Atatürk Düşmanlarının Vahdettinle İlgili Komik İddiaları – 2

10899677_1380053028966167_419375136_n
 

Tarihimizin özellikle son yüzyılında tarihle ilgili o kadar yalan, iftira uydurulmuştur ki bunları bir kitapta toplasak bir kitaplığı dolduracak kadar cilt olur.  Bu yalanlardan bir kısmı Atatürk’ü küçültmek için uydurulan genellikle de şahsına yönelik iftiralardıır. Örneğin soyunun belli olmadığı, alkolik olduğu, dine karşı düşman takındığı gibi tamamen şahsına yönelik iftiralar… Bir kısmı da tarihe hain olarak geçen isimleri vatansever ilan ederek yüceltmeye yönelik uydurulan iftiralardır.
Bu iftiralara ”gayri resmi tarih” diye bir de isim uyduruyorlar. Resmi tarih yalaaann propagandası altında yeni baştan yazılan alternatif bir tarih çalışması… Peki nedir bu alternatif? Resmi tarih ne diyorsa tam tersini söylemek, kahtramanları, hain hainleri ise kahraman ilan etmek. Kısaca gayri resmi tarih tarihin ters yüz edilmesinden başka bir şey değildir. Sürekli bir yalana ihtiyaç duyar ve bu sözde yalan üzerinden bir tarih yazar.
Bu yalanların en çok toplandığı kişilerden birisi de Vahdettindir. Cumhuriyet kurulduğundan beri hakkında o kadar çok yalan uyduruldu ki tarihte bir insan hakkında bu kadar yalan uydurulduğu çok nadirdir. Aslında işin trajikomik tarafı uydurdukları yalanların ilkokul çocuğunun yaş seviyesinde olduğu halde bunların yıllardır konuşulmasıdır. Bu da bizim farkımız olsa gerek…
Vahdettin hakkında uydurulan en büyük yalanlardan biri onun Cumhuriyet sonrası hain ilan edildiği yalanıdır. Sözde bu iddiayla ”siyasi mağdur” olarak gösterilmeye çalışılmakta ve tamamen ideolojik bir yaklaşım gibi gösterilmeye çalışılmaktadır.  ”Cumhuriyetin kurulması için Osmanlı’nın reddedilmesi gerekiyordu’‘ diyenlerin diğer yandan ”Cumhuriyet Osmanlı’nın devamıdır” demesi komedi değil de nedir? Hem Cumhuriyet için redd-i miras şartını koyacaksın hem de Cumhuriyet Osmanlı’nın devamıdır diyeceksin. Cumhuriyet Osmanlı’nın devamıysa redd-i miras nerede? Burada asıl amaç Vahdettin’i aklamaktır. Cumhuriyetten sonra devletin Fatihle Kanuniyle bir sorunu olmadı. Osmanlıyla ilgili kim kötülendi? Son padişah Vahdettin. O halde bu iddianın doğrusu şöyle olmalıdır: ”Cumhuriyetin ilan edilmesi için Vahdettin’in hain ilan edilmesi gerekiyordu”
Bu iddia hem mantıken hem de tarihi gerçeklerle yalandır. Cumhuriyetin kalıcı olması için neden Vahdettin’in kötülenmesi gerekli olsun ki ? Vahdettin yurtdışına kaçtığında Cumhuriyet ilan edilmemişti bile. Cumhuriyetin ilanıyla Vahdettin’in kaçışı arasında yaklaşık 1 yıl var. Cumhuriyet ilan edildiğinde ülkede kötülenecek ne bir padişah var ne de Cumhuriyete tehlike olabilecek bir padişah karizması var. Bu durumda Cumhuriyet neden Vahdettin’i hain ilan etme ihtiyacı duysun? Ülkeden sessiz sedasız gittiğinde ülke karışmadı. Millet padişahımızı isteriz diye sokaklara dökülmedi arkasından ağlanmadı. Çünkü Vahdettin Cumhuriyet öncesi hain ilan edilmiştir.
Buna bir kaç örnek vermek gerekirse 23 Nisan 1921 tarihli toplantıda İstanbul Mebusu Neşet Bey, Vahdettin için “kahrolsun” ifadesini kullanmış, Aynı Neşet Bey, 9 Temmuz 1921 tarihli toplantıda da “domuz” tabirini kullanmıştır.
