılmaya çalışılan paranoyak ruh hali toplum mühendisliğinin birinci amacıdır. Bildiklerinin tamamen yalan olduğuna inanan ve varlığına bile şüpheyle yaklaşan biri karşı devrimciler için ideal insan tipidir. Çünkü beyni tamamen sıfırlanan kişi  beyninin yıkanması için istenilen kıvama gelmiş demektir. Bundan sonrası kolay. Ne dersen de. Kurtuluş savaşı hiç olmadı, 500. 000 alim asıldı, harf devrimiyle 1 gecede cahil kaldık, Atatürk’ün soyu belli değildi, Her şey bizi islamdan koparılmak için yapıldı vs vs
Karşı devrimin toplumm mühendisliği projesinin ikinci adımı ise Osmanlıyı mükemmel göstermektir. Cumhuriyet kötü ama Osmanlı mükemmel,  Atatürk kötü, kafir, dinsiz, alkolik ama padişahlar kusursuz, dindar hatta evliya, Osmanlı 600 yıl dünyaya hükmetti (600 yıl hükmettiyse Vahdettin cihan padişahı mıydı diye sormak lazım) ama Cumhuriyet bak 90 yıldır kendi çapında bir devlet, Osmanlı 23 milyon km kareye sahipti ama bak Cumhuriyet onun kat kat küçüğü bir devlet. Biraz da Fatih, Kanuni yavuzla üzerine sos fındık fıstık dökünce tadından yenmez bir çalışma ortaya çıkıyor. Bu kasıtlı çarpıtmayı afiyetle yutan birisi de heyttt tutmayın lan beni ben Osmanlı torunuyum dedelerimin yolundan gideceğim Osmanlıyı geri döndüreceğim diye Cumhuriyet’e savaş açıyor. Ne kadar güzel değil mi? Sen Osmanlı torunusun Cumhuriyet seni özünden uzaklaştırdı diye ver gazı gitsin.
Sözde Osmanlı torunuyum diye övünen çakma Osmanlıcıların kurnaz bir taktiği var. Osmanlıyı överken hep yükselme dönemini örnek gösterirler. ya da Abdülhamit ve Vahdettin’i överler. Aradaki boşluk hiç anlatılmaz. Bugün tarihle az çok ilgilenen insanlar Kanuniyi yavuzu Fatihi, Abdülhamiti, Vahdettin’i bilir ama 17. yüzyıl ve 18. yüzyıl Osmanlı tarihi kayıptır. 18. yüzyılda yaşamış bir Osmanlı padişahının ismini sorsanız bir çok insan cevap vermekte zorlanır. Bu hem resmi tarihin hem de karşı devrimcilerin sinsi bir taktiğidir.. Çünkü tarih sadece övülmek için vardır. Hele Osmanlı tarihi baştan sona kusursuzdur.  Padişahlar evliyadır hepsi başarılı olmuştuır. O halde bu devlet neden yılkıldı? Cevabı da hazır. Atatürk ve ittihatçılar yıktı. Dinimizden uzaklaştığımız için yıkıldı. 600 yıllık bir devletin yıkılma nedeni bu kadar basit. Her şeyin suçlusu sözde bizi dinimizden uzaklaştıran ittihatçılar ve Atatürk. Eğer onlar olmasaydı bugün hala dünyaya hükmediyor olacaktık. Şaka değil bunu sadece sokaktaki adam söylemiyor. Bu kesimin tarihçi dediği, üstad diye gözünde büyüttüğü adamlar kitaplarında söylüyor. Acı ama gerçek durum bu..
Aslında bu adamlara özellikle Osmanlının 17. ve 18. yüzyılını sormak lazım. Neden Cumhuriyetle Osmanlının 19. yüzyıldaki dönemini kıyaslamıyoruz? 1838 Baltalimanı anlaşmasıyla sömürge olmöayı kabul eden Osmanlı ile 1929 yılında gümrük bağımsızlığını ilan eden Cumhuriyeti kıyaslayalım. 19. yüzyıldaki okuma-yazma oranıyla Cumhuriyeti kıyaslayalım. 19. yüzyılda kaybedilen savaşlarla kurtuluş savaşını kıyaslayalım  ama yok bundan vazgeçtim size göre kurtuluş savaşı yalandı en iyisi 1897 de Yunanlılara karşı kazanılan savaşın masada nasıl kaybediğiyle Lozanı kıyaslayalım.  Boğazdan çıkarken kazanları patlayan gemilerle Cumhuriyet zamanında yapılan denizaltıları kıyaslayalım. Osmanlı zamanında yapılan demiryollarıyla Atatürk zamanında yapılan demiryollarını kıyaslayalım. Bugün hala Atatürk zamanında yapılan yıllık km demiryoluna neden ulaşamadığımızı tartışalım. Osmanlı zamanında kurulan fabrikalarla Cuımhuriyet zamanında kurulan fabrikaları kıyaslayalım. Osmanlı zamanında kağıttan uçak bile üretilemezken Cumhuriyet zamanında kurulan uçak fabrikalarını konuşalım. Kapitülasyonların kaldırılmasını konuşalım. Osmanlı ile Cumhuriyeti kıyaslayacaksanız 400 sene öncesiyle değil son dönemiyle kıyaslayacaksınız ki Osmanlı yıkıldığında devlet ne durumdaydı Cumhuriyet bu durumu ileri mi yoksa geriye mi götürdü görelim. Osmanlıcılar gerçekten tarihle yüzleşmeye var mısınız?
TIBBIYELİ HİKMET

