Emperyalizmin ve Türk Düşmanlarının Unuttuğu Katliam : HOCALI

1
 
Eğer siyasi yönden güçlü bir devletseniz, tarihi kendi amaçlarınız doğrultusunda kullanabilirsiniz. Bu yüzden tarih, emperyalist devletlerin diğer devletler üzerinde hakimiyet kurmak için kullandıkları büyük  bir silahtır. İşgaller, zulümler, soykırımlar her zaman tarihsel nedenlere dayandırılarak meşrulaştırılmıştır.
20. Yüzyılın en büyük emperyalist yalanlarından biri sözde Ermeni soykırımıdır. 1. Dünya savaşında Osmanlı hükümetinin savaş şartlarından dolayı Ermenilere tehcir uygulaması yaklaşık 100 yıldır ”soykırım’‘ diye propaganda yapılmıştır. Oysa çok değil sadece 22 yıl önce tarihin en vahşi soykırımlarından biri yaşandı. Bu soykırımın adını hatırlıyor musunuz? Ermenilere soykırım yaptık diyen çakma liboş aydınlarımıza hatırlatayım. Hocalı soykırımı.. Şimdi hatırladınız mı? 100 yıl önce yaşanmamış bir soykırımı temcit pilavı gibi ısıtıp ısıtıp önümüze koyan ve bunun adına da hümanistlik diyen iki yüzlülere Hocalı’yı tanıtalım
Hocalı tarih boyunca Ermenilerin saldırısına uğramıştır. 20. yüzyılın başında 1905,1906,1917 ve 1918 yıllarında 4 kez Ermeniler tarafından saldırıya uğramış, ahalisi öldürülmüştür. Hocalı soykırımı Ermenilerin Hocalı’ya yaptığı ilk saldırı değildir. Öncelikle meselenin tarihsel derinliğini bilmemiz gerekiyor. Hocalı her zaman Ermeniler ve Türkler arasında kalan ve soruna neden olan bir bölge olmuştur. Dağlık Karabağ bugünün sorunu değil geçmişten gelen tarihsel bir sorundur.
Hocalı katliamına giden yolda ilk kıvılcım 18 Eylül 1988 de Hankendi’ de yapılan eylemde ellerinde benzin doldurulmuş şişeler, silahlar, demir çubuklarla yaklaşık 5.000 Ermeni’nin Hocalı’ya saldırmasıyla başladı. Yaklaşık 150 kişilik Hocalı köylüsünün kendisini savunması sonucunda 27 Ermeni öldürülmüş, 100 Ermeni yaralanmış ve diğer Ermeniler de kaçmıştır. Bu olay Rusların Hocalı’ya ”Ermenileri korumak amacıyla” asker yerleştirmesine neden olmuştur. Soykırımın başlama tarihi 18 Eylül 1988 deki Ermeni saldırısı ve Ermenilerin öldürülmesini bahane ederek Sovyetlerin Hocalı’ya asker yerleştirmesidir
Ermenilerin kovduğu 1500 Azerbaycan Türkün ve Özbekistan’dan göç eden 465 Ahıska Türkünün Hocalı’ya yerleşmesiyle Hocalının nüfusu gittikçe artmış ve şehir statüsü kazanmıştır. Şehir statüsü kazandıktan sonra Hocalı’ya bir çok bina, hastane,okul, kütüphane inşa edilmiştir. Hocalı nüfusunun artması ve şehir haline gelmesi Ermenileri çok rahatsız etmiştir ve Hocalı için tehditlerini arttırmışlardır. Hocalı’nın Ermenileri rahatsız etmesinin nedeni  dağlık Karabağ bölgesindeki tek hava alanının burada bulunması , Bakü- Hankendi demiryolu ve Balü-Şuşa karayolunun Hocalı’dan geçmesiydi. Hocalı’ya hakim olmak demek Azerbaycan için Şuşa’nın ve Ermeniler üzerinde Türklerin etkisinin artması, Ermenistan hükümeti açısından önemi ise Hankendi ve diğer Ermeni nüfusunun çok olduğu bölgelere ulaşımı kolaylaştırmasıydı. Bu yüzden Hocalı her iki devlet için de stratejik bir bölgeydi ve soykırım ben geliyorum diyordu.