Tunalı Hilmi Bey, Vahdettin’e “taçlı hain” demiştir. Diyarbakır Mebusu Hacı Şükrü Bey ise meclise verdiği bir önergede padişahı şeytandan daha kötü olarak nitelendirerek, Müslümanların besmeleyle padişahı taşlamalarını önermiştir.
Saltanatın kaldırıldığı gün meclis konuşmalarında Kazım Karabekir ve Ali Fuat Cebesoy’un Vahdettin hakkındaki sözleri  o günlerdeki durumu daha iyi gösteriyor.
K.Karabekir Paşa (Edirne): “Kötü ruhlar (aslı: ervah-ı habise) gibi karşımıza çıkan bu adamlar, İstiklal Savaşı’nın başlangıcında, doğudaki en uzak köşelere kadar fesat ellerini salmasalardı, hatta benim birliklerimin, karargâhımın içine kadar Ferit Paşa mel’unu zehirli mektuplar göndermemiş olsaydı, bu şerefli günlere iki yıl önce kavuşurduk. Bunlar idrakten, vicdandan yoksun birtakım insanlar… TBMM’nin kesin emriyle ve ilk fırsatta, İstiklal Mahkemesi ile bu adamlara gereken işlemi yapalım. Tevfik Paşa, ‘eğer Bab-ı Âli barış konferansına gitmezse, bunun İslam aleminde büyük etki yapacağını’ yazıyor. Genel Savaşta cihad ilan edilmiş iken, kendi şahsım adına ve kumandan olarak söylüyorum, gerek Çanakkale’de, gerek Irak’ta sürekli İslam askerleri ile savaşmak zorunda kaldım. Halbuki bugün, İstiklal Muharebesini yaparken ve İstanbul aleyhimize bir cihat fetvası çıkarmış iken, doğuda İslam, ellerini bize, Anadolu milletine uzatmış ve İstanbul hükümetini lanetlemiştir. Bütün şehitlerimiz, bütün gazilerimiz, ayakları, bacakları kopmuş kardeşlerimiz, bu adamları lanetliyorlar.” (I.Dönem Zabıt Ceridesi, 24.C., s.280)  
Ali Fuat Paşa (Cebesoy, Ankara): “Hâlâ İstanbul entrikası son bulmuyor. Bence düşmanların da sonuncusu (Vahidettin) bugün halledilmelidir!” (I.Dönem Zabıt Ceridesi, 24.C., s.286)
Bu iddianın ne kadar komik ve temelsiz olduğu  ortadadır. Hala bu iddianın konuşulması bizim ayıbımızdır. Eğer tarihi doğru okuyabilmiş olsaydık ve araştırsaydık bu kadar saçma bir iddia yıllardır konuşulmazdı. ”Ecevit hain değildi dedi o yüzden hain değildir” diye abuk sabuk savunmalar olmazdı.
Vahdettin hakkındaki en büyük çelişkilerden birisi de Atatürk’ün Samsun’a gitme mevzusudur. Sözde Atatürk’ü Vahdettin vatanı kurtarsın diye Samsun’a yollamıştır. Sonra ne olduysa bu iddia dışında yeni bir iddia daha ortaya attılar. Atatürk’ü İngilizler Samsun’a yolladı demeye başladılar. Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu. Yıllardır Vahdettin yolladı diyerek Vahdettin üzerinden Atatürk’ün Samsun’a gidişini kutsayanlar şimdi de yıllardır Vahdettin’i övdükleri konuyu ”İngiliz oyunu” olarak gösteriyorlar.  O halde Vahdettin İngiliz işbirlikçisi olmuyor mu?  Vahdettin yollamamış mıydı? Şimdi ne oldu?