Gerçekten Tarihle Yüzleşmeye Cesaretiniz Var mı?” için 3 yorum

  • Mart 12, 2015 tarihinde, saat 7:01 pm
    Permalink

    Yüzleşelim kardeşim. Son döneminde bile Mustafa Kemal. Kazım Karabekir vb paşalar yetiştirebilen bir devlet mi yoksa Abd den icazetle orgenerallik veren bir devlet mi? En kötü durumunda Kendine sığınanı hiç bir koşulda teslim etmeyen devlet mi yoksa İsmet İnönü döneminde 40 azeriyi boraltan köprüsünde teslim edip katlettiren devlet mi? Abd ye tek yabancı dilde anlaşma yaptıran Abd den Akdenize giriş için vergi alan devlet mi yoksa Abd nin her dediğine he diyen devlet mi? Farsça ve arapçadan dilimizi koruyalım derken ingilizce ve fransızca kelimeleri dilimize katan sistem mi? Yani arkadaşlar şunu unutmayalım ki Osmanlıyı yıkan guruh Atatürk öldükten sonrada kendi çıkarları için bu devletinde altını oymaya devam ettiler bakınız darbe ve demokrasi tarihimize ne demek istediğimi anlarsınız? Atatürk ü çok seversiniz ama o meclisteki asker vekillere ya askerlik yapın ya siyaset demiş olduğu halde darbeleri ve darbecileri alkışlarsınız. Onlar da sizin sayenizde aynı Osmanlı da milleti sadıka denilen Ermenilerle bizi ayırdıkları ve osmanlıyı yıktıkları gibi bir darbe anyasasıyla Kürtleride baskı altına alıp senden ayırır sana düşman eder bu devletide parçalamaya çalışlırlar ama senin beynin buna basmaz. 1940 ile 2000 yılları arasının Osmanlının son döneminden hiç bir farkı yok kanımca.

  • Mayıs 12, 2015 tarihinde, saat 11:02 am
    Permalink

    Yasin kardeş;
    Eğer Amerikaya ‘he’ diyen kendisini peşkeş çeken toplulukları liderleri elestiriyosan bunu Cumhuriyet rejimine yıkacak kadar cahil olamazsın. Ki eğer Amerikaya kendisni peşkeş çeken bir anlayıştan bahsediyosan Osmanlıci değil devrimci olabilirsin ama bunun içinde cahilce konusuyosun. Çünkü son donemlerinde kendisini -o zaman amerika çok etkin olmadığı için amerika yok tabi- bütün avrupa devletlerine peşkeş çeken -ki bunun haklı tarafı varmış gibi konusursan konusmamiza gerek yok- bir devletten söz edip bize bunun üzerinden savunma yapıyorsan yine cahilsin. Kâzım Karabekir dediğin adam önce devleti kurtarana kadar Atatürkçü sonra bağımsızlık ilan edilince tekrar dinci kesimin duygularını somurerek iclerindeki kin ve nefreti tetikleyen din uzerinden siyaset yapan ilk parti lideridir ki bu benim bildiğim tanıdığım Osmanlıya yakışmıyor. Böyle bir adama iyi diyorsan yine Gerçek Osmanlı kavramına vakif olduğunu düşünmüyorum. Mustafa Kemal’e gelecek olursak bu lider kendi kullerinden doğan kendi zekasini kullanan başından beri Osmanliyi Türklugunden ibaret seven özgür bağımsız bir pasadir Osmanli yetistirdi demek onun hakkına girmektir ki bilirsin kendisi görevinden istifa ederek ulusun asker olmayı yeğlemistir. Aramıza ayrılık ayrımcılık kavramlarını sokanlarin kimler olduğunu ve şuanda kimlerin bu politikayi izleyerek söz sahibi olduğunu yine senin gibi çok bilmisler bilir fakat işine gelmedikleri için kabul edemezler.

  • Mayıs 22, 2015 tarihinde, saat 6:29 pm
    Permalink

    Yasin kardeşim kendince haklısın.. Osmanlı nasıl 1839 baltalimanında hürriyetini kaybetmisse TC de aynı şekilde hürriyetini 1947 Truman akabinde Marshall yardımı ve 52 de NATO ya girerken verdiği ahidnamalerle kaybetmiştir… Kapital in üzerine kurulu bir dünyada yasıyorsak eger devletlerin güçleri bakımından değerlendirilmesi gereken en önemli nokta bence ekonomileri dır.. Nasıl Osmanlı 1839 da iç işlerinin hakimiyetini tamamen kaybetmisse TC de 1952 den sonra özellikle ekonomide temelli liberal ve yabancı sermaya sonsuz fırsatlar veren ekonomi politikalarından sonra bir uydu devlet haline gelmiştir. Devletçilik politikası ilk bakışta saçma ve bağnaz gibi görünsede o dönem,çok degil bi 15 yıl daha devam etseydi bugün cebinizden evimize, evimizden is is yerimize , sokaklarımıza kadar görünen teknoloji yüksek oranda yerli olurdu… 1952 den sonra lozanda birçok şeyden feragat etme sebebibimiz olan kapitülasyonlar maalesef geri gelmiş , üretim durmuştur bitmiştir… Balık yakalamayı öğrenen millet borçla hazır balık neticesinde balıgı yakalamayı unutmusdur… Yine aynı süreçte verilen ahidnamelerle devletimizin sinir uçlarına yerleşen işbirlikçiler (egitim, yargi, ekonomi özellikle ordu gibi) devletimizin dizginleri gitmiştir maalesef…

Bir cevap yazın