Hilafetin Kaldırılmasını İngilizler İstedi Yalanı – 2

1521270_434086956694135_1044600275_n
 
Cemaat tarihçilerinin ve onların her söylediğine ayet gibi iman eden Atatürk düşmanlarının ”İngilizler hilafetin kaldırılmasını istedi” iddiaların nasıl yalan olduğunu, İngiliz kralı 5. George bir sözünden yola çıkarak nasıl saçma mantık yürüttüklerini ve bunu bile yaparken ellerine yüzlerine bulaştırıp bir cümleyi bile tam tercüme edemediklerini daha önceki yazımda anlatmıştım. İsteyenler aşağıdaki linkten yazıyı okuyabilir
http://www.tibbiyelihikmet.com/2015/03/03/hilafetin-kaldirilmasini-ingilizler-istedi-yalani/
Bu yazımda cemaat tarihçilerinin ve Atatürk düşmanlarının bu konudaki mantık hatalarını anlatacağım. Her konuda olduğu gibi bu konuda da tamamen komploya dayalı bir tarih yazdıkları için bir konuda ürettikleri komplo teorisi başka bir konuda ürettikleri komployla çelişiyor. Bu nedenle iddialarını çürütmek için başka bir belge göstermeye gerek kalmıyor.Bir yobazın en büyük düşmanı kendisidir.  Hiçbir konuda belgeye, tarih mantığına dayanmayan iddialar elbet bir yerde birbirleriyle çelişiyor ve inanın bunları görmek hiçte zor değil
İngilizler hilafeti kaldırmak istedi iddiasındaki ilk çelişki Vahdettin’in kendisidir. Neden? Gayri resmi tarihin iddiasına göre Vahdettin kurtuluş savaşını başlatmamış mıydı? ve yine gayri resmi tarihin iddiasına göre Vahdettin’in kurtuluş savaşındaki görevi İngilizleri idare etmek değil miydi?  Vahdettini savunmak adına ”çaresizdi esirdi ne yapabilirdi ki İngilizleri oyaladı” diyenler farkında olmasalar da Vahdettin’in kurtuluş savaşı boyunca İngilizlerin aleyhinde bir söz veya davranışta bulunmadığını itiraf etmektedir. Yani Vahdettincilere göre Vahdettin İngilizlerin yüzüne gülen ama arkalarından iş çevirip kurtuluş savaşını destekleyen bir padişahtır ve aynı zamanda bir halifedir. O zaman şunu sormamız gerekiyor. İngilizleri oyalayan bir halifeden İngiltere neden rahatsız olsun? Madem ki Vahdettin İngilizleri oyaladı o halde İngilizler Anadolu’dan giderken neden arkalarında bıraktıkları halifenin varlığından rahatsız olsunlar? 4 yıl boyunca halifeyi esir alan İngiltere değil miydi?
Konunun Vahdettin açısından ikinci çelişkisi iddialarını ortaya atarken tarihlere dikkat edilmemesidir. Şöyle ki saltanatın kaldırılışının tarihi 1 Kasım 1922dir. Vahdettin’in ise İstanbul’dan kaçışı 17 Kasım 1922dir.  Lozan Görüşmelerinin başladığı tarih ise 20 Kasım 1922 dir. Bizim cemaat tarihçilerimizin hezimet dediği Lozan görüşmeleri başladığında İstanbul’da hilafeti lağvedilecek bir halife yoktur. İnönü ve Lozan heyeti 20 Kasım’da Lozan’da görüşmelere başladığında Vahdettin bir İngiliz gemisiyle Maltaya çıkmıştı.  Şimdi şunu sormak gerekmiyor mu? İngilizler kendi gemileriyle Malta’ya götürdüğü bir halifenin sıfatından mı korktu? Lozan görüşmeleri başladığında sözde büyük halife Vahdettin sürgünde çaresiz bir adamdı. İngilizler bu adamın mı varlığından korkup hilafetin kaldırılmasını istedi?
Madem  Lozana girdik konuya Lozan’dan bahsederek ve konudan kopmadan devam edelim. Lozan anlaşması birilerinin anlattığı gibi hezimet değil bir zaferdir. Bir anlaşmayı karalamak o kadar kolay değil Lozan 1 günde kuzu kuzu imzalanmadı. Lozan görüşmeleri iki aşamalıdır. İlk görüşmeler 20 Kasım 1922- 4 Şubat 1923  ikinci görüşmeler ise  23 Nisan-24 Temmuz 1923 arasında olmuştur.  Aradaki iki aylık boşluğu da hesaba katarsak 8 aylık görüşmelerin bir sonucudur. Birilerinin iddia ettiği gibi İnönü ve heyeti İngilizlere boyun eğen omurgasız ezik adamlar olsaydı bu anlaşma 8 ayda mı imzalanırdı? Görüşmeler kesilir miydi? Ayrıca Lozanın hiçbir gizli anlaşması yoktur. Lozan ile ilgili tüm belgeler 1969-1973 yılları arasında  Prof. Seha Meray tarafından “Lozan Barış Konferansı Tutanaklar-Belgeler” ismiyle yayınlanmıştır. Kitabın pdfsini indirmek isteyenler aşağıdaki linke tıklayabilir
