Cumhuriyet'in Bir Bardak Çay Hikayesi

 
çay
Gün geçmiyor ki ülkemizde yeni bir saçma olay yaşanmasın. Her gün ayrı bir cahillikle, akıllara ziyan uygulamalarla karşı karşıyayız. Bu saçmalıkların sonuncusu geçen gün Rize’de yaşandı. Rize Belediye başkanı ”10 Numara projeler” adını verdiği meydan projelerini açıkladı. Bu projelerden biri Cumhuriyet meydanındaki Atatürk heykelinin yerine çay bardağı heykeli yapılması. Ne güzel ”10 numara” proje değil mi? Bu süper zeka ürünü projeyi kim düşünmüşse ayakta alkışlamak, alnından öpmek lazım. Hatta çay heykelinin yanına bir tane de  Belediye başkanının heykeli yapılsın. Yapılsın ki insanlar böyle zeki belediye başkanını unutmasın. Torunlarımıza ”Bak bu amca bir zamanlar Rize’nin belediye başkanıydı. Atatürk heykeli, yerine aha şu yandaki çay heykelini dikerek 10 numara projeye imza attı” diye anlatırız.
Mesele Atatürk’ü yok etmek çay bahane… Akıllarınca meydanlardan Atatürk heykellerini kaldırınca milletin Atatürk’ü unutacağını sanıyorlar ama Türk milletinin Atatürk’e saygısının ve sevgisinin heykellerle ölçülemeyeceğini bilmiyorlar. Bilmedikleri bir şey daha var. O da bugün çay içebiliyorsa bunu Atatürk’e borçlu olmaları.. Şimdi yobazlar”tabi tabi Atatürk olmasa çay içemezdik” diye dalga geçecek biliyorum ama siz cahilsiniz diye gerçekler yok olmuyor. İster dalga geçin ister kızın çay içmenizi bile Atatürk’e borçlusunuz. Nasıl mı? Okuyun da ÖĞRENİN
Çay, insanlık tarihinin en eski bitkilerinden biridir. Ana vatanı bazı araştırmacılara göre Hindistan’ın Assam bölgesi ormanlarıdır. Bazı araştırmacılara göre ise Çin’in Fukien bölgesindeki Boheon dağlarıdır. İster Çin olsun İster Hindistan. Ana vatanı neresi olursa olsun Çay’ın yetiştiriciliği binlerce yıl öncesine dayanır.
Bir efsaneye göre çayın mucidi M.Ö. 3000 yıllarında Çin imparatoru olan Sheng Nungtur. Efsaneye göre bir gün çay yapraklarını suya düşürmüş, sonra bu suyu içince çayı icat etmiş. Bir başka efsaneye göre ise Zen budizmini Japonya’dan Çin’e taşıyan ve 9 yıl bir duvara bakarak meditasyon yapan Bodhidarma meditasyonu bozulmasın diye göz kapaklarını keser atar. Göz kapaklarını attığı yerde bir bitki yetişir ve çay adı verilir. Çay hakkındaki efsaneler kısaca böyle. Şimdi gerçeklere dönelim ve Türk tarihindeki çayın yerine bakalım.
Çayın ülkemizdeki ilk üretimi Osmanlı’ya dayanır. II.Abdülhamit döneminde 1889 yılında ilk kez çay üretimi denemesi yapılmıştr fakat yanlış bölgede ekim yapıldığı için bu deneme başarılı olmamıştır. Bu ilk deneme başarısız olsa da  Osmanlı, çayın ne kadar önemli bir bitki olduğunun farkındadır. II. Abdülhamit’in tarım bakanı Selim Paşa, 6 Ekim 1894 yılında Sadrazama yazdığı raporda çayın önemi hakkında şunları yazmıştır :
“Çay bitkisi, besleyici ve iyileştirici özellikleri olduğu için ticaret pazarında ehemmiyetli bir konuma sahiptir. Bundan dolayı Osmanlı topraklarında da yetiştirilmesi ve tarımının da yaygınlaştırılması hususlarına teşebbüs edilmesi…”
Selim Paşa haklıdır. Çay, 19. yüzyılda dünyada önemli bir ticari maldır. İngiltere’nin Hindistan’daki en önemli ticari kaynaklarından biri çaydır ve üretimi giderek yaygınlaşmaktadır. Osmanlı’da çayın önemini fark ettiği için çay üretimini denemiş fakat hem bilgisizlikten hem de imkanların yeterli olmamasından başarılı olamamıştır.
