İstanbul’un Fethi Gerçekten Peygamber Müjdesi miydi?

istanbul-un-fethi-6f99aa-tile
Son yıllarda İstanbul’un fethi kutlamalarında giderek artan dini hava görüyoruz. Hiçbir dini kutsallığı olmadığı halde anlamsız ve gereksiz bir kutsama her yıl biraz daha milletin gözüne sokularak uygulanmaya başlandı. Her yerde fethin peygamber müjdesi olduğunu söyleyen bir takım zevatlar konuşuyor fethin dini kıutsallığıyla ilgili farklı farklı hikayeler anlatıyorlar. Peki bu anlatılanlar gerçekten doğru mu? İstanbul’un fethi peygamberin müjdesi mi yoksa tam tersi büyük kıyamet alametinin kendisi mi?
İstanbul tarih boyunca bilinenin aksine müjdelenen bir şehir değil kıyametin kendisi olarak yorumlanmıştır. Şehirle ilgili kıyamet senaryoları önce Yahudilikte ortaya çıkmış sonra hristiyanlara geçmiştir. Bu kıyamet senaryosuna göre dünyada üç lanetli başkent vardır. Bunlar Konstantiniye, Babil ve Roma. Bu üç şehir yıkılmadıkça insanlık günahlarından tam olarak temizlenemeyecektir.375-378 yıllan arasında Suriyeli Aziz Efrem tarafından yazılmış bir risalede dünyanın sonunu haber veren alamet Asurlulann Roma topraklarına saldırmaları ve şehirleri yıkmalarıdır. 378- 390’larda ise Konstantiniye’nin yıkılacağını ön gören ve ona altmış yıllık bir ömür biçen Sibil’in Kehaneti adında başka bir metin daha ortaya çıkmıştır V. Yüzyılda Ermenice yazılan bir risalede İstanbul’dan ‘’yedi tepeli Babil’’ olarak bahsedilmektedir. 667-669 yılları arasında Arapların kuşatması sırasında Süryanice yazılan Sözde Metodiosun Kıyameti ismindeki risalede şu satırlar yer almaktadır :
“işte o zaman İsmailoğullan binlerce araba ve atla gelecekler, dokuzuncu dilimin ilk ayında gelecek, Anadolu şehirlerini ele geçirip işgal edecekler, üç kola ayrılacaklar, birincisi Efes, İkincisi Bergama, üçüncüsü ise Malagina ‘da kışlayacak, talihine küs Frigya, Pamfilya ve Bitinya, çünkü don olduğundan İsmail seni ele geçirecek, önüne gelen her şeyi yakan bir alev gibi ilerleyecek ve 70.000 denizcisiyle adaları ve kıyıları yakıp yıkacak, talihine küs Bizans çünkü İsmail seni de ele geçirecek, İsmail’in her atlısı denizi aşacak, bunların başı karşında çadır kuracak, savaşa tutuşacak ve Kselokerkos kapısını kırarak Öküz’e kadar ilerleyecek, o zaman Öküz böğürecek…”
İstanbul hakkında kıyamet senaryoları Hristiyanlıktan islamiyete geçerek Müslümanları da etkilemiştir. Zira yukarıda sözü edilen kıyamet senaryosu İslami kaynaklarda da nerdeyse bire bir yer almaktadır.
Kıyametle ilgili ilk hadisleri Ebu Davud kaleme almıştır. Fitne zamanı ortaya çıkan büyük savaşların felaketlerin gerçekleştiği yer anlamına gelen “melahim” konusuna ayrı bir başlıkla yer veren Ebu Davud, bunun alametlerini anlatırken Beyt-i Mukaddes’in onarılması, Medine’nin harap edilmesi, Kostantiniye’nin fethedilmesi ve Deccâl’in ortaya çıkışını sıralayarak, Rumlarla yapılacak savaşı büyük melhame olarak adlandırır, Bu büyük melhame ile (melhametü’l-kübrâ), Kostantiniye’nin fethi ve Deccâl’in zuhurunun altı ay içinde belireceğini yazmıştır Bu son süre hakkında altı yıl, yedi ay gibi başka rivayetler de vardır.
