Bir Kez Daha Samsun’a Çıkma Zamanı…

1
Siyasi partiler, aynı ideolojiyi paylaşan insanların ülkenin yönetimine talip olmak için oluşturdukları, anayasal sınırlar içinde kurulmuş örgütlenmelerdir. Siyasetin temel çekirdeğidir de diyebiliriz. Örgütlenme siyasette olmazsa olmaz… Örgütsüz siyasi mücadelenin başarılı olma şansı yoktur.
Siyasette en önemli değerlerden biri dava adamı olabilmektir. Bir siyasi partinin başarılı olabilmesindeki en önemli sır ideolojisine sadık insanların varlığıdır. Davasına inanmış insanların sayısı ne kadar fazlaysa bir siyasi partinin kalitesi ve başarısı o kadar artar.
Teorikte böyle olması gereken siyaseti ve siyasi partileri pratikte görebiliyor muyuz? Tek kelimeyle HAYIR…
Ülkemizde siyasetin en önemli sorunu siyasi partilerdeki lider diktatörlüğüdür. Tüm siyasi partilerimizde lidere bağlılık, ideolojiye bağlılıktan önce gelmektedir. Bu da partilerin ideolojik örgütlenme özelliğini kaybetmesine neden olmaktadır. Bir siyasi partiyi yaşatan ideolojisidir. Lidere bağlı partilerin ömrü çevresinde toplanılan liderin ömrü kadardır fakat ideolojiler ölümsüzdür. Fikirler kuşaktan kuşağa aktarıldıkça yaşamaya devam eder ve bir siyasi parti ideolojisiyle ayakta kalır.
Şimdi ülkemiz siyasetinin fotoğrafını çekelim…
Siyasetimizde liyakat sistemi var mıdır? HAYIR
Parti içi demokrasi var mıdır? HAYIR
Düşünceye değer verilmekte midir? HAYIR
Liyakatin yerini biat alırsa, siyasi mevkiler yeteneğe göre değil de yalakalığa göre verilirse o ülke siyasetinin çökmesi kaçınılmazdır. Siyaset çökerse devlette çöker. Osmanlı’yı da çökerten işte bu siyasi yozlaşmadır. 17. Yüzyıla kadar devlet makamlarında liyakat esas kabul edilirken, 18. Yüzyıl başından itibaren liyakat usulü terk edilmiş, devlet makamları açık arttırmayla rüşvet karşılığında satılmıştır. Bu siyasi yozlaşma ise koskoca bir imparatorluğun yıkılmasına neden olmuştur. 350 yılda cihan imparatorluğuna yükselen devlet 200 yılda ibret verici bir şekilde yıkılmıştır
Tarih, milletler için en doğru yol göstericidir. Osmanlı’nın yıkılışı geçmişteki hatalardan ders çıkarmamız için çok çarpıcı bir örnektir. Ancak günümüzde bu sorgulamayı görebiliyor muyuz? Moda deyimle söylersek tarihimizle yüzleşebiliyor muyuz?
Ne mümkün… Zerre kadar yüzleşebilsek ona da razıyım. Ancak daha tarihimizi bile doğru düzgün bilmiyoruz. Kanuni’nin Şehzade Mustafa’yı idam ettirdiğini 450 yıl sonra TV dizilerinden öğrenen bir milletiz. Anlayacağınız durumumuz çok vahim… Hem de çok vahim…
Geçmişimizden doğru dersleri çıkaramadığımız için bugün, Osmanlı’nın 200 yıl önce yaşadıklarını yaşıyoruz. Lider egemenliği altında ideolojilerini lidere satan partiler, liyakatten uzaklaşılması, devlet yöneticilerine karşı aşırı yalakalık ve alabildiğine rüşvet… Sistem çökme noktasına dayanmış durumda… 200 yıl önceki Tanzimat toplumunun yaşadıklarını yaşıyoruz. Bir yanda yozlaşmış bir siyaset, diğer yanda yozlaşmış bir millet… Gerçekleri savunan bir avuç insan var. Onlar da ya deli ilan ediliyor. Ya da hapislerde çürütülüyor.