Bu söylem değişikliğinin nedeni basit. Murat Bardakçı Şahbaba kitabında ”Samsun belgelerini” yayınlayana kadar bir çok insan Atatürk’ün Samsun’a İngiliz vizesiyle gittiğini bilmiyordu.  Aslında yıllardır bilinen ama popüler olmayan bir gerçekti. Murat Bardakçı gibi bilinen bir gazeteci  yayınlayınca herkes  gizli bir bilgiyi öğrendiğini zannetti. Bu havayı biraz da Murat Bardakçı yarattı. Her defasında ”ilk kez ben yayınladım” diyince insanlar devletin gizlediği tehlikeli bir bilgiyi yayınladığını düşündü. Tabi ki en başta Atatürk düşmanları…
Cumhuriyetin kurulduğundan beri Atatürk islamı sattı İngilizlerle işbirliği yaptı yalanlarına bir kanıt gerekiyordu. Şahbaba kitabı onlar için bulunmaz bir fırsat oldu. Madem ki Atatürk İngiliz vizesiyle gitmiş o zaman Atatürk kesin İngiliz ajanıydı. Bu belgeye mal bulmuş mağribi gibi atladılar ama yıllardır ”Atatürk’ü Vahdettin yolladı” diye salladıklarını unuttular. Anlayacağınız yobaz her zaman olduğu gibi yine kendini yalanlıyordu. Şimdi soruyorum Atatürk İngilizlerin yolladığı ajan mı? yoksa Vahdettin’in yolladığı Osmanlı paşası mı? Yobazlar bir karar verin hangisi? :)
Vahdettin hakkında uydurulan benim de en çok güldüğüm iddialardan biri Vahdettin İngilizleri oyaladı iddiasıdır. Sözde İngilizler ne derse peki diyerek onları oyalamış.  Bu nasıl bir oyalama Allah aşkına? Bu yalanlarını da diğer iddiaları gibi unutarak yeni bir iddia daha ortaya attılar. Bu iddiaya göre Atatürk Bandırma gemisiyle giderken İngilizler neden batırmamış? Bu iddia da Atatürk İngiliz ajanıydı yalanının ikinci ayağı.  Atatürk hem İngiliz vizesiyle gitmiş hem de gemiyi batırmamışlar eee Atatürk İngiliz ajanı işte bak yoksa gemiyi batırmazlar mıydı? diyorlar.  Birincisi Atatürk Samsun’a giderken İngilizler çok ihtiyatlı davranmışlar ve gemiyi kontrol etmişlerdir. İkincisi Vahdettin İngilizleri kandırdı Atatürk’ü vatanı kurtarsın diye yolladı diyen siz değil misiniz? İngilizleri kandırdıysa neden İngilizler Bandırma gemisini batırsınlar? Madem İngilizleri  kandıtrmış o halde İngilizlerin vize vermesi de Atatürk’ün İngiliz ajanı olması değil de Vahdettin’in başarısı olmuyor mu?  Yoksa yine mi yalan söylüyorsunuz? Vahdettin İngilizleri kandırmamış mıydı?
Gelelim en komik yalanlarına. Vahdettini savunanların en büyük silahları da acındırma taktiğidir. İşlerine gelmeyince  ”Vahdettin esirdi ne yapabilirdi ki” iddiasını ortaya atarlar. Vahdettini bu şekilde çaresiz bir adam yerine koyanlar aynı zamanda onu kurtuluş savaşı kahramanı ilan etmiyor mu? Elinden bir şey gelmeyen birisi nasıl Kurtuluş savaşı kahramanı olabilir? Bu iddiaları İngilizler hilafeti kaldırma sözü alıp gitti iddiasını da çürütüyor. Elinden bir şey gelmeyen çaresiz bir halifeden İngilizler neden çekinsin? Neden hilafetin kaldırılmasını istesinler? 1. Dünya savaşında korkmadıkları halifeden esir olunca mı korkacaklar?  Yobaz her iddiasında olduğu gibi bu iddiasında da kendisiyle çelişiyor. Bir insanı hem acındırmak hem yüceltmek bizim yobazlarımıza ait bir özellik. Vahdettin aslan mı kedi yavrusu mu bir karar verin artık
Tarih doğru işlenmediği sürece bu tarz saçma yalanlar yazılıp  çizilmeye, gerçekmiş gibi anlatılmaya devam edecektir. Tarih bir intikam alma aracı değildir. Atatürk düşmanlarının en temel hatası tarihe intikam alma hırsıyla yaklaşmalarıdır. Atatürk’ten intikam almak için yüzlerce iddia ortaya attılar atmaya da devam ediyorlar ama intikam gözlerini o kadar kör etmiş ki her yalanları başka yalanlarıyla çelişiyor. Çünkü okumuyorlar araştırmıyorlar belge koyamıyorlar. Bu yüzden her yobaz yazar başka bir şey yazınca ortaya böyle saçmalıklar çıkıyor. Ne kadar uydururlarsa uydursunlar tarihi gerçekler hiçbir zaman ilelebet çarpıtılamaz
TIBBIYELİ HİKMET

Bir cevap yazın