http://www.onergurcan.org/Mete%20Dural%20Kitapligi/METE/Lozan%20%201%20%201%20%201.pdf
Konuyu dağıtmadan devam edersek şunu sormak istiyorum. 8 ay gibi çetin tartışmalar sonucunda imzalanan bir anlaşmada sizce hilafetin kaldırılma sözü verilmiş olabilir mi?  Belgelerle bunun olmadığı ortada ama ben mantıken de çürütmek istiyorum. Sizce 100 yıllık bir hesaplaşma olan Lozan’da İngilizler kendi ülkesinde bile olmayan bir halifenin sıfatını kendileri için tehdit olarak görmüş müdür? Vahdettin’in yerine geçen Abdülmecid’in de İngilizler için tehdit unsuru olabilecek ne bir gücü  ne karizması ne de karakter olarak korkabileceği bir karakteri  vardır. Son halife Abdülmecid hem barıştan yana olan mülayim bir şehzade hem de nü resim çalışması yapabilecek kadar batı kültürünü benimseyen  bir halifedir. Aşağıdaki tablo son halife Abdülmecid efendi’in yağlı boya çalışması ‘Avluda Kadınlar’  isimli tablosudur
1476225_575665242512668_1519250866_n
İşte bizim cemaat tarihçilerinin ve Atatürk düşmanlarının İngilizler için tehdit olarak gördüğü halife. İngilizler nü tablo yapan bir halifeden korkmuşlar. Efendim Abdülmecid yerine başkası halife olurdu diyebilirler ona da cevap vereyim. Ne Vahdettin Ne Abdülmecid ne de hanedana mensup başka biri sizin sandığınız gibi panislamizm politikası izleyecek insanlar değildi.  Son derece batı kültürüyle yetişen, batıya karşı olmayan kızlarını bir batılı sarayların prensesleri gibi yetiştiren insanlardı. Konunun daha iyi anlaşılması için bir örnek vermek gerekirse Vahdettin kızı Ulviye Sultan ile İsmail Hakkı beyin  evlenmeden önce bizzat kendisi buluşturmuştur. O dönemde bir erkekle kadının yan yana yürümesi bile zor iken bir padişahın kızını bir erkekle Çengelköydeki evinde buluşturması ve dahası İsmail Hakkı beyin Ulviye sultanı direkt kendisinden istemesi normal bir durum değildir. Dönemin koşullarına göre fazla Avrupalı bir baba davranışıdır.Yılmaz Çetiner’in ”Son Padişah Vahdettin” kitabında bu evlilik şöyle anlatılmaktadır:
“İsmail Hakkı Beyefendi’ye Harbiye Nezareti’nden resmi bir yazı geldi… Veliaht Vahdettin Efendi, Çengelköy’de köşküne çağırıyordu. İsmail Hakkı’yı bir korku aldı! Acaba kızıyla buluştuğunu haber aldı da buna kızacak, danlacak mı endişesi içinde salonda beklerken Vahdettin Efendi girdi içeriye… Selamlaştıktan sonra oturdu hiç konuşmadan. Bir sigara içti ve birden ayağa kalkıp çıktı odadan… Garip bir durumdu bu ve İsmail Hakkı’nın yüreği küt küt atıyordu! Az soma bir de baktı ki, Vahdettin, yanında kızı Ulviye Sultan’la beraber tekrar içeriye giriyor. İşte kızım müstakbel kocan!  ( İ Hakkı Okday, Yanya’dan Ankara’ya, 2,bs , istanbul, 1994, s.206)
Vahdettin’in batı kültürüne yakınlığına başka bir örnek ise kızlarının ve torunlarının başının açık olmasıdır. Bugün Atatürk baş örtüsünü yasakladı kadınlarımızın baş örtüsünü açtı diyenler Vahdettin’in kızları ve torunlarının giyimine ne diyecek?
1503881_575701052509087_185132763_n
 Ulviye Sultan ve 1. Hakkı Bey Hümeyra
 