İstanbul’un fethinden önce islami kaynaklarda İstanbul’un fethiyle ilgili her hangi bir peygamber müjdeleyicisi hadisi bulunmamaktadır. Tam tersine fetih öncesi kaynaklarda İstanbul’un fethinin kıyamet alameti olduğuyla ilgili hadisler vardır. Bu hadislerden birincisinde Rumların A’mak ve Dabık bölgelerine inmesine kadar kıyâmet kopmayacağı, onlara karşı Medine’den bir ordu çıkacağı, Rumlarla müslümanlann dövüşeceği, müslümanlann üçte birinin yenileceği, üçte birinin öleceği ve son üçte birinin galip gelip hiç yenilmeyeceği, Kostantiniye’yi alacakları ve kılıçlarını zeytin dallarına asıp ganimeti paylaştıkları bir sırada İblisin onlara bağırıp Mesihin indiğini haber vereceği, bunun üzerine oradan ayrılacakları, Şam’a gidecekleri ve orada Deccâl’in görüneceği gibi olaylar anlatılır. İkinci hadis ise şöyledir :
Bir tarafı karada ve bir tarafı denizde bulunan bir şehirden bah­sedildiğini duydunuz mu ? Evet ya Resulullah. Beni Ishak’tan 70.000 kişi o şehre taarruz etmeden kıyamet kopmayacaktır” (Müslim,III, 2238)
Ebu Davud’un kitabındaki ve diğer iki hadisteki kıyamet senaryoları Osmanlıyı da etkilemiştir. Fetih öncesi Osmanlı kaynaklarında İstanbul’un fethini kıyametle ilişkilendiren yazılar bulunmaktadır. Bunlardan Yazıcıoğlu Mehmed’in Cemaziyelahır 853’de (Ağustos 1449) yazdığı Muhammediye eserinde şu şekilde anlatılmaktadır :
“Pes anda bu iki leşker kıtâle ettiler ikdâm/ Müslüman üç bölük ola birisi olalar meşkûr/ İkincisi şehid ola üçüncüsü gele galib/
Siyalar kâfiri anda Beni’l-Asfar ola makhûr/ Buyurdu pes Resulullah hiç işittiğiniz var mı/ Ki vardır bir medîne kim olupdur şöyle mevftûr/ Kim onun bir yam berre dahi bir canibi
bahre/ Dediler kim işitmişiz harâb ola mı ol ma’mûr/ Ayıttı çünkim A’mak’da simsardır Beni’l-Asfar/ Medîne leşkeri onu sıyıp kınp edeler hor/ Ki yetmiş bin Beni İshak bile ol şehre erişe/ Ki Kostantiniye derler pes onu edeler mecrûr/ Silah u ok ile onlar kıtâl etmeyeler aslâ/ Velîkin onu zikr ile yıkalar edeler mecbûr/ Ki bir yerden kamu tehlîl edeler/ Sonunda diyeler Allahu ekber/ Denizden yanı önden yıkılısar/ İkinci kez bular öyle kılısar/
Yıkıla bir yanı dahi tamâmet/ Yıkılmasın mı kopısar kıyâmet/ Üçüncü kez ki Hakkı zikr edeler/ Be küllî açıla şehre gideler/
Bular yağmada işit ne ola hâl/ Bir âvâz işidile çıktı Deccâl/ Koyalar geri ol mâlı alanlar/ Gideler Şam iline geri onlar/ Demişlerdir haberde ehl-i tarih/ Buyurmuşdur Resulullah tevârih/
Ki Kostantiniye tâ yıkılınca/Beni İshak ona onu kılınca/ Beni’l- Asfar hurûcundan ona dek/ Olısar altı yıl demişti bî-şek/ Yedinci yılda çıkar dedi Deccâl/ Niçe çıkar işit kim imdi Deccâl…” (Muhammedi’ye, nşr. A. Çelebioğlu, İstanbul 1996, s, 314-315.)