Cumhuriyet döneminde de devletin en çok önem verdiği konuların başında ekonomi gelmektedir. Uzun yıllar süren savaşlar halkın tüm mal varlığını kaybetmesine neden olmuş, memleketin her köşesi gençliğe hitabede de yazdığı gibi harap ve bitap durumdadır. Ekonominin canlanmasını milli bir mesele olarak ele alan Cumhuriyet’in ekonomide en çok önem verdiği konu tarımın canlanmasıdır. Çünkü halkın büyük çoğunluğu köylerde yaşamaktadır ve en önemli geçim kaynakları tarım ve hayvancılıktır.
Çay üretimi, Cumhuriyetin önem verdiği zirai ürünlerden biridir. Bu amaçla yapılan araştırmalar sonucunda çayın en iyi doğu Karadeniz bölgesinde yetişebileceğine karar verilmiştir. Böylece hem bölgede tarım canlanacak, hem çayın ithali azalacak, hem de bölge insanına iş alanı açıldığı için göçler azalacaktır. Bu yüzden çay üretimi ciddiyetle ele alınmıştır.
Çay üretiminden önce Doğu Karadeniz’in geçim kaynağı tarım ve göçmen parasıydı. Kadınlar , mısır, kara lahana fasulye ekiyor, Erkekler ise çalışmak için göç ediyordu. O dönemde İstanbul şimdiki gibi gelişmiş bir şehir olmadığı için en cazip yer Rusya’ydı. Deniz yoluyla Rusya’ya göç eden erkekler kazandıkları parayla şeker, un gibi temel ihtiyaç gıdalarını alıyorlardı. Ekim devrimine kadar halk geçimini bu şekilde sağladı fakat 1917 Bolşevik ihtilalinden sonra her şey alt üst  oldu. Ekim devriminden sonra sınır kapısının kapatılması erkeklerin işsiz kalmasına neden oldu. Bunun üzerine eli kazma kürek tutan vasıflı işçiler çalışmak için ülkenin çeşitli yerlerine göç ettiler. Vasıfsız olanlar ise balıkçılık ya da Zonguldak kömür madenlerinde çalışarak ailelerini geçindirdiler. Bu nedenle çay üretimi bölge halkı için de büyük bir iş sahası açacaktı
1
Yıllara göre çay ithalinin miktarı (Kg)
1923 yılında çayın en uygun hangi bölgede yetişebileceğinin araştırılması için Mardin mebusu Ali Rıza bey (Erten) görevlendirilmiştir. Ali Rıza bey hazırladığı raporda çayın en uygun Doğu Karadeniz’de Rize’de yetişebileceğini yazmıştır. Bu rapordan sonra 6 Şubat 1924’te kabul edilen 407 sayılı ”Rize Vilayeti ile Borçka Kazasında Fındık, Portakal, Mandalina, Limon ve Çay Yetiştirilmesi” kanunu çıkarılmıştır ve ”Bahçe Kültürler istasyonları” kurulmuştur. Bu iş için Ziraat umum müfettişi Zihni Derin görevlendirilmiştir
2
Rize’de çay üretiminin temelini atan Ziraat umum müfettişi Zihni Derin
3
Bahçe kültür istasyonlarının kurulmasından sonra Batum’dan getirilen çay tohumları  halka dağıtılmıştır fakat halk ne kazanç getireceğini bilmediği bu yeni bitkiye ilgi göstermemiştir. İlgi gösterilmemesinin diğer bir nedeni ise çayın, mısır, buğday gibi temel gıda maddelerinden biri olmamasıdır. Bu nedenle çay üretimi 1920 li yıllarda başarısızlığa uğramıştır.
4
1920 li yıllardaki başarısız denemeden sonra 1933 yılında çay üretimi bir kez daha gündeme gelmiştir.  İsmet İnönü 1935 yılında Rize’ye yaptığı bir gezide çayın önemini halka anlatmıştır. Ayrıca tarım bakanı olan Muhlis Erkmen Samsun’dan Rize’ye kadar yaptığı gezide çayın bölge için çok önemli bir kaynak olduğunu söylemiş ve çay üzerinde ayrıntılı bir çalışma yapılmasına karar verilmiştir. Yapılan çalışma sonucunda çay üretimin yaygınlaştırılmasına hız verilmiştir