Milletçe gözümüz kapalı uçuruma doğru sürükleniyoruz ve hala gidişatın felaket olduğunun farkında değiliz.
Tarih şunu göstermiştir ki gaflet uykusundan uyanamayan milletler büyük felaketler yaşamışlardır ve ancak bu şekilde uyanmışlardır. Misal Almanya… Nazi iktidarı döneminde halkın çoğunluğu Hitler’in arkasındaydı ve gerçeği anca Sovyet ordusu Berlin’e girdiğinde anladılar. Almanların yaşadığı bu felaket onların gelişmesinde büyük etken oldu ve bir daha Hitler gibi biri iktidara gelmesin diye tüm kanuni önlemleri aldılar.
Biz de Almanlar gibi felaketi yaşayınca mı uyanacağız? Belki…
Osmanlı gibi yıkılışı yaşayıp tekrar bir bağımsızlık savaşı mı vereceğiz? Bu da mümkün…
Her iki felaketi de yaşamak istemiyorsak çözüm bizde… Hastalığı doğru teşhis etmek lazım. Doğru teşhis edilemeyen hastalıklar daha büyük hastalıkların ortaya çıkmasına neden olurlar. Yıllardır uyguladığımız yanlış tedaviler bizi bugünlere getirdi.
AKP iktidarı yıllardır devam eden yanlış tedavinin sonucudur. Bu iktidar döneminde siyaset tam anlamıyla çöküşü yaşamıştır. Devlet terbiyesi ortadan kalktı, siyasi ahlak diye bir şey kalmadı. Tüm ahlaksızlıklar normalleştirildi ve en önemlisi tüm bu yozlaşmalar sözde kendisini ‘’muhafazakâr’’ olarak tanımlayan bir iktidar döneminde yaşandı.
İktidar ülkeyi her gün uçuruma sürüklerken muhalefet üzerine düşen görevi layıkıyla yerine getirdi mi? Sağlam bir muhalefet iradesi gösterebildi mi? Hayır… Çünkü sorun sadece iktidar partisinde değil sistemin kendisinde… Sistem baştan sona çürümüş durumda… Balığın başı değil kuyruğu bile kokuyor.
AKP nin antidemokratik uygulamalarından şikâyet eden partiler kendi içlerinde bile demokrasiyi uygulamıyor ve bu partiler biz iktidara gelirsek demokrasi de gelecek diyor. Sizce bu durum ne kadar samimi ve kabul edilebilir?
Eğer sağlam temeller üzerine kurulmuş, ekonomik yönden refah seviyesi yüksek bir devletimiz olsun istiyorsak en başta siyasetimizi bu bataklığın içinden kurtarmamız gerekiyor. Bunun da birinci yolu Atatürk’ün Cumhuriyet’i ilan ettiği gençliğe güvenmektir. Gençliğin önünü açmalıyız. Açmak zorundayız. Mustafa Kemal’in 19 Mayıs’ta Samsun’da yaktığı bağımsızlık ateşini yüreklerinde en tutkulu şekilde yaşayacak ve yaşatacak olan gençliktir. Atatürk işte bu yüzden 19 Mayıs’ı gençliğe emanet etmiştir.
AKP iktidarına son verecek olan da, siyasi partileri lider diktatörlüğünden kurtaracak olan da, siyasi çürüklerden temizleyecek olan da Türk gençliğidir ve şuna eminim ki gençlik bir gün mutlaka ülkeyi bu hale getirenleri devirecek ve hesap soracaktır. Zaman ikinci kez Samsun’a çıkıp bağımsızlık ateşini yakma zamanı…
TIBBIYELİ HİKMET 

Bir cevap yazın