Atatürk'ün Eğitime Verdiği Önem ve Cumhuriyet'in Eğitim Mucizesi

dddd
Toplumların gelişmesindeki en önemli etkenlerden biri eğitimdir. Tarihe baktığımızda devletlerin güçlü olduğu dönemlerde, eğitimde bilimde ileri düzeyde olduğunu görürüz. Gelişmiş toplum ve güçlü devlet birbiriyle doğru orantılıdır. Bir toplumun eğitim seviyesi ne kadar yüksek ise, bilimde ne kadar ilerleme kaydetmişse devletin gücü de bu gelişime paralel olarak artmaktadır. Aklı ve bilimi rehber edinen devletler, tarih boyunca her zaman dünya siyasetinde söz sahibi olmuşlar, tarihin akışına yön vermişlerdir. Ayrıca eğitimde akla ve bilime önem veren devletlerde toplumun refah seviyesi de yükselmiştir. Kısacası güçlü devlet, eğitim seviyesi yüksek olan bir toplumla, eğitim seviyesi yüksek olan toplum ise ancak refah düzeyinin yüksek olmasıyla mümkündür.
Osmanlı tarihine baktığımızda da bu denklemi net bir şekilde görürüz. İmparatorluğun güçlü olduğu dönemlerde akıl ve bilime önem verilmişken, çöküş döneminde ise akıl ve bilim terkedilmiş, hatta şeytanlaştırılmıştır. Fatih döneminde Sahn-ı seman medreselerinde pozitif bilimler öğretilirken, 18. yüzyıla gelindiğinde tamamen nakle dayalı dini eğitim verilmiştir. Bu dönemde Avrupa’da reform ve rönesans gibi iki büyük devrimin gerçekleştiği unutulmamalıdır. Avrupa, bilimde ve dinde çağ atlarken, Osmanlı tam tersine bilimde geri kalmış, Prof. Halil İnalcık’ın ifadesiyle ”islamlaşmıştır”.
19. yüzyılda tanzimat döneminden sonra eğitimde reformlar gerçekleştirilmeye çalışılsa da yetersiz kalmıştır. Çünkü tanzimat dönemi devlet adamları cehaletin ana nedeni olan fikri yozlaşmayla mücadele etmek yerine batı tarzı okulları taklit etmişlerdir. Oysa batı biliminin temelinde kökleri rönesans ve reforma dayanan düşünsel devrim vardır. Bu düşünsel devrim gerçekleştirilmeden, batının felsefesi alınmadan gerçekleştirilen yenilikler, batıyı taklit etmekten öteye geçemez. ”Batının teknolojisini alalım ama düşüncesi kalsın” ya da ”Hem batı gibi çağdaş olalım hem şeriatçı kafayla yaşayalım” gibi tezler tamamen gerçekçilikten uzak, çürük tezlerdir. Çünkü batının teknolojide ve bilimde gelişmesinin en önemli nedenlerden biri reform hareketiyle kilisenin toplum üzerindeki egemenliğine son verilmesidir.Toplumu baskı altına alan kilise otoritesi ortadan kalktıktan sonra akıl ve bilim özgürleşmiş, yaratıcı düşünce dinin prangalarından kurtulmuştur. Kısaca ifade edersek bir eğitimin çağdaş, zamanın gerçeklerine uygun olabilmesi ancak laiklikle mümkündür. Laik olmayan, dine dayalı tüm eğitim sistemleri, adına ne derseniz diyin çağ dışıdır geri kalmıştır.
Cumhuriyet döneminde gerçekleştirilen eğitim devrimini anlatmaya geçmeden önce Osmanlı’dan Cumhuriyet’e kalan eğitim mirasına bakmak gerekir. Cumhuriyet ilan edildiğinde Türkiye’nin nüfusu 11-12 milyon civarındadır. Okuma yazma oranı erkeklerde % 7 kadınlarda ise % 1 in bile altındadır. Bu oranın da büyük bölümü İstanbul, İzmir gibi büyük şehirlerde yaşamaktadır. Anadolu’da okuma yazma oranı ise yok denecek düzeydedir. Ülkedeki toplam okul, öğretmen ve öğrenci sayılarına bakıldığında eğitimin nasıl acınası halde olduğu daha net görebiliriz. 1923 yılında Türkiye’de 4894 ilkokul,72 orta okul, 23  lise,64 meslek okulu, 9 fakülte ve yüksek okul olmak üzere toplam 5062 öğretim kurumu vardır ve tüm öğretim kurumlarındaki toplam öğretmen sayısı 11.918 dir.
İlkokullarda 341.941, ortaokullarda 5.905, liselerde 1.241, meslek okullarında 6.547 ve yüksek öğretimde 2.914 olmak üzere 358.548 öğrenci vardır. Osmanlı eğitimde geri kalmamıştı diyen tarih yalancılarına en güzel cevap yukardaki eğitim istatistiklerdir. Düşünün… 12 milyonluk ülkede okula gidenlerin toplam sayısı 358.548.  Kabaca hesaplarsak toplumun %3-4 ü.  Bu iddiayı savunanlara göre toplumun %  97 sinin eğitim için okula ihtiyaç duymayan üstün zekalı insanlar olması lazım.
Osmanlı’dan Cumhuriyet’e kalan eğitim mirası kısaca böyledir ve Cumhuriyet’e büyük bir eğitim sorunu mirası kalmıştır. Gerçek kurtuluşun ancak eğitimle mümkün olacağını bilen Atatürk, kurtuluş savaşının devam ettiği günlerde bile eğitimi düşünmüştür. Samsun’a çıktıktan 2 ay sonra 8-9 Temmuz gecesi Erzurum’da Mazhar Müfit’e gelecekte gerçekleştirmek istediği 5 büyük devrimi not aldırmıştır. Mazhar Müfit’e yazdırdığı devrimlerden biri harf inkilabıdır. Tarihe dikkat edin… Henüz ortada ne milli kongreler var, ne meclis var, ne ordu var. Memleketin her köşesi işgal altındayken gelecekte harf inkilabını düşünen bir lider… İşte Atatürk’ü Atatürk yapan bu ileri görüşlülüğüdür.
Kurtuluş savaşı yıllarında eğitimle ilgili tek örnek Mazhar Müfit’e yazdırdığı 5 maddelik not değildir.  15- 21 Temmuz 1921 tarihleri arasında Ankara’da toplanan milli maarif kongresinde Atatürk,  yaptığı konuşmayla gelecekte yapacağı eğitim devriminin sinyalini vermiştir. Anadolu’nun her köşesinden gelen 220 kadın ve erkek öğretmenin katıldığı kongrede Atatürk, öğretmenlere eğitimindeki hedefinin ne olduğunu şöyle açıklamıştır:
”Asırların mahmul olduğu devrin bir ihmal-i idarenin bünye-i devlette vücuda getirdiği yaraları tedavi için masruf olacak himmetlerin en büyüğünü hiç şüphesiz irfan yolunda ibraz etmemiz lazımdır” (Burhan Göksel, “Atatürk’ün Millî Eğitim Politikası ve Misak-ı Maârif”, I. Uluslararası Atatürk Sempozyumu Bildirileri,21-23 Eylül 1987, Ankara 1994, s. 373)
Atatürk, kurtuluş savaşında eğitime verdiği önemi bir çok kez farklı ortamlarda dile getirmiştir. TBMM de, maarif kongrelerinde, halk görüşmelerinde eğitimin ne kadar önemli olduğunu vurgulamıştır. Örneğin 1 Mart 1922 tarihli meclis açılış konuşmasında eğitimle ilgili şu açıklamaları yapmıştır:
“Efendiler! Yetişecek çocuklarımıza ve gençlerimize, görecekleri tahsilin hududu ne olursa olsun en evvel ve her şeyden evvel Türkiye’nin istiklâline, kendi benliğine an’ânat-ı millîyesine düşman olan bütün anasırla mücadele etmek lüzûmu öğretilmelidir. Beynelmilel vaziyeti cihana göre, böyle bir cidalin istilzam eylediği anasır-ı ruhiye ile mücehhez olmayan fertler ve bu mahiyette fertlerden mürekkep cemiyetlere hayat ve istiklal yoktur.”(Enver Ziya Karal, Atatürk’ten Düşünceler, METU Press, Ankara 1998, s. 63)
Savaş yıllarında eğitimin önemine defalarca vurgu yapan Atatürk kurtuluş savaşının kazanılmasından sonra 27 Ekim 1922 de, Bursa’da öğretmenlere yaptığı konuşmada milletin ancak sağlam bir eğitim politikasıyla kurtulabileceğini şu şekilde ifade etmiştir :
Milleti millet yapan, ilerleten, bereketli kuvvetler, fikir kuvvetleri ve sosyal kuvvetlerdir… Fikirler manasız, mantıksız, safsatalarla dolu olursa o fikirler hastadır. Keza, sosyal hayat akıl ve mantık dışı, faydasız ve zararlı inanç ve gelenekler içinde yüzüyorsa felce uğrar. Önce fikir ve sosyal hayat kaynaklarını temizlemekle işe başlamak lazımdır. Milletimizin siyasal ve sosyal hayatında, milletimizin fikir terbiyesinde rehberimiz bilim ve fen olacaktır” (Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri II, Ankara 1997 s. 46-48)
Atatürk için eğitim silahlı mücadeleden daha önemlidir. 9 Eylül 1922 de İzmir, Yunan ordusundan temizlenip kurtuluş savaşı kazanıldıktan sonra kendisine ”Çok yoruldunuz artık biraz dinlenirsiniz” diyenlere “Hayır asıl savaş şimdi başlayacak… Bu savaş, cahilliğe ve gericiliğe karşı yapılacaktır” diyerek cevap vermiştir ve devamında tarihe altın harflerle yazılması gereken şu açıklamayı yapmıştır :
’’ Bazı şeyler vardır ki bir kanunla, bir emirle, bir düdük çalarak düzeltilebilir. Ama bazı şeyler vardır ki, kanunla, emirle, milletçe omuz omuza boğuştuğumuz halde düzelmezler. Fesi atar şapkayı giyer adam, ama alnında fesin izi vardır. Siz sarıkla gezmeyi yasaklarsınız. Kimse sarıkla dolaşmaz. Ama bazı insanların başındaki görünmeyen sarıkları yok edemezsiniz. Çünkü onlar zihniyetin içindedir. Zihniyet, binlerce yılın birikimidir. O birikimi bir anda yok edemezsiniz; boğuşursunuz onunla sadece…Yeni bir zihniyet, yeni bir etik yerleştirinceye kadar boğuşursunuz onunla ve sonunda Muvaffak olursunuz.’’(Prof.Dr.Aydın Taneri, Atatürk İlkeleri ve Yorum Metodu, Ankara Üniversitesi 1982-83 s. 18)
1923 yılı başlarından itibaren eğitime verilen önem artmaya başlamıştır. İzmir İktisat kongresindeki tekliflerden biri latin harflerinin kabulüdür fakat şartlar henüz böyle bir devrim için uygun olmadığı için gerçekleştirilememiştir. Burada önemli olan nokta bir iktisat kongresinde eğitim konularının konuşulmasıdır. Bu da Atatürk’ün eğitimle refah düzeyi arasındaki ilişkinin önemini bildiğini net bir şekilde göstermektedir.
1 Mart 1923 tarihli meclis açılış konuşmasında eğitimle ilgili konuşmasına baktığımızda Cumhuriyet ilan edilmeden eğitimle ilgili icraatların yavaş yavaş gerçekleştiğini görürüz. Atatürk meclisin 4. açılış konuşmasında eğitimde yapılan icraatları şöyle ifade etmiştir:
“Efendiler, maarif hususundaki bir yıllık çalışmalarımız dahi pekparlak olmamakla birlikte içinde bulunduğumuz zorluklar ve özellikle araç – gereç yokluğuna oranla oldukça yeterli sonuçlar alınmıştır. Maarif Vekâleti’nce geçen bir yıl içersin de mütareke ve mücadele devrelerinin vilayet merkezlerinde kapalı bıraktığı öğretmen okullarından on üçünün açılması, çeşitli merkezlerde yeniden on yedi erkek okulu, bir kız lisesinin tamamlanması, altı erkek, iki kız lisesinin açılması gibi olumlu işler görülmüştür…”
Eğitimde gerçekleştirilen icraatları sıraladıktan sonra gelecek hedeflerini de şu şekilde açıklamıştır. Bir kez daha vurgulamak istiyorum. Bu konuşma yapıldığında Cumhuriyet bile ilan edilmemişti
”İşleyen ve kapsamlı bir maarif için vatanın hudutları içerisinde önemli merkezlerde çağdaş kütüphaneler, bitki ve hayvanat bahçeleri, konservatuarlar, çalışma alanları, müzeler ve güzel sanatlar sergileri kurulması gerektiği gibi özellikle şimdiki idari teşkilata oranla ilçe merkezlerine kadar bütün memleketin matbaalarla donatılması gerekmektedir. Bütün bu güzel şeylerin bir an içinde meydana getirilmesi mümkün olmamakla birlikte mümkün olduğu kadar az zamanda bu sonuçların alınması önemle arzu edilen bir istektir…”(Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri I, Ankara 1997 s. 315-316)
Herkesin silahlı savaşı düşündüğü bir ortamda cahillikle savaşı düşünen Atatürk, yurt içinde eğitim reformlarını gerçekleştirmeden önce 1923 yılında yurt dışına öğrenciler yollanır. Yurt dışına çıkacak öğrencilere Atatürk’ün çektiği telgraf, onun eğitime duyduğu aşkı açıkça göstermektedir. Atatürk telgrafında şunları yazmıştır:
“Sizi birer kıvılcım olarak gönderiyorum. Alevler olarak geri dönmelisiniz.”(İlknur Kalıpçı, Atatürk ve Eğitim, s.18)
1Cumhurbaşkanı Gazi Mustafa Kemal, Samsun Lisesinde tarih dersinde (26 Kasım 1930)
”Cumhurbaşkanı olmasaydım maarif vekili olmak isterdim” diyecek kadar eğitime aşık olan Atatürk, Cumhuriyet’in ilanından çok kısa bir süre sonra eğitimle ilgili reformları teker teker hayata geçirmiştir. 1 Mart 1924 tarihli meclis açılış konuşmasında eğitim birliğinin acilen gerçekleştirilmesi gerektiğini açıkça söylemiştir:
”Milletin genel eğiliminde saptanan eğitim ve öğretimin birleştirilmesi ilkesinin bir an önce uygulanması gerektiğini gözlemliyoruz. Bu yolda gecikmenin zararları ve bu yolda istekli olmanın ciddi ve derin sonuçları acele olarak vereceğiniz kararınıza esas olmalıdır…”(Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri I, Ankara, 1997, s. 347)
Bu konuşmadan sadece iki gün sonra 3 Mart 1924’te 430 sayılı Tevhid-i tedrisat kanunu kabul edilerek eğitim birliği sağlanmıştır. Böylece laik eğitimin temelleri atılmıştır. Çünkü Osmanlı’da eğitim dine dayalı olduğu için eğitim birliği yoktu. Her dini cemaatin kendine göre eğitim kurumları vardı. Bu kurumların çoğu da özellikle Amerikalıların açtığı misyoner okullarıydı. Tevhid-i tedrisat kanunuyla eğitim dine dayalı eğitim son bulmuş, din, dil, ırk ayırt etmeyen laik eğitime geçiş yapılmıştır.Bugün tevhid-i tedrisat kanununu Atatürk bizi dinsizleştirdi diye yorumlayanlar 19. yüzyılda açılan misyoner okullarının sayılarına baksınlar. Tevhid-i tedrisat kanunuyla tüm yabancı okullar maarif vekaletine bağlanarak kontrol altına alınmıştır ve Hristiyanlık propagandası yaptığı tespit edilen Bursa Amerikan Kız koleji Atatürk’ün emriyle kapatılmıştır.
aaaa
Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk, Pertek’te Öğrencilerle Konuşurken (17 Kasım 1937)
Tevhid-i tedrisat kanununun kabulünden 2 yıl sonra 2 Mart 1926 da Maarif teşkilatı hakkındaki kanun kabul edilerek ilkokul parasız ve zorunlu hale getirilmiştir. Ayrıca Dil Heyeti, Maârif Eminlikleri Millî Talim ve Terbiye Dairesi kurulmuştur.
Eğitimde birlik sağlandıktan sonra sıra en büyük sorunlardan birine gelmiştir. Osmanlı’nın da 19. yüzyıl boyunca çözmeye çalıştığı ama cesur davranamadığı için çözemediği harf sorunu…Günümüzde harf devriminin 1 gecede yapıldığı iddiasını tekrarlayanlar açıkça tarihi çarpıtmaktadırlar. Harf devrimi en az 100 yıllık bir meselenin sonucudur. Osmanlı bu konuda bir çok çalışma yapsa da harfler üzerinde ufak tefek değişiklikler yapmak dışında bir şey yapamamıştır.
11111
Atatürk, İzmir Erkek (Atatürk) Lisesi’nde Matematik Dersini İzlerken, 1 Şubat 1931
Osmanlı’nın cesaret edemediği devrimi Atatürk gerçekleştirmiştir. İlk olarak 28 Mayıs 1928 de harf devrimi için dil encümeni kurulmuştur. Oluşturulan encümen yeni Türk alfabesi için çalışmalara başlamıştır. 8-9 Ağustos 1928 de Cumhuriyet Halk Fırkasının Sarayburnundaki toplantısında Atatürk ilk kez Yeni Türk alfabesini tanıtmıştır ve 1 Kasım 1928 de Yeni Türk Harfleri hakkındaki kanun kabul edilmiştir. Kanunun ismine dikkat ediniz. Latin harflerinin kabulü değil yeni Türk harflerinin kabulü.. Çünkü bizim alfabemiz batının kullandığı latin alfabesinin aynısı değildir. Örneğin bizim alfabemizde olan ç, ş, ö, ü, ı, ğ harfleri latin alfabesinde yoktur. Latin alfabesinde yer alan x ve w harfleri de bizim alfabemizde yoktur. Bu da harf devrimi 1 gecede yapıldı iddiasını çürüten diğer bir kanıttır. Bunu diyenlere yukarıdaki harfler 1 gecede mi türetildi ve 1 gecede mi w ve x harflerini alfabeden kafamıza göre çıkardık diye sormak gerekir.
xxxx
Atatürk Nazilli’de öğrencilerle (9 Ekim 1937)
Aralık 1928 den sonra tüm gazete ve dergiler yeni alfabede yayınlanmaya başlamıştır ve 1 Ocak 1929 tarihinden itibaren tüm ülkede millet mektepleri açılmıştır. Millet mekteplerinin açılmasından 3 gün önce CHF umum katipliğinden CHF il teşkilatlarına yollanan yazıda şu açıklamalar yapılmıştır:
“…Halkımızın bu teşkilatlar vasıtası ile ayağına kadar götürülen büyük nimetten azami surette istifadesini temin için fırkamıza büyük vazifeler teveccüh etmekte ve vilayet ve kaza mutemetlerimizin Millet Mektebi teşkilatının idaresine memur olan heyetlere dâhil bulunması, bu teşkilatın mesai ve muvaffakiyetle ciddi surette alakadar olmaklığımızı istirham eylemektedir.”  (Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi , 25.12.1928, 490.01./1.2.13)
Cumhuriyet’in gerçekleştirdiği eğitim devriminin başarısını görmek için 1927-1938 yıllarındaki rakamlara bakmak yeterlidir. Millet Mekteplerinde 1928’den 1937 yılı sonuna kadar 9 yılda 1.451.759 öğrenci mezun olmuştur. Bu öğrencilerin %73.15’i erkek, %26.85’i kadındır. Yıllara göre mezun olan öğrenci sayıları aşağıdaki tabloda verilmiştir:
Adsız
Kaynak :BCA, 18.04.1939, 030.01./90.559.2
Harf devriminden sonraki 9 yıldaki tablo bu şekildedir. Eğitim devriminin başarısını daha net anlamak için 1923-1938 yılları arasındaki tabloya da bakmak gerekir. 1923-1938 arasında Türkiye nüfusu %38 oranında artmıştır, 15 yıllık süreçte ilköğretimdeki öğretmen sayısı da %154 artmıştır.. Kadın öğretmen sayısındaki %352, kız öğrenciler %323 artarak kadınların eğitiminde dikkate değer artış olmuştur. Ortaokullardaki öğrencilerde %1.255 ve liselerdeki öğrenci sayısındaki %1.692 artış olmuştur. Ayrıca ilkokul sayısı %137, ortaokul sayısı %194 ve lise sayısı %296’lık bir artış göstermiştir. Cumhuriyet’in ilk yıllarında yüksek öğretimde hiçbir kadın öğretim üyesi
olmamasına rağmen, 1938 yılında üniversitelerde 99 kadın öğretim üyesi bulunmaktadır. Cumhuriyet’in ilk 15 yılındaki eğitim istatistiklerinin tabloları aşağıda verilmiştir
Yıllara Göre Bütün Okulların Sayısı ve Bunların Öğretmen ve Öğrenci Miktarı
11
Kaynak : BCA, 18.04.1939, 030.01./90.559.2
 
Yıllara Göre İlkokul Sayısı ve Bunların Öğretmen ve Öğrenci Miktarı
Adsız
Kaynak : BCA, 18.04.1939, 030.01./90.559.2
Yıllara Göre Ortaokul Sayısı ve Bunların Öğretmen ve Öğrenci Miktarı
Adsız
Kaynak : BCA, 18.04.1939, 030.01./90.559.2
Yıllara Göre Lise Sayısı ve Bunların Öğretmen ve Öğrenci Miktarı
 
3333
Kaynak : BCA, 18.04.1939, 030.01./90.559.2
Yıllara Göre Mesleki ve Teknik Okul Sayısı ve Bunların Öğretmen ve Öğrenci Miktarı
2222222222
Kaynak : BCA, 18.04.1939, 030.01./90.559.2
Yıllara Göre Öğretmen Okulu Sayısı ve Bunların Öğretmen ve Öğrenci Miktarı 
111
Kaynak : BCA, 18.04.1939, 030.01./90.559.2
Yıllara Göre Üniversite ve Yüksekokul Sayısı ve Bunların Öğretmen ve Öğrenci Miktarı 
asss
Kaynak : BCA, 18.04.1939, 030.01./90.559.2
Atatürk milleti bir gecede cahil bıraktı diye saçmalayanlar yukarıdaki rakamlara iyi baksın. Bu Cumhuriyet’in gerçekleştirdiği mucizedir. Yüzyıllarca süren cahilliğe karşı kazanılan zaferdir. Bugün hala eğitim sistemimiz laik mi olsun, dini mi olsun tartışmalarını gördükçe Atatürk’ün farkı daha net anlaşılmaktadır. O savaş yıllarında bile eğitime önem vermiş, halkının eğitilmesi için kafa yormuş, elinde tebeşir kara tahta ile Anadolu’yu karış karış gezerek yeni alfabeyi milletine savaş meydanlarının baş komutanı, cahillikle savaşın ise baş öğretmenidir.
TIBBIYELİ HİKMET
 

Bir cevap yazın