Yazıcıoğlu hadislerden farklı olarak şehrin fethedildikten sonra tamamen yıkılması halinde kıyametin kopmayacağını belirtmiştir. Diğer bir fark ise melhamede yer alan Romalılar yerine Beni Asfar’ın olacağını iddia etmesidir. Beni Asfar yani sarışın halklar olarak kastedilenler, o sırada Türklerin Batılı güçlerle karşı karşıya gelmiş olmaları sebebiyle BizanslIlar değil,Batılı müttefik gruplardır
Muhammediye eseri dışında II. Mehmed’in padişahlığı döneminde yazılan Envârü’l-Âşıkîn’de kıyâmet alâmetleri türlü hadis kaynakla­rına dayalı olarak belirtilirken aynı konudaki farklı yo­rumlar bir araya getirilmiştir İlk olarak Araplar arasında fitnenin çoğalacağı, müminlerin bütün âlemi alacağı, Beni Asfar ile barış yapacağı, sonra banşın bozulup kâfirlerin galip çıkacağı, Rumlar ve Frenkler’in bir araya geleceği ve 960.000 kişiyle Batı’dan saldıracaklarıi; ikinci olarak Muhammed ümmetinin doğuya ve batıya sahip olacağı, bütün dünyayı kâfirden alacağı, ancak üç şehrin geride kalacağı, bunların İstanbul, Roma ve Amuriyye olacağı, ondan sonra hükmün kâfirlere geçeceği; üçüncü olarak Muhammediye’deki ilgili bölüme uygun şekilde, Beni Asfar’ın A’mak’a varmayınca kıyametin kopmayacağı, A’mak’ın Şam yakınlarında bir köy olduğu, kâfirlerin oraya kadar gelecekleri, Medine’den çıkan İslam ordusunun üç bölük olup kâfirleri yenecekleri, müminlerden bir bölüğünün kaçıp münafık olacaklan, bir bölüğünün şehit olacağı, diğer bölüğünün galip geleceği, ondan sonra îshak peygamberin çocuklarından 70.000 askerin İstanbul’u alacakları, önce deniz tarafını yıkacakları, ardından bir duvarını daha yıkıp her üç duvarını da yerle beraber edecekleri, gaziler ganimet malım paylaşırken şeytanın çıkıp “ey müminler Deccâl çıktı, evlerinizi harap ediyor” diye bağıracağı, onların da İstanbul’u bırakıp Şam’a gidecekleri, ondan soma halkın kötü işler yapacakları bütün bunların da kıyâmet alâmetlerinin belirmesine yol açacağı anlatılır.
İstanbul hakkındaki kıyamet senaryoları fetihten sonra da devam etmiştir. Fetihten hemen sonra Fatih Sultan Mehmed’in Mısır sultanına ve Karakoyunlular’a gönderdiği iki fetihnamede de İstanbul ile ilgili öne çıkarılan ve vurgu yapılan hadisler kıyâmet ile ilgili hadislerdir.Fakat bu hadisler tam metinleriyle değil eksik olarak yazılmıştır. İlki, ” Onlar kılıçlarını zeytin ağaçlarına asmış oldukları halde ganimetleri bölüşürken Kostantiniy e’yi fethe­derler” ikincisi “Onlar ganimetleri payla­şırken Kostantiniye feth edilecektir”, üçüncüsü ise, “Bir tarafı karada bir tarafı denizde olan şehri duymadınız mı, evet ey Taıın elçisi denildi. O dedi 70.000 kişilik bir ordu ona gaza yapacaktır” şeklindedir (“İstanbul’un Fethine Dair Fatih Sultan Mehmed Tarafından Gönderilen Mektuplar ve Bunlara Gelen Cevaplar”, Tarih Dergisi, sy.7 İstanbul 1953, s. 11-50.)
Fetihten yüzyıllar sonra bile İstanbul’un fethinin kıyamet alameti olduğuna dair inanç devam etmiştir. Fetihten iki yüz yıl sonra bir Osmanlı tarihçisi fetihle ilgili şunları yazmıştır:
“Hâlâ OsmanlIların merkezi, ehli islâmın iftiharı olan ‘İslambol, uleması ve münevveri bol bir şehirdir. O kadar mamur olmuştur ki cihanı dolaşan bir kimse yer yüzünde buna benzer bir şehir asla göremez. Bu şehirde sultanlar, hanım sultanlar ve vezirlere ait yüz yirmiden fazla saray vardır. Her biri Şeddâd’m (Ad kavminden cennete nazire İrem bağım yaptırttığı söylenen hükümdar) bina­larından bir örnektir. Şeddâd kavminden sonra buna benzer şaşırtıcı binaları hiçbir kimse yapamamıştır. Bu binalardan en düşüğü At meydanındaki İbrahim Paşa Sarayıdır, en iyisi ise Süleymaniye Camii altındaki Sultan Süleyman vezirlerinden Siyavuş Paşa’mn yaptırttığı saraydır… bu şehrin büyüklüğüne ve halkın çokluğuna nisbetle daha birçok dükkan, kervansaray, han, hamam tekke, medrese, imarethaneler, mescitler ve camiler vardır ki tarifi bile zordur. İşte bu ‘İslambol’ şehri o kadar mamurdur, böyle olunca içinde yaşayanlar devletlerine mağrur olup Hakk’ın yolundan ayrıldılar, daima birbirlerini aldatmaya ve belaya, töhmete uğratmaya, birbirlerinin elinde olanı almaya, yalan söyle­meğe, iftira atmaya, alimlere ve diğer ilim ehline itibar etmemeye başladılar. Alimler ise ilmin gereği üzere hareket etmediler, satıcılar ve esnaf alışverişlere hile karıştırdılar, fakirlere sadaka vermediler, rüşvete meylettiler. Halk arasında dahi zina ve livata fiili yaygınlaştı, askerler her zaman isyana ve fesat işlere hazır hale geldiler. İşte bu sınıflar ‘Bir beldede zina ve kumar ya da kötülük baş gösterir ve doğruluk yok olursa Yüce Allah dört şeyle temizler: yangınla, kıtlıkla, salgın hastalıkla ve savaşla. Allah dilediğini yapar, dilediği şekilde hükmeder’ yolundaki peygamber hadisine kulak asmadılar. Nitekim bu hadisin öngördüğü gibi bundan önce çok kere veba salgım ortaya çıktı, bir iki ayda 700­800 kişi öldü, ayrıca yangınlar şehri mahvetti,İstanbul’un yansı yanıp kül oldu…”  ( Mehmed Halife, Tarih-i Gilmani, haz. E. Oral, doktora tezi, Istanbul 2000,s.77-78.)
16. yüzyılda yaşayan tarihçi Selaniki ‘ de o dönemde başlayan veba salgınını İstanbul’un eski kaynaklarda veba salgınının kaynağı olarak geçtiğine atıfta bulunarak İstanbul vilâyetine hükemâ Arz-ı vebâiyye dedikleri üzere kadimî hüneri yine zâhir olup.. diye anlatarak fetihten nerdeyse iki yüzyıl sonra bile İstanbul’un fethinin kıyametin başlangıcı olarak algılandığını göstermektedir.
Sonuç olarak İstanbul’un fethinin peygamber müjdecisi olduğuyla ilgili bir hadis fetih öncesi ne hadis kitaplarında, ne Osmanlı dönemindeki yazarların eserlerinde, ne de fetihnamelerde bulunmamaktadır. Söz konusu hadis fetihten sonra Fatihin üstün zekasıyla fetihnamelerde özellikle Molla Güraninin ustaca hadisi istediği şekilde alıntılamasıyla yer almıştır. Bunun dışında 16. Yüzyılda Gelibolulu Ali’nin Künhü’l Ahbar eserinde fethin peygamber müjdesi olduğu yer almıştır. Fetih öncesi hiçbir kaynakta fethin peygamber müjdesi olduğu yazmadığı halde fetihten sonra bu hadisin kaynaklarda yer alması Fatih’in üstün zekasının sonucudur. Bu sayede hem fetih öncesi kıyamet senaryolarının önüne set çekilmek istemiş hem de fetihe dini bir dayanak uydurulmuştur fakat yine de fetihten iki yüzyıl sonra bile fethin zihinlerde kıyametin başlangıcı olarak yer almasına engel olamamıştır. O halde şunu sormak istiyorum. İstanbul’un fethi, fetihten iki yüz yıl sonra bile kıyametin başlangıcı olarak yorumlanmışken bugün kutsal bir fetih gibi her sene kutlanması biraz ilginç değil midir ?
TIBBIYELİ HİKMET

İstanbul’un Fethi Gerçekten Peygamber Müjdesi miydi?” için bir yorum

Bir cevap yazın