Çay üretimin yaygınlaştırılması için Zihni Derin görevlendirilmiştir. 1937, 1939 ve 1940 yıllarında SSCB den 70 ton çay tohumu ithal edilerek çay üretimi yaygınlaştırılmıştır. Halk yavaş yavaş mısır tarlalarına çay tohumu ekmeye başlamıştır. Böylece o güne kadar kendi geçimi için tarım yapan halk, ürettiği ürünü satan çiftçiler olmuştur. Türkiye’de çaycılığın gelişmesinde büyük emeği olan Asım Zihnioğlu anılarında Yusuf Ziya Kotil isimli bir vatandaşın mısır tarlasını çay tarlasına çevirmeye nasıl ikna ettiğini şöyle anlatır :
”Yıl 1938, Ekim ayı. Rize’nin Gündoğdu Bölgesi’ndeyim. Çay tohumlarını ekip yetiştirmek için toprak bulma peşindeyiz. Dağınıksu Köyü’nden Yusuf Ziya Kotil’in dere kenarındaki, hafif meyilli mısır tarlasına göz koymuştum… Kendisine şu teklifi yaptım: Fidanlar söküldükten sonra bu tarlayı çay bahçesi haline getirip teslim edecektim… Mısır yerine çayın daha karlı olduğunu anlatmaya çalıştım Birlikte yaptığımız hesapta mısırın kilosunu 5 kuruştan, çayın kilosunu da o zamanki fiyat olan 60 kuruştan değerlendirdik, hesap sonunda çay lehine arada on misli fark çıktı.” (Asım Zihnioğlu, Bir Yeşilin Peşinde, TÜBİTAK Yayını, İstanbul 1998, s. 32)
6
Rusya’dan sandıklarla getirilen ilk parti çay tohumu ve fidanları Rize iskelesinde törenle karşılanırken 1937
Çay üretiminin artması, üretilen çayın işlenmesi ihtiyacını doğurmuştur. Bunun için ”Çay işletme atölyeleri” kurulmuştur. Asım Zihnioğlu çay işletme atölyelerinin kuruluşunu şöyle anlatmaktadır :
”Önce Rize ve çevresinde köyle altı bölgeye taksim ediliyor ve her bölgenin başına bir teknisyen getiriliyor. Köylerde çay bahçesi kurulması hareketi fiili olarak başlarken bir taraftan da çay bahçelerinden elde edilecek yaprakların kuru çay haline getirilmesine yarayacak basit ve kullanışlı tipte atölyelerin kurulmasına gidiliyor” (Asım Zihnioğlu, Bir Yeşilin Peşinde, TÜBİTAK Yayını, İstanbul 1998, s. 19)
8
Yerel giysilerini kuşanmış Çay Sanayi İşçileri Sendikası işçileri, Rizespor ve Fener Gençlik futbolcuları ile Cumhuriyet bayramı törenlerinde – 1959
7
Bahçe Kültür İstasyonu’nda yetiştirilerek Rize halkına dağıtılmak üzere tahta kasalarla araca yüklenen çay fidanları  1940
44
Ziraat Çay Bahçesi’nde kutlanan çay bayramlarından biri – 20 Haziran 1944. Kazım Kartal (1), Zihni Derin (2), Murat Zırh (3), Hilmi Somay (4).
Çay işletme atölyelerinin kurulmasıyla birlikte çay artık sadece halkın geçimini sağladığı bir tarım ürünü değil aynı zamanda ülke ekonomisine katkıda bulunan ticari bir mal olmuştur. 1939- 1946 yıllarındaki çay üretim miktarları incelendiğinde Cumhuriyet’in bir çok konuda olduğu gibi çay üretiminde de bir mucize yarattığı açıkça görülecektir
15
Şimdi düşünün.. Bin bir zorlukla, yoklukla bir devlet kuruyorsunuz ve kurulmasının üzerinden 1 yıl bile geçmeden tarım yapılsın ekonomi gelişsin diye çay kanunu çıkarıyorsunuz, müfettişler yolluyorsunuz, tohum istasyonları kuruyorsunuz, halka yetiştirmesi için çay tohumu ithal ediyorsunuz ama yıllar sonra bir belediye başkanı çıkıyor Atatürk heykeli mi çay bardağı mı diye referandum yapmaya kalkıyor. Ne diyeyim tarihi bilmemek, daha da önemlisi tarihe saygı duymamak sanırım böyle bir şey…
TIBBIYELİ HİKMET

Cumhuriyet'in Bir Bardak Çay Hikayesi” için 2 yorum

  • Eylül 7, 2016 tarihinde, saat 6:46 am
    Permalink

    Her zamanki gibi oldukça bilgilendirici bir yazı olmuş. Açıkçası Anadolu’da çayın çok daha önceden üretildiğini düşünüyordum. Teşekkür ederim 🙂

Bir cevap yazın