1504000_575702042508988_408281853_n

 
 
1461098_575703612508831_146894380_n
Ulviye Sultan
 
1514299_575704019175457_783926703_n
Ulviye Sultan nikahında çekilen aile fotoğrafı(1914)
1457681_575704345842091_924102408_n
Ulviye Sultan Hanedan nişanı ile
 
1531722_575706019175257_1347944694_n
Hümeyra (1936)

1459072_575706419175217_1121401578_n
Neslişah sultan’ın Kahire’de Kral Naibi’nin eşi olduğu yıllarda , Osmanlı hanedan ailesinin biraraya geldikleri anlardan (Soldan sağa) Haydarabat Nizamı’ın gelini Prenses Nilüfer , Neslişah Sultan , Kızkardeşi Hanzade , Annesi Sabiha Sultan , Samire Sultan , Fevziye Sultan , Hümeyra ve Osman Fuat Efendi.
Biri çıplak kadın resimleri yapan diğeri ise kızıyla damadını buluşturan, kızlarının ve torunlarının başı açık olan ve İngiliz gemisiyle Maltaya kaçan iki halife. İngiltere bu halifelerden mi korktu? Sizce bu kadar batılı olmuş halifelerin cihadla, panislamizmle işleri olur mu?
Konuya biraz da tarihi meseleler açısından yaklaşalım. İngiltere o dönemde dünyanın en fazla müslüman sömürgesi olan ülkesidir. Eğer iddia edildiği gibi İngilizler hilafetin kaldırılmasını istemiş olsaydı bunun tek nedeni halifelik gücünün yönetimi altındaki müslüman ülkeleri ayaklandırmasından korkması olması gerekir. Oysa tarihe baktığımızda bunun tam tersi olduğunu görüyoruz. İngilizler müslüman sömürgeleriyle hilafetin kaldırılmasından sonra sorun yaşamıştır. Bunun nedeni de Atatürk’ün ve silah arkadaşlarının kurtuluş savaşındaki başarısıdır. Türk kurtuluş savaşındaki zafer diğer müslüman milletler için bir ilham olmuştur ve İngilizler müslüman sömürgeleriyle Cumhuriyetten sonra sorun yaşamıştır. Yani anlayacağınız 1. Dünya savaşında halifenin cihad emriyle kıpırdamayan müslümanlar kurtuluş savaşından sonra ayaklanmışlardır. Eğer illa ki bir keramet aramak gerekiyorsa bunu halifelikte değil kurtuluş savaşında aramak gerekir.
İkinci bir hususta İngilitere gibi siyaset ustası olan bir ülke eğer halifelik gücünün zerre kadar kendisine fayda sağlayacağını düşünseydi 1. Dünya savaşında Osmanlıyı kendi safına çekmesi gerekmez miydi? Almanya gibi müslüman ülkelerle alakası olmayan bir ülke bile halifelikten bir medet ummuşken dünyada en çok müslüman sömürgesi olan İngiltere’nin bu güçten faydalanmak istemeyeceği düşünülebilir mi? Üstelik askerlerinin çoğu müslüman ülkelerden gelen İngiltere eğer hilafetin gücünü dikkate almış olsaydı kendi askerlerini isyana teşvik edecek bir gücü karşısına alır mıydı? İslamiyetin ve peygamberin doğduğu ve islam için kutsal topraklar olan Mekke de bile Şerif Hüseyin’i halifeye karşı isyan ettirebilen İngiltere hilafetin gücünden neden çekinsin?  Halifenin çağrısına en başta uyması gereken Mekke emiri bile halifeye isyan ediyorsa halifelik diye bir kurumun varlığından etkisinden söz edilebilir mi?
İngilizler diğer emperyalist devletlerin hiçbiri ne hilafetten ne de şeriattan korkmamışlardır. Neden korksunlar ki? Korkmaları için mantıklı bir neden söyleyin her yönden geri kalmış, teknolojisiz, eğitimsiz, parasız  bir ümmetten hangi emperyalist devlet korkar? Şimdi hilafet kaldırıldı müslümanlar geri kaldı diyecekler hayır efendim 100 sene önce de müslümanlar cahildi sömürülüyordu teknolojisi yoktu 200 sene önce de cahildi sömürülüyordu. Batılı devletler sanayi inkilabını gerçekleştirirken sen hala elde üretiyordun onlar askeriyede son teknolojiyle ordularını yenilerken sen ordunu ıslah edemiyordun Avrupadan orduyu adam etsin diye heyetler getiriyordun. Onlar her gün biraz daha gelişirken sen iflasını ilan edip Düyunu Umumiye ile kendini batıya teslim ediyordun. Onlar her gün yeni bir şey üretirken sen borç parayla Dolmabahçe ve Çırağan saraylarını yapıyordun. Şimdi söyleyin batılı devler hilafetten şeriattan neden korksun? Bu dünyada devletler açısından ünvanların bir önemi yoktur. Eğer paran varsa sanayin varsa ordun varsa dünyaya hükmedersin bunlar yoksa peygamber bile olsan cürmün kadar bile yer yakamazsın. Osmanlının en güçlü olduğu dönemlerde güçlü olmasının nedeni gelişmiş bir devlet olmasaydı yoksa ne hilafette ne de şeriatta bir keramet yoktu. Osmanlının çöküş dönemine kadar hiçbir padişah halifelik gücünden medet ummadı. Ne zaman devlet çöküşe geçti o zaman hilafete sarıldılar ama hilafette bir keramet olmadığını biraz acı ve geç anladılar.
Bugün islam ülkeleri içinde Türkiye dışında başka laik müslüman ülke yoksa laikliğin mi yoksa şeriatın mı emperyalistler için tehlike olduğunu daha iyi anlayabiliriz. Emperyalizm her zaman geri kalmış dinle beyni yıkanmış islam devletleri ister bunun da tek şartı şeriattır. Emperyalist devletlerin müslüman ülkelerin başına geçirdiği kukla liderlere bakın hiçbiri ülkelerine laikliği getirmedi. Afgan kralı Amanullah han biraz kıpırdar gibi oldu tahttan indirildi. Emperyalist devletler bugüne kadar her zaman radikal islamcı örgütleri desteklemiştir bunlara para ve silah vermiştir zamanı gelince de tasfiye edip yerine başka kuklalarını getirmiştir ama değişmeyen şey her zaman emperyalist devletlerin şeriatçı liderlerin arkasında durmasıdır. Bu durum bugün nasılsa 100 sene önce de böyleydi. Bu yazıyı okuduktan sonra İngilizler hilafeti kaldırmak istedi diyenlerin kimler olduğuna tekrar bakın ve bunların hangi safta olduklarını, Atatürk’e sövdüklerinin onda biri kadar emperyalizmi eleştirmediklerini görün.
TIBBIYELİ HİKMET
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR  Selanik'ten Dolmabahçe'ye Bir Ömrün Hikayesi

Pin It on Pinterest