Hocalı ahalisi 1991 yılının Ekim ayından beri Azerbaycan hükümetine yardım mektupları yollasa da gerekli yardımı görememiştir. Bir nevi soykırım açıkça  davul çala çala kapıya dayanmıştır. Hocalı’ya Azerbaycan hükümetinin son yardımı 13 Şubat 1992 de yapılmıştır. 200-250 otomatik silah, 1 adet top, 2 tane roket ve 1 zırhlı araç. Hepsi bu kadar.. Tüm yemek vce mermi stokları tükenmişti. Artık  soykırım çok yaklaşmıştı ve savunmasız Hocalı halkı çaresiz ölümü bekliyordu.
Ve işte o kara gün.. 25 şubat saat 23:00 da kendilerine ”Artsah halk kurtuluş ordusu” ismini veren Ermeni çeteleri, Ermeni askerleri ve SSCB den kalma 366. alaya bağlı Ruıs askerleri Hocalı’ya saldırdı. Önce 366. ala top ateşleriyle şehrin askeri noktalarını yok etti ardından şehri savunanlar kurşuna dizildi. Sabaha kadar tarihin gördüğü en kanlı çarpışmalardan , en büyük vahşetlerinden biri yaşandı. Katliamın bilançosu ağırdı. 613 sivil öldürülmüş, 63 ü çocuk, 106 sı kadın, 70 i ihtiyar 239 kişi özel işkence yöntemleriyle, 487 kişi vücutlarında ağır hasar bırakılarak katledilmiştir. 1275 kişi kaçırılarak ağır işkenceler uygulanmış bunların 1165 i kurtarılmış geriye kalan 110 kişinin (68 i kadın 26 sı çocuk) akıbetleri hakkında her hangi bir bilgi yoktur. 7 aile tümüyle öldürülmüş, 27 aieden sadece 1 kişi hayatta kalmış, 230 aile anne babasız kalmış, 200 kişinin ayakları kangren olarak kesilmiştir. Ermenilerin, gazetecilerin ve tanıkların vertdikleri rakamlara göre ölü sayısı 1300 ten fazladır. İşte 22 yıl önce dünyanın gözü önünde yapılan katliam. Bizim sözde aydınlarımızın bu sayılardan haberi var mı? Hiç sanmıyorum. Şimdi gelin bu vahşetin tanıklarının, gazetecilerin anlattıklarını okuyalım
Olay yerine gelerek ilk çekimleri yapan, sonradan Ermeniler tarafından şehit edilen Azerbaycan Milli Kahramanı Çingiz Mustafayev Hocalı soykırımını şöyle anlatıyor:
“… Yüzlerce insan cenazesi gördüm… Çoğu, yakın mesafeden  kafasına kurşun sıkılarak  öldürülmüş 2 yaşından 15 yaşına kadar olan çocuk, kadın ve ihtiyar cesetleri idi… Cesetlerin durumundan da anlaşılıyor ki onlardan herhangi biri karşı koyamamış, kaçmaya yeltenmemişti. Onlar, Ermeniler tarafından son derece soğukkanlılıkla, vahşice katledilmişlerdi…
Soykırımın yapılmış olduğu ve onun izlerini taşıyan yere iki askerî helikopterle 28 Şubat’ta ilk olarak biz geldik. Biz daha havada iken 500 metre civarındaki alanın insan cesetleriyle kaplanmışlığının şahidi olduk…Helikopterden iner inmez Ermeniler üzerimize ateş etmeye başladı. Yanımızda bulunan polisler toplam 4 cenazeyi helikoptere bindirebildiler… Gördüğümüz manzara insanı delirtiyordu. Bir türlü kendimize gelemiyorduk.
Mart ayının 2 sinde yabancı gazetecilerle Oraya geldiğimizde tekrar aynı durumla karşılaştık; ama cenazeler daha kötü hale getirilmişti…  Ermeniler, cesetleri utanç verici şekillere sokmuşlardı. Anlaşılıyordu ki, Ermeni cellatları her gün bu vahşilikleri tekrarlamaktan zevk alıyorlardı…”
Bu facia sırasında Hocalı’da bulunan “Moskovskie Novosti” gazetesinin muhabiri Yuri Pompeyev, gördüklerini bir cümle ile şöyle özetler:
“Hocalı’da, sadece cesetler kalmıştı.”
