Yeni Bir Çağın Başlangıcı : Konstantiniyye 1453

1
15. yüzyıl, hem Türk hem de dünya tarihi açısından önemli bir yüzyıldır. 13. yüzyılın sonlarında yıkılan Selçuklu imparatorluğu toprakları üzerinde bir uç Türkmen beyliği olarak ortaya çıkan Osmanlı beyliği yaklaşık 1 asır sonra bir balkan imparatorluğu haline gelmiştir  Hristiyan batıyı ve yanı başında olan Doğu Roma imparatorluğunu tehdit eden bir güç olmuştur ve doğu ile batı arasında bir güç kavgası başlamıştır.  İşte bu güç kavgasının doruk noktası İstanbul’un fethidir.  Ortodoksların 1000 yıllık başkentinin bir müslüman imparator tarafından fethedilmesi dünya tarihindeki en büyük olaylardan biridir.
İstanbul, tarih boyunca her zaman önemli bir şehir olmuştur. Gerek jeopolitik konumu, gerekse Ortodoks mezhebinin merkezi olması yüzünden bir çok defa kuşatılmışsa da fethedilememiştir. Osmanlı imparatorluğu döneminde 1. Beyazıd (1391-1396) ve 1422 de 2. Murad tarafından kuşatma altına alındığı halde şehrin güçlü surlarla korunması yüzünden  alınamamıştır
2. Murad’ın 3 Şubat 1451 de vefatından sonra 18 Şubat 1451 de padilşah olan ve İstanbul’un fethinden sonra tarihe adını ”Fatih” olarak yazdıran 2. Mehmed tahta geçtiğinde Doğu Roma imparatorluğu son günlerini yaşayan, sadece ismi imparatorluk olan, gerçekte ise bir şehir devleti durumuna düşen zayıf bir devletti. 100 yıl boyunca topraklarının sınırında gittikçe gelişen Osmanlı devletiyle yapılan savaşlarda kaybedilen topraklar, devletin giderek küçülmesine neden olmuştur. 1451 yılında Bizans İmparatorluğunun sınırları İstanbul ve çevresindeki bir kaç adadan ibaretti.
Bizans’ın tek sorunu sınırlarının küçülmesi ya da maliyesinin kötüye gitmesi değildi. Aynı zamanda büyük mezhep çatışmaları yaşayan bir imparatorluktu.  1439 yılında Floransa’da toplanan konsilde Katoliklerle Ortodoksların birleşme kararı alınmış olsa da  birleşme gerçekleşmedi. Dukas imparatorluğun içinde bulunduğu durumu şöyle özetlemektedir :

“Mezhep kavgaları da nihayet bulmadı. Salâhiyetli ruhanilerin bu hususta takındıkları tavır zikre değer. Mesela günahlarını itiraf için bunlara müracaat eden hristiyanları, daha evvel katolik papazlarından Hz. İsa’nın kanını ve cesedini temsil eden ekmek ve şarabı alıp almadıklarını, birleşme taraftarı bir papazın icra eylediği ruhani ayinde bulunup bulunmadıklarını soruyorlardı. Şayet böyle bir hal vaki olmuş ise, bu husustaki kilise kanunları şiddetli ve manevi cezası ağır idi. Adet olduğu üzere kilise kanunlarına uyarak mukaddes ekmek ve şarabı almağa hak kazanan kimse, birleşme taraftarı papazlara müracaat etmezse, onlar tarafından ağır manevi cezaya müstahak olurdu. Birleşme taraftarı papazlar Ortodoksluk taraftarı olan papazlar hakkında bunların papaz olmadıklarını, takdim ettikleri şeylerin sahih ve hakiki olmadıklarını söylüyorlardı. Ortodoks papazlar, bir cenazeye veya bir ölünün ruhunun istirahatı için yapılan ayine davet olunduğu zaman, bu merasimlerde birleşme taraftarı bir papaz görününce, Ortodoks papaz hemen ruhani elbisesini çıkarır ve yangından kaçar gibi oradan uzaklaşırdı. Büyük kilise (Ayasofya) şeytanların ilticagahı ve putperestlerin mabedi telakki ediliyordu. Nerede o mumlar, nerede o kandillerdeki yağlar ? Her şey zulmet içinde, hiç müteessir olmuyordu, mukaddes mâbed viran bir hal almıştı. Bu hal, şehir halkının dini hükümlere muhalefet ve tecavüzleri dolayısıyla, bir müddet sonra mâbedin düşeceği harap vaziyeti daha evvelden gösteriyordu. Genadios ise, hücresinde va’z ediyor ve birleşmeğe taraftar olanları tel’in ediyordu ” (Dukas, Bizans Tarihi, s. 158-159)

 
Bizans’ın fetih öncesi durumu böyleydi. Gelelim Osmanlı’nın durumuna…Şehzadeliği ve 1. saltanat döneminde (1444-1446) İstanbul’u fethetmeyi kafasına koyan 2. Mehmet babasının vefatından sonra 2. kez tahta geçtiğinde vakit kaybetmeden İstanbul’un fethi hazırlıklarına başlamıştır. 2. Mehmed’in İstanbul’u fethetme nedeni günümüzde şovenist bir üslupla ”peygamberin fethi müjdelediği hadisine” bağlansa da gerçek nedenler, anlatılanlardan çok farklıdır. ( İstanbul’un Fethi Gerçekten Peygamber Müjdesi miydi ? OkUYUNUZ http://www.tibbiyelihikmet.com/2015/01/19/istanbulun-fethi-gercekten-peygamber-mujdesi-miydi/ )
Fatihin  İstanbul’un fethetmesindeki en önemli nedenlerden biri İstanbul’un jeopolitik önemidir. Asya ve Avrupa arasındaki ticaret yolları üzerinfde kurulu olan şehir, Avrupa’nın en büyük ticari merkezidir. Bu yüzden İstanbul’a sahip olmak, Avrupa deniz ticaretini de kontrol etmek demektir.  Diğer önemli nedenler ise şunlardır :
1- İstanbul’un Asya ve Avrupa’ya yayılan Osmanlı toprakları üzerinde bir çıban gibi bütünlüğü bozması.
2- Bizans’ın başta Karamanoğulları olmak üzere Anadolu beyliklerini sürekli Osmanlı’ya karşı kışkırtması
3- Bizans imparatorluğunun Ortodoks hristiyanların merkezi olmasından dolayı her zaman Osmanlı’ya karşı bir haçlı ittifakı yaratma potansiyeline sahip olması ve sınır komşusu olduğu için devletin güvenliğini tehdit etmesi
4- İstanbul’un, balkan fetihleri önünde bir engel oluşturması ve batıya yapılan her akında Bizans’ın Osmanlıyla savaşan hangi devlet ise onunla ittifak kurması
5- Bizans’ın elinde rehin olan şehzade Orhan’ın, Osmanlı’ya karşı isyan ettirilmemesi için her yıl imparatorluğa ödenen verginin sürekli arttırılması ve devletin mali açıdan zor durumda bırakılması
Yukarda kısaca bahsedilen nedenler Fatih’in İstanbul’u fethetmesinde başlıca nedenler olmuştur. Fetih için atılan ilk adım yapımı 15 Nisan 1452 de başlayan ve 4 ay gibi kısa bir sürede 31 Ağustos 1452 de tamamlanan Rumeli hisarının inşaasıdır. Boğazın en dar alanına yaptırılan hisar, açıkça boğazın kontrolünü ele almaya yönelik bir icraattır.  Hisarın yapımına karşı çıkan  XI. Konstantin, daha önce yapılan anlaşmaya uyulmasını, hatta inşaatın durdurulması karşılığında yıllık verginin arttırılmasını teklif etse de hisarın yapımına engel olamamıştır.
en-constantine11
XI. Konstantin Paleologos
Şehrin denizden kuşatılmasından sonra Fatih, kara kuşatması hazırlıklarına başladı. Şubat 1453 te  Edirne’de döktürülen büyük topun İstanbul surlarının önüne götürülmesini emretti. 60 manda ve 100 askerin çektiği top, surlardan 5 mil uzakta bir mevkide Karaca Paşa’ya teslim edildi.  Bu arada fethin güvenliğinin sağlanması için Karaca Paşa komutasındaki 10.000 kişilik ordu, İstanbul çevresindeki  Misivri, Ahyolu, Vize ve Silivri kalelerini işgal etti. Ayrıca Turahan Bey ile oğulları Ahmet ve Ömer bey komutasına verilen bir ordu Mora üzerine yollanarak Konstantin’in kardeşleri olan Mora despotu Thomas ve Dimitrios’un  Bizans’a yardım etmesi engellendi.
1
İstanbul’un fethinde kullanılan Şahi topu
Mart 1453’te eyalet ve sancaklara, İstanbul’un fethi için asker gönderilmesi emrini veren Fatih, tüm hazırlıklarını tamamladıktan sonra 12 Rebiülevvel 857 (23 Mart 1453) tarihinde Edirne’den yola çıktı. Keşan mevkiine geldiğinde Çannakale boğazından geçecek Anadolu kuvvetlerini bekledi ve bu kuvvetler geldikten sonra yola devam ederek 25 Rebiülevvel 857 ( 5 Nisan 1453) tarihinde İstanbul surlarının önlerine geldi. Ertesi gün 6 Nisan 1453 te şehtrin kuşatılmasına başladı. Artık Avrupa tarihini değiştirecek büyük fetihe sadece 53 gün vardı.
1
1493 tarihinde Hartman Schedel’in yayınladığı Nüremberg Chronicle’de yer alan kuşatmadan önceki Konstantinopolis görünümü
İstanbul kuşatıldığında şehrin durumu şöyleydi :
İmparator XI. Konstantin şehrin büyük surlarını tamir ettirerek kuşatmaya hazırlanıyordu. Kara tarafındaki surlar kuvvetli tahkim edilmişti fakat deniz tarafındaki surlar zayıftı. Bu yüzden Marmara denizine bakan surların korunması için Haliç’in girişi zincirle kapatıldı ve zayıf olan surlar Osmanlı donanmasına karşı koruma altına alındı. Kara surları çift duvarlı iç içe geçmiş iki surdan oluşuyordu. Dışardaki ilk surlar tahrip edilse bile şehri, iç kısımdaki ikinci sur savunabilirdi. Ayrıca dış surların önünde yedi metre büyüklüğünde hendekler vardı.
1
Fetih sırasında şehrin görünümü

Şehir surlarının konumunun savunmaya sağladığı avantaj dışında şehre dışardan da yardımlar geliyordu.  26 Ocak 1453 ‘te iki kadırga ve 700 askeriyle Cenevizli komutan Giovanni Giustiniani yardıma geldi. Surların tamirinde de görev alan Giustiniani’ye Topkapı- Edirnekapı arasındaki zayıf surları koruma görevi verildi. Eğer savaş kazanılırsa kendisine Limni adasının verilmesi sözü verilmişti.
1
Giovanni Giustiniani
Giustiniani dışında Papa V. Nicolaus’ta savaş sırasında  üç büyük kadırga, 200 asker, mühimmat ve erzak yolladı. Ayrıca 30 kadırganın da hazırlandığını bildirdi. İspanya adalarından da takviye kuvvetler şehre yollanıyordu.  Galata Cenevizlileri de Cenova’dan  gelen 1 gemi ve 500 askerle savaşa katıldı
1
Papa 5. Nicolaus
6 Nisan 1453’te İstanbul kuşatmasını başlatan Fatih’in ordusunun mevcudu kaynaklarda  100- 120 bin arasında değişmektedir.  Ayrıca savaşa katılan Osmanlı deniz gücü büyük, küçük 150 parça gemiden oluşmaktadır. Buna karşılık Bizans ordusunun mevcudu 15-20 bin arasında olduğu tahmin edilmektedir. Bu sayının 4973 ü imparatorun savaş hazırlığında topladığı eli silah tutan gönüllü askerlerdir. Venedik, Ceneviz, Girit, Sakız adası ve İspanya’dan gönderilen destek kuvvetlerin sayısı ise ortalama 3000  askerdir.  İmparatorluğa bağlı 5000 hazır asker ile Rum ve ecnebi donanmalarda görev alan 2000 gemi mürettebatı ve şehzade Orhan’ın 600 kişilik birliğini toplayınca Bizans ordusunun mevcudu minimum 15 bindir.  Savaş sırasında zaiyatların, taze kuvvetlerle takviye edildiği de düşünülürse bu sayı 20 bine ulaşmaktadır.
Surları yıkmak için getirilen büyük toplar Vleharna ( Tekfur sarayı) ile Edirnekapı arasında mevzilendirilmiştir. Bu toplardan en büyüğü Kaligarya’ya (Eğrikapı) yerleştirilmiştir fakat bu bölgenin güçlü tahkim edilmesinden dolayı Topkapı’nın kuzeyine kaydırılmıştır. Osmanlı topçu birlikleri 14 kola ayrılmıştı. bunların üç grubu Vlaharna sarayında, ,ikişer grup Eğrikapı ve Edirnekapısı ve dört grup Topkapı (St. Romanos) ve üç grup ise Silivrikapısı mıntakasına yerleştirilmişlerdi. Ordunun sol cenahı Karaca Paşa, sağ cenahı ise İshak ve Mahmut paşaların komutasındaydı. Fatih ordunun merkezinde Maltepe’de çadırını kurdu.
İstanbul kuşatması 6 Nisan 1453’te başlamış olsa da kuşatma tertibatı 6 gün sürmüş ve ilk taarruz 11 Nisan 1453 te gerçekleştirildi.  Taarruz başlamadan önce  Fatih islam kurallar gereği Kraldan şehri teslim etmesini istedi Kral  Konstantin bu teklifi geri çevirerek şu cevabı verdi :
“Şehri sana teslim etme konusuna gelince, bu ne benim ne de başka birinin yapabileceği bir şeydir. Daha açık konuşmak gerekirse, bunun için hepimizi öldürmen gerekiyor. Bu, senatomuzun oy birliğiyle aldığı karardır. Direneceğiz. Bu uğurda ölmeye de hazırız.” (“Konstantiniyye’den İstanbul’a” (2002). Hâtim Abdurrahman et-Tâhâvi. s.55)
Fatih’in de gönlünden geçen şehrin savaşla teslim alınmasıydı. Konstantin’in teklifi geri çevirmesinden sonra artık savaş için hiç bir engel kalmamıştı. Nisan’ın 18 ine kadar gerçekleştirilen taarruzlarda Bayrampaşa deresinin olduğu surlarda gedik açıldı. ve 4 saat süren gece hücumu yapıldı. Yeniçerilerin saldırıları harp kuleleri ile desteklendi ve askerler surlara merdiven dayayarak çıkmaya çalıştı fakat tüm taarruzlara rağmen Bizans birliklerinin yoğun Grejuva ateşiyle karşılık vermesi, taarruzların başarısız olmasına neden oldu
1
İstanbul’un fethinde kullanılan harp kuleleri
20 Nisan 1453 te gerçekleştirilen deniz taarruzu da başarısızlıkla sonuçlandı. Baltaoğlu Süleyman Paşa komutasındaki Osmanlı donanması ile haçlı donanması Yeşilköy’ün batısında karşılaştı. Haçlı donanması, yüksek bordalı kalyonlardan, Osmanlı donanması ise alçak bordalı kadırgalardan oluşuyordu. Bu yüzden Osmanlı gemileri, haçlı gemilerine yaklaşıp, düşman gemilerine asker çıkarmaya çalıştığında yükseklik avantajını kullanan haçlı askerlerinin yoğun ok ve grejuva ateşiyle geri püskürtülüyordu.  Saatlerce süren çatışmalar sonunda başarılı olamayacağını anlayan Osmanlı donanması gemileri sahile doğru hareket etti. Çatışmayı Zeytinburnu açıklarında heyecanla takip eden Fatih, donanmasının kendisine doğru gelerek geri çekildiğini görünce öfkesinden atını denize sürdü. Bu başarısızlıktan sonra Baltaoğlu Süleyman Paşa görevinden azledildi yerine Hamza Paşa tayin edildi.
A43104_bbdb44f7b1d4d5431e3a7dd083797fca
Hem karadan, hem denizden yapılan taarruzların başarısız olması askerin maneviyatını kırdı ve ordu içinde dedikodular başladı. Bunun üzerine Fatih, ordu meclisini topladı. Batı devletlerinin birleşmesinden korkan Çandarlı Halil Paşa, ordunun geri çekilmesini ve Bizans’ın 70 bin duka altın vergi ödemeye çarptırılmasını teklif etti fakat Çandarlı’nın rakibi Zağanos Paşa savaşa devam edilmesi görüşünü savundu.  Fatih’in hocası Ak Şemseddin’in de padişahın maneviyatını yükseltmek için yazdığı mektup savaşa devam kararı alınmasında etkili oldu
2
Ak Şemseddin’in Fatih’e yazdığı mektup
Deniz taarruzunun başarısız olması, Fatih’in bugün bile nasıl gerçekleştiği tartışılan bir karar almasına neden oldu : ”Gemileri karadan yürütmek”
Verilen karardan sonra ilk olarak yer tetkik edildi. Gemilerin çekileceği güzergah Tophane sahilinden başlayıp Rumeli hisarına doğru devam ediyor, oradan da güney batıya dönüp sırtları aşarak Pera palastan Kasımpaşa’ya Haliç’e geliyordu. Güzergah belirlendikten sonra gemilerin kaydırılması için kızaklar yapıldı. Galata Cenevizlilerinden satın alınan Zeytin yağı, domuz yağı ile kızaklar iyice yağlandı ve 21/22 Nisan gecesi bazı kaynaklara göre 67, bazı kaynaklara göre ise 72 gemi Haliç’e indirildi
gemi.lerin_.karadan.yurutulmesi.2
Gemilerin karadan yürütülmesini gösteren bir tablo
22 Nisan sabahı Haliç’te Osmanlı gemilerini gören Bizans ordusu şaşkınlığa uğradı ve Bizans donanmasının bu dakikadan sonra  hareket etme şansı kalmadı. Gemilerin Haliç’e indirilmesinden sonra ilk iş olarak Hasköy- Ayvansaray arasında bir çok fıçı ve sandalın birbirine bağlanmasıyla oluşan bir köprü yapıldı ve üstüne tahtalar döşendi. Köprünün üzerine yerleştirilen toplarla Haliç’te bulunan surlar bombalanmaya başlandı. Bizans için artık sonun başlangıcıydı
Gemilerin Haliç’e indirilmesinden sonra Bizans tüm inisiyatifini kaybetti ve tamamen savunmaya geçti.  22 Nisan’dan 6 Mayıs’a kadar surlar her gün bombalandı. Eğrikapı’da mevzilenen büyük toplardan biri bu bölgedeki surların güçlü olmasından dolayı daha net netice almak için zayıf olan Topkapı surlarına kaydırıldı.  Surların iyice zayıfladığı kanaatine varan  Fatih, 6 Mayıs’ta güneşin batmasından 4 saat sonra Bayrampaşa deresi mevkiinden taarruza geçildi fakat bu taarruzdan da sonuç alınamadı
2
6 Mayıs’taki taarruzun başarısız olmasından sonra 12 Mayıs’ta ikinci bir taarruz daha yapıldı. Vleharna sarayı ( Tekfur sarayı) ile Edirnekapı arasındaki surlara yapılan taarruzda ilk başlarda başarı elde edilir gibi olduysa da 1000 Venedik askerinin bölgeye takviye kuvvet olarak yollanması yüzünden bu taarruzdan da olumlu bir netice alınamadı.
16 Mayıs’ta Osmanlı ordusu karadan ve denizden başarılı olamayınca yer altından taarruz etmeyi denedi. Eğrikapı (Kaligaria) mevkiinde yer altından sesler duyan Bizans askerleri, Osmanlı lağımcılarının tünel kazdığını farketti ve kendileri de tünel kazmaya başladı. İki ordu yer altında karşılaştı. Bizans askerlerinin tüneli ateşe vermesi sonucunda hem Bizans, hem de Osmanlı askerleri hayatını kaybetti. 21 Mayıs’ta Eğrikapı mevkiinden bir taarruz daha yapıldı bu kez Osmanlı askerleri erken davranarak tüneli ateşe verdi  ve kendileriyle beraber Bizans askerlerinin de ölmesine neden oldular. Ertesi gün bir tünel daha bulundu ve Osmanlı askerlerinin üstüne kızgın yağ döküldü. 23-24-25 Mayıs’ta da başka tüneller bulundu. 25 Mayıs’ta bulunan tünel surların altına ulaştığı için patlatılması surların çökmesine neden olabilirdi bu yüzden tünelin kapatılmasıyla yetinildi.
Konstantin’e yapılan son teslim teklifi ve  şehrin fethedilmesi
Genel taarruzdan önce Fatih, son kez imparatora 24 ya da 25 Mayıs’ta İsfendiyaroğlu Kasım beyi elçi yollayarak şehri teslim etmesini, eğer teslim olursa şehirde kimseye zarar verilmeyeceğini fakat teslim olmazsa şehrin yağma edileceğini, kendisinn ailesiyle beraber istediği yere gidebilebileceğini bildirdi. Kral bu teklife karşı Fatih’e yolladığı elçiler vasıtasıyla şehri teslim etmeyeceğini fakat kendisinin tahttan çekilmesi pahasına bile istediği vergiyi ödeyebileceğini söyledi. Fatih, kralın bu teklifine tarihe geçen şu cevabı verdi :
“Buradan gitmem mümkün değildir, ya ben şehri zapt ederim yahut şehir beni ölü veya diri olarak zapt eder. Eğer şehirden sulhen çekilirsen sana Aforo’yu ve kardeşlerine diğer eyaletleri vereceğim; bu suretle dost oluruz. Şayet şehre harben girecek olursam eşraf ve ayanını ve seni öldürüp halkını esir edip mallarını yağmalatırım.” (“Osmanlı Tarihi” (1988) Cilt I-II, İsmail Hakkı Uzunçarşılı. Türk Tarih Kurumu Basımevi s.423)
25 ya da 26 Mayıs’ta Macar kralı Ladislas’ın elçisi Osmanlı karargahına gelerek, şehrin kuşatmasının kaldırılmasını istedi ve eğer kaldırılmazsa bir haçlı ordusunun ve donanmanın yardıma geleceğini söyleyerek göz dağı verdi. Bu tehdit üzerine padişah 27 Mayıs gecesi paşalarıyla bir toplantı yapmaya karar verdi. Çandarlı Halil paşa her zaman olduğu gibi kuşatmanın kaldırılmasını teklif etti ve bir haçlı ittifakının devleti zor durumda bırakacağını söyledi fakat padişah Çandarlı’^nın rakibi olan paşaların savaşa devam teklifini uygun gördü ve  29 Mayıs’ta genel taarruza geçmeye karar verdi.
29 Mayıs’ta genel taarruz yapılacağı Galata Cenevizlileri ve Osmanlı ordusunda görev alan Rum askerlerinin okların uçlarına taktıkları kağıt parçaları aracılığıyla imparatora haber verildi. İmparator ve Giustinianus son hazırlıklarını yaptı. 28 Mayıs gecesi Ayasofya’da halkın katıldığı bir ayin yapıldı.  Ayine imparator da katıldı. Ayinden sonra saraya dönerek ailesiyle vedalaştı ve  ölümü beklemeye başladı.
29 Mayıs gecesi başlayan genel taarruz sabah saatlerinde şiddetlendi. Sabah edrken saatlerde yapılan ilk taarruz 2 saat sürdü. ardından yapılan ikinci taarruz 1,5 saat sürdü. fakat grejuva ateşiyle karşı koyan Bizans askerlerine karşı başarı elde edilemedi. Bunun  üzerine padişahın da olduğu merkez kolundaki ihtiyat kuvveti olan Yeniçeriler ileri sürüldü.  Bu taarruzdan sonra yeniçeriler surların önündeki hendeklere kaldı. Padişah hendeklere gelince askerlerini durdurdu ve  geriden ok atışı yapılmasını emretti. Hendek önünde bekleyen Yeniçerileri, arkadan atılan okların himayesi altında surlara taarruz ettirdi. Yeniçeriler akın akın surlara tırmanmaya başladı.  İlk surları aşan Yeniçeriler, ikinci sur ile ön sur arasında bulunan alanı (Prevolos) işgal etti. Bizans’ın tüm düzeni bozuldu. Komutan Giustinianus yaralandı ve gemisine kaçtı.
1
İmparator ordusunun dağıldığını görünce Pemton kapısına doğru kaçmaya başladı. Kaçarken omzundan yaralandı. Kantakuzen ise şehit düştü. İmparatorlarının kendilerine doğru koşarak kaçtığını gören askerlerin tüm maneviyatı bozuldu ve Bizans ordusunun düzeni tamamen bozularak askerler kaçmaya başladı.  Şehzade Orhan, şehrin işgal edildiğini anlayınca yakalanmamak için surlardan aşağı atlayarak intihar etti. Artık iyice dağılan ordu karşısında ikinci surları da ele geçirmek zor olmadı.  53 gün süren kuşatma sonunda binlerce yıldır fethedilemeyen İstanbul 29 Mayıs 1453  Salı günü öğlen iki buçukta fethedildi. 2. Mehmed artık tarihe ”Fatih” batının deyimiyle ”Grand Türk (Büyük  Türk)” olarak geçti.
Zonaro_GatesofConst
Fausto Zonaro’!nun II. Mehmet’in Konstantinopolis’e Girişi adlı tablosu.
Surların yıkılıp Yeniçerilerin şehre girmesinden sonra halk Ayasof’ya’ya doğru koşmaya başladı. Kaçamayanlar ise esir alındı. Dönemin tarihçisi Dukas halkın neden Ayasofya’ya koştuğunu şöyle anlatmaktadır :
Bir kâhin istikbalde şehrin türklerin eline geçeceğini ve türkler Kostantin sütünu’na (Çenberlitaş) kadar gelince gökten bir melek inip sâdedil bir adama imparatorluğu verip eline de bir kılıç vererek Türkleri geri döndürerek onları Acem hududuna kadar süreceğini söylemiş ve halk arasında dolaşan bu rivayete inanılarak Kostantin sütununu geçip Ayasofya’ya. iltica etmeleri ondan ileri gelmiştir (Bon tab\ s. 289)
Fatih, ertesi gün şemaiyetinde vezirler, ulemalar ve devletin ileri gelenleriyle beraber görkemli bir törenle Topkapı surlarından (Saint Romanos) şehre girdi. Fatin şehre girişi bir vakayinamede şöyle anlatılmaktadır :
“Şehirde yer yer mücadele oluyordu; kumandanlar Padişaha: Sen bizzat şehre girmezsen biz ahaliyi itaat ettirmeğe mecbur kalamayız deyince, Sultan Mehmed: imparatorun aranmasını emrettiği gibi, halka taarruz edilmemesini ve halkın itaat eylemesini emreyledi; bu suretle şehirde sükûnet hasıl oldu. Şehirdeki bütün ölüler yakıldı, şehir temizlendi; padişah Romanos (Topkapı) kapısından şehre girerek, Ayasofya kilisesine gitti, oraya gelince atından indi, (Şükrane olarak) yere kapandı ve toprak alıp başının üstüne götürdü; bu esnada patrik, papaslar, pek çok halk, kadın, çocuk toplanmışlardı; padişah şehrin fevkalâde olduğunu görerek:
— “Hakikaten bunlar erkek adamlarmış. Onların muharebe esnasında böylece çarpışmaları ve ölmekten saadet duymaları boşuna değilmiş” dedi; sonra Ayasofya’ya girdi, mukaddes mahalde durdu, patrik ve halk yerlere atılarak ağlaