Tek Adam Rejimine Hoş geldiniz…

1
Pazar günkü AKP olağanüstü kongresi Türkiye’nin nereye doğru sürüklendiğinin net fotoğrafıydı.
Lideri kutsama… Lidere koşulsuz itaat… Lider uğrunda hayatını feda edecek kadar biat etmek…
Kısacası bir diktatörlük rejimindeki tüm niteliklerin hepsi AKP kongresinde vardı.
Tayyip Erdoğan’ın açıklaması okunurken tüm salonun ayağa kalkması ise tarihe geçen bir andı. Tarih 100 yıl sonra AKP dönemini yazarken bölünmüş yolları, metroları, seçimlerdeki oy oranlarını değil bu anı yazacak… AKP döneminin sembolü tüm salonun ayakta dinlediği anda çekilen fotoğraf olacak…
Bundan hiç kimsenin şüphesi olmasın. Tarih liderlerin yaptıkları yolları, yüzde kaç oy aldıklarını değil halkına nasıl davrandığını ve kendisine nasıl davranıldığını yazar.
AKP kongresinde yaşananlar fiili başkanlığa geçtiğimizin ilanıdır. Daha doğru ifade etmek gerekirse fiili sultanlığın, diktatörlüğün ilanıdır. Dünyada hiçbir demokratik, çağdaş, hukuk devletinde bir iktidar partisinin kongresinde böyle bir tablo göremezsiniz. Bir ülkenin başbakanı ya da Cumhurbaşkanı ne kadar sevilirse sevilsin çağdaş ülkelerde bu sevgi koşulsuz itaate asla dönüşmez. Çünkü demokratik ülkelerde kişilere değil devlete bağlılık esastır. Kişiler gelip geçicidir ve her başbakan ya da Cumhurbaşkanı geçici bir süre ülke yönetiminin sorumluluğunu üstlenen kişidir.
Bizde böyle bir durum görebiliyor musunuz? 150 yıllık parlamenter sistem geçmişi olan, 93 yıldır da Cumhuriyet ile yönetilen, tarih boyunca hiçbir dönemde devletsiz yaşamamış bir milletin kaderi bir adamın iradesine terk edilmiş durumda… Sanki o yokken Türk milleti yokmuş, Türkiye Cumhuriyeti diye bir devlet hiç olmamış gibi ‘’o olmazsa devlet yıkılır’’ gibi akıllara zarar sapkın bir zihniyet devlete egemen…
Böyle bir tablonun adı dünyanın neresinde olursa olsun diktatörlüktür. İsterse % 99 oy ile seçilsin bir lidere itaat, devlete bağlılığın önüne geçmişse, liderin sağlığı, devletin yaşamasından önemliyse bunun adı faşizmdir, diktatörlüktür.
Diktatörlük bir durum değil eylemdir. Yani bir kişinin iktidara geliş şekli onun demokrat ya da diktatör olduğunu ifade etmez. İktidara geldikten sonra yaptığı icraatlar o liderin demokrat mı yoksa diktatör mü olduğunu gösterir. Örneğin 27 Mayıs teorikte bir darbedir ancak darbe sonrası hazırlanan 1961 Anayasası Türkiye demokrasisi geliştiren bir Anayasa olmuştur. AKP ise seçimle iktidara geldiği halde hazırladığı anayasa ve getirmek istediği başkanlık sistemi 1961 Anayasasının çok gerisinde hatta Cumhuriyet’in bile gerisinde bir anayasadır.
Artık şu durumun adını doğru koyalım. AKP nin istediği ABD tipi başkanlık falan değil… Kendileri de öyle olmadığını gizleme ihtiyacı duymuyor zaten. İstedikleri başkanlık sistemi Abdülhamid dönemi Meşrutiyet sisteminin aynısıdır. Devletin en tepesinde ismi Başkan olan bir sultan ve onun güdümünde bir meclis… Başkanın meclisi fesh etme yetkisi var ama meclisinin başkanı yargılama ya da icraatlarını denetleme yetkisi yok. Bunun neresi demokratik Allah aşkına?
Demokrasinin en temel özelliği kişilerin ve kurumların denetlenebilir olmasıdır. Yasama, Yürütme ve Yargı bir hukuk devletinin üç temel ayağıdır ve aralarında bir denge kontrol mekanizması vardır. Demokrasilerde sandık sadece iktidara gelmek için bir araçtır. İstediğin her şeyi yapma hakkını vermez. Denetimden uzak bir kişi ya da kurum ancak faşist yönetimlerde olur ki AKP nin getirmek istediği başkanlık sistemi faşizmin başkanlık kılıfına sokulmuş halidir.
Aslında aklı başında olan bir insan, başkanlığın ne olduğunu bilmese bile AKP kongresinde yaşananları görünce Türkiye’nin nereye gittiğini görür. Başkanlık sisteminin Türkiye’yi demokratikleştirmeyeceğini anlamak için dahi olmaya gerek yok. AKP olağanüstü kongresindeki lideri kutsama, lidere itaat ve lideri ayakta dinleme gibi ritüeller ancak faşist yönetimlerde, NAZİ kongrelerinde ya da günümüzde Kuzey Kore’de görülür.
Herkesin aklını başına toplama zamanı çoktan geldi de geçiyor. Türkiye çok kötü bir sona doğru tam gaz sürükleniyor. Tarihte bizim şu an yaşadığımız tek adam rejimleri elbet bir gün yıkılmıştır ve arkasında çok büyük bir enkaz bırakmıştır. Çünkü devletin kaderi bir kişinin eline emanet edilirse o kişi iktidardan düştüğünde devlet çok büyük bir otorite boşluğuyla karşı karşıya kalır ve bu otorite boşluğu çok ağır bedeller ödetir. Demokrasi ve hukuk işte bu durum yaşanmasın diye vardır. Eğer Türkiye AKP kongresindeki gibi bir Türkiye olacaksa gelecekte çok kötü günler bizi bekliyor demektir
TIBBIYELİ HİKMET

Bir cevap yazın