Öldürülmüş insanların kafa derilerinin yüzülmesi, dış organlarının kesilmesi, öldürülmüş bebek ve çocukların gözlerinin tornavida ve b. araçlarla oyulup çıkarılması, hamile kadınların karnı yarılarak çocuklarının dışarı çıkarılması, insanların diri diri toprağa gömülmesi ve yakılması Hocalı soykırımının sıradan, alışılmış sahneleridir… Soykırım mağdurlarının anlattıkları tüyler ürperticidir. 
Esir alınmış mağdurlardan Seriyye Talıbova başlarından geçenleri şöyle anlatıyor:
“Ermeniler bizi bir Ermeni mezarlığına götürdüler. Ahıska Türklerinden dört genci ve üç Azerbaycan Türkünü bir zamanlar Türkiye Türkleriyle savaşmış bir Ermeni’nin mezarı üstünde kurban gibi kestiler… Ermeni askerleri ve eşkıyaları, çocukları, anne ve babalarının gözleri önünde işkence ile öldürdüler. Sonra cesetleri kepçe ile dereye döktüler. Bununla da yetinmeyen Ermeniler, iki genci getirdiler ve onların gözlerini matkapla deldiler…”
Valeh Hüseyinov adlı soykırım mağduru ise yaşadıklarını şöyle anlatmaktadır:
“Esir düştüm. Bütün esirlere işkence ettiler. Benim bütün tırnaklarımı çıkardılar, parmaklarımı kırdılar, dişlerimin hepsini kerpetenle çektiler. Amcamı, onun çocuklarını, bütün ailesini vahşice işkencelerle öldürdüler. Ermeniler yakaladıkları insanların başını kesiyor, “Kafasız Türk” diyerek alay ediyorlardı… “
Helikopterle olay yerine gelen ABD gazetecisi Thomas Goltz şöyle demektedir:
” Fotoğrafçı arkadaşım öyle etkilenmişti ki, fotoğraf çekebilmesi için kendisini objelerin üzerine doğru itmem gerekiyordu. Cesetler, koparılmış uzuvlar… Her bakımdan mide bulandırıcıydı… Bazı cesetlerin cinsiyetini anlamaya çalıştım ama yüzleri parçalanmış, tanınmayacak halde olanlar vardı. Bazılarının kafa derileri yüzülmüştü.”
Pascal Privat ve Steve Le Vine tarafindan hazirlanan haberde ise şöyle anlatılmaktadır;
”Azerbaycan yine bir morgun mahzeni gibiydi; bir caminin arkasına gecici olarak kurulmuş morga, sürüklenerek getirilmis düzinelerce ceset ve onların başında yas tutan mülteciler vardı… Bunlar 25 ve 26 Şubat tarihinde Ermeni kuvvetleri tarafindan istila edilen, Yukarı Karabağ bölgesindeki Hocali köyünden Azerbaycanlılardı. Cesetlerin coğu, kaçmaya calışırken yakın mesafeden vurulmuştu… Bazılarının yüzleri paramparca idi, kafa derileri yüzülmüştü…”
Rusyalı savaş mühabiri Yuri Romanov  gördüklerini şöyle anlatıyor.
“Altı yaşında, kafası sarılı bir kız çocuğu gördüm… Sargı, çocuğun her iki gözünü kapatmış şekilde sarılıydı. Kameramı kapatmadan ona doğru eğildim:
– Neyin var tatlım?
–  Gözlerim yanıyor. Gözlerim yanıyor.  Amca… Gözlerim yanıyor!
Doktor sırtıma elini vurdu.
–  Gözleri kör olmuş. Onun gözlerinde sigara söndürmüşler… Bize getirdiklerinde gözlerinin içinde sigara izmaritleri vardı.
Orada şahit olduklarımı, gözlerimin gördüklerini ve kulaklarımın duyduklarını dilim ifade edemiyor.”
Bir Ermeni Gazeteci olan Daud Kheyriyan olayları anlattığı “Haçın Hatırı İçin” kitabında Hocalı katliamını şöyle anlatıyor:  
Gafion denen ve ölülerin yakılmasıyla görevli Ermeni grup, 2 Mart günü Hocalı’nın bir kilometre batısına 100 Azeri cesedini getirip yığdı. Son kamyonda 10 yaşlarında bir kız çocuğu gördüm. Başından ve elinden yaralıydı. Yüzü morarmıştı. Soğuğa, açlığa ve yaralarına rağmen hâlâ yaşıyordu. O sırada Tiranyan isimli bir asker onu tuttuğu gibi öbür cesetlerin üzerine fırlattı. Sonra bütün cesetleri yaktılar. O sırada yanmakta olan ölü bedenler arasından bir çığlık işittim…”
Rusyalı televizyon muhabiri Yuri Romanov kendisinin “Ben savaşı çekiyorum” adlı kitabında sivillerin katledildiği bölgeye gittikleri anı şöyle naklediyor:
“Ben helikopterin camından bakıyordum ve gördüğüm, bu insanlık dışı dehşet verici manzara gerçek anlamda beni hayretler içinde bırakıyordu. Karın eridiği dağ yamacının gölgesinde sararmış otların üzerinde insan cesetleri bulunuyordu. Büyük bir alan kadın, yaşlı ve çocukların cesetleri ile doluydu. Cesetler arasında bulunan ninesine (anneannesine) sarılmış küçük kız cesedi, insanı yakan bir manzara idi. Beyaz saçlı, başı açık ninenin yanına küçük kız uzanmıştı. Nedense, onların ayaklarını dikenli tellerle bağlamışlardı. Ninenin elleri de bağlıydı. Her ikisinin kafasında kurşun yarası vardı. Yaklaşık 4 yaşındaki kız çocuğu hayatının son anında ellerini ölmüş anneannesine uzatmıştı. Bu sahneden o kadar etkilendim ki, kamerayı bile unuttum…”.
Şimdi de bugün birilerin kardeş ilan ettiği, hatta  Ermenistan- Türkiye maçında  hatırı için Türk bayraklarını içeri sokmadığı ve kan kardeşi gibi kucaklaştığı Sarkisyan ve katliamın öncülerinden Zori Balayan  Hocalı katliamı hakkında neler demişler okuyalım
Ermeni faşizminin fikir babalarından olan Zori Balayan 1996 yılında Ermenice yazdığı ‘Ruhumuzun Canlanması’ adlı kitabında yaptığı insanlık dışı uygulamaları şöyle anlatılıyor:
“Arkadaşım Haçatur’la, zapt edilmiş evlerden birisine girdiğimizde bizim askerlerin 13 yaşında bir Türk çocuğunu pencereye çivilediklerini gördük. Haçatur, çocuğun bağırmaması için annesinin kesilmiş göğsünü onun ağzına soktu. Sonra ben bu Türk çocuğuna onun dedelerinin bizim dedelerimize yaptıklarını yaptım. Onun karnının, başının, göğsünün derisini soydum. Saatime baktım. Çocuk 7 dakika sonra kan kaybından yaşamını yitirdi. Sonra Haçatur çocuğun cesedini doğradı ve onunla aynı kökten -Türk-kökünden olan köpeklere attı. Akşam aynı şeyi 3 Türk çocuğuna daha yaptık. Kendi halkımın öcünü aldığım için ruhum mutlulukla dolmuştu.”
Dönemin Ermenistan Savunma Bakanı, Ermenistan’ın bugünkü Cumhurbaşkanı Serj Sarkisyan’a Hocalı Soykırımı’yla ilgili bir gazetecinin sorusuna şu yanıtı vermiştir:
“Biz bu konuda yüksek sesle konuşmak istemiyoruz. Hocalı’ya kadar Azerbaycan bizim sivillere saldıramayacağımızı düşünüyordu… Fakat Hocalı’da biz bu kalıbı kırdık.”
Her soykırım ırkı, dini, dili ne olursa olsun  kınanması ve bunu yapanların şiddetle cezalandırılması gereken bir olaydır fakat 100 yıl önce savaş şartlarından dolayı gerçekleştirilen tehciri soykırım diye propaganda yapıp Hocalı’yı görmezseniz bu samimiyet değil iki yüzlülüktür. Yaklaşık 80 yıl önceki Dersim isyanına katliam diyip hem de 40.000-50.000 kişi  öldü diye sallarken Hocalı’yı görmüyorsanız bu samimiyet değil iki yüzlülüktür. bazılarının nedense öldürülen Türk olunca sesi çıkmıyor görmezden geliyor ama  ben yine de bu körlere Hocalı’daki vahşetin resimlerini göstermek istiyorum. Bakın bakalım vicdanınız sızlayacak mı? Tabi sızlayacak bir vicdanınız varsa  
65247_0hqdefaultkmövhmv
TIBBIYELİ HİKMET

Bir cevap yazın