Siz Enkaz Kaldırmak Nedir Bilir Misiniz ?

cumhuriyet
Onlar bir zamanlar ismini duyunca Kralların korkudan tir tir titrediği bir cihan imparatorluğunun yıkılışına tanık olan şanssız nesildi…  Dünyanın  en zengin imparatorluğunun yokluğunu, yoksulluğunu, çaresizliğini dibine kadar yaşayan neslin çocuklarıydılar. Devletlerinin gözlerinin önünde çatırdayarak büyük gürültüyle yıkıldığını gördüler. Yıkılışı gördüler, çaresizliği gördüler,  Cehennemi yaşarken gördüler hem de ne Cehennem…
Ülkenin dört bir yanı işgal edilmiş, canlı maç izle her yer yakılmış, yıkılmış,  vatanın her karış toprağı Yunan, İngiliz, Fransız askerlerinin postallarıyla çiğnenmiş, insanların soğukta giyecek paltosu yok, ayağında giyeceği çarığı yok.. Annelerin bebeklerine süt alacak parası yok… Çocukların tahtadan oyuncakları bile yok… Çünkü onlar çocuk olmadan büyüdüler. Büyümek zorunda kaldılar. Anne ve babaları için, vatanları için, gelecekleri için çocukluklarından vazgeçtiler…
Cumhuriyet’i işte bu neslin evlatları kurdu.  Onlar çocuk yaşta şehit olan, hayatının baharında cepheden cepheye koşan, 40 yaşında Başkomutan olan bir nesildi. Hayatı hızlı yaşamak zorunda kaldılar. Çocukluklarını yaşamadan  kanla, göz yaşıyla savaşlarla olgunlaştılar.
Yıkılmış bir imparatorluğun küllerinden yepyeni bir devlet kurmak zorunda kaldılar. Bunun için önce bağımsızlıkları için savaştılar. Hem de ne savaş… Çoluk çocuk, genci, yaşlısı, kadını, erkeği  vatanlarını kurtarmak için hayatlarını hiçe sayarak cepheye koştular. Yalın ayak, yırtık çarıklarıyla, yamalı gömlekleriyle, ağır aksak giden kağnılarıyla cepheye koştular. Analar, bebeğinin battaniyesini  mermilerin üstünü örttü, çocuğunun donarak ölmesi pahasına… Çünkü önce vatandı.. Vatan olmadan, özgür yaşayamadan, bebeği de olmazdı. Tarih, bir milletin topyekün savaşına tanık oluyordu. Evi için, çocuğu için, namusu için, bayrağı için, dini için, milleti için her şeyini feda etmeye hazır bir milletin kahramanlık destanı yazılıyordu…
Binlerce şehidin aziz kanıyla, cehennem ateşinin içinden geçerek vatan kurtarıldı. Kadınlar dul, çocuklar yetim kaldı ama vatan toprağı düşman postallarından temizlendi.  Ancak bu daha başlangıçtı. Asıl savaş şimdi başlıyordu. Yanmış, kül olmuş Anadolu toprakları üzerinde yeni bir devlet kurma görevi omuzlarındaydı.  Her şeye baştan başlamanın zamanıydı. Koskoca bir milletin geleceğini omuzlayan bu insanlar sıfırdan bir devlet kuracaktı…
Okul yoktu, hastane yoktu, yol yoktu, fabrika yoktu, İnsanlar aç ve perişan haldeydi ama önce düşman işgalinden kurtulan millet, yüzyıllardır süren sultan boyunduruğundan ve cehaletten kurtarılmalıydı. İlk olarak saltanat kaldırıldı, ardından ise hilafet… Yüzyıllarca milleti köleleştiren iki kurum bir günde tarihe karıştı. Artık sultanların, halifelerin değil milletin sözü geçecekti. Egemenlik kayıtsız şartsız milletindi ve milletin kalacaktı.
Saltanat ve hilafetin kaldırılmasından sonra çok kısa sürede  300 yılda gerçekleşmeyen devrimler yapıldı. Şapka devrimi yapıldı, tekke ve zaviyeler kapatıldı, medeni kanunla erkeğin kölesi olan Türk kadını özgürleştirildi, Harf devrimiyle okuma yazma sadece medrese hocalarının bir ayrıcalığı olmaktan çıkarıldı.
Bu saydığım devrimler sadece 10 yıl içinde gerçekleştirildi. Cumhuriyet’in 11. Yılında Türk kadını milletvekili olma hakkı kazandı. Düşünün… 10 yıl önce kocasının ayaklarını yıkayan, evinin hizmetçisi olan Türk kadını, Cumhuriyet sayesinde milletvekili olma hakkı kazandı. 1935 yılındaki ilk seçimlerde meclise tam 18 kadın vekil girdi…
Kadın sadece meclise değil hayatın her alanına girdi. Osmanlı’da hemşirelik ve öğretmenlik dışında erkeklerin okuduğu okullara sokulmayan Türk kadını, Cumhuriyet’in ilanından sonra Tarih profesörü, savaş pilotu, arkeolog bile oldu. Osmanlı erkek bilim adamı bile yetiştiremezken Cumhuriyet Afet İnan, Jale İnan, Muazzez İlmiye Çığ  gibi bilim kadınları yetiştirdi. Bugün bilimin her alanında bilim kadınlarımız varsa bu Cumhuriyet sayesindedir
Eğitim alanında da büyük devrimlere imza atıldı, 1923 yılında okuma yazma oranı erkeklerde % 7 iken 15 yıl sonra okuma yazma oranı % 20 lere çıkarıldı. Sadece okuma yazmayı mı öğrendik? Hayır… 1930 lu yıllarda bugün bile bir çok insanın ne olduğunu bilmediği Sümeroloji, Hititoloji bölümleri açıldı, Tarih kongreleri düzenlendi, İlk Türk arkeologları, Sümerologları yetiştirildi. Dünya çapında bilim adamları Türkiye’deki Üniversitelerde  görev aldılar
Toplumsal alanda yapılan devrimleri kısaca bu şekilde… Peki ya hayatın diğer alanlarında yapılan devrimler? Okul, hastane, fabrika, demir yolu gibi alanlarda neler yapıldı?
1923 yılında İzmit Kağıt fabrikası dışında fabrika yokken 15 yıl içinde 46 büyük fabrika kuruldu. Şekerden tekstile, çaydan uçak fabrikalarına kadar… Aklınıza gelebilecek her alanda üretim çalışmaları yapıldı. Çünkü bu insanlar açlığı, yoksulluğu, çaresizliği dibine kadar yaşadılar Bir merminin bile ne kadar değerli olduğu günleri yaşayarak Cumhuriyet’i kurdular. Bir çift çorabın bile bulunmadığı günleri gördüler. Bu yüzden durmadan çalışıyorlardı. 1925 yılında ilk uçak fabrikamızı kurduk, 1930 lu yıllarda kendi uçağımızı ihraç ettik, kendi şekerimizi, çayımızı, kumaşımızı ürettik.
Cumhuriyet kurulduğunda Sivas’tan öteye demiryolu yoktu. Kurtuluş savaşında yüz binlerce mermi kağnılarla Anadolu’ya taşındı. Bu yüzden Cumhuriyet’i kuranlar yolun ne kadar önemli olduğunu çok iyi biliyordu. 15 yıl içinde 3800 km demir yolu yapıldı. 1923 te Sivas’tan öte demir yolu yokken 1937 yılında Erzurum’a kadar demir yolu geldi. Hem de dağları tepeleri, sarp arazileri aşarak… 15 yıl içinde memleketin dört bir yanı demir ağlarla örüldü. Osmanlı zamanında Hicaz demir yolu dışında tüm demir yolları yabancılara ait iken Cumhuriyet döneminde memleketin her köşesi yerli demir yollarıyla kuşatıldı.
Kurtuluş savaşında en çok aranan maddelerden biri de ilaçtı. Halk salgın hastalıkların pençesinden kurtulamıyordu. Verem, Tifo, Kolera, Cüzzam en salgın hastalıklardandı. Anadolu’da milyonlarca insan bataklıklar, sağlıksız koşullar yüzünden hasta durumdaydı. Çünkü ne hastaneleri vardı ne de doktorları… Cumhuriyet döneminde sağlık konusunda da büyük devrimler gerçekleştirildi. Salgın hastalıklarla etkin mücadele edildi. Sanatoryumlar kuruldu, aşılar üretildi, bataklıklar kuruldu, örnek çiftlikler kurularak halk organik besinlerle sağlıklı beslendi. Bugün Veremden ölmüyorsanız bu Cumhuriyet’in başarısıdır.
Cumhuriyet cahillikle aydınlığın, varlıkla yokluğun, yoksullukla zenginliğin, yobazlıkla çağdaşlaşmanın savaşıdır.  Çocuk olmadan büyümek zorunda kalan gençlerin azim ve kararlılığının adıdır. Vatanı için kocasından, oğlundan, kendinden vazgeçen Türk kadınının fedakarlığıdır.
Bugün bizim çocuklarımız sokaklarda rahat rahat top oynasın diye bir nesil çocukluğundan hayatından vazgeçti.
Bugün biz sevgilimizle eşimizle el ele gezelim, eğlenelim, diye bir nesil, sevgilisinden, eşinden, aşkından vazgeçti.
Bugün biz Bodrum’da , Antalya’da güneşlenelim diye bir nesil kızgın güneşin altında aç susuz savaştı.
Bugün biz alış veriş merkezlerinde rahat rahat alış veriş yapalım diye bir nesil ayağındaki çorabından, çarığından, hırkasından vazgeçti, cephede savaşan kahraman Mehmetçikler üşümesin diye…
Peki bu insanlar neden biz rahat yaşayalım diye her şeylerinden vazgeçtiler? Neden biliyor musunuz?
Osmanlı’dan kalan enkazı kaldırmak için… Yeniden bir devlet kurup özgür olabilmek için…
Bu nedenle enkaz kaldırmak kolay iş değildir. Enkaz kaldırmak için önce hayatından vazgeçeceksin… Tıpkı Osmanlı enkazını kaldıran Atatürk ve Cumhuriyet çocukları gibi…
TIBBIYELİ HİKMET

Bir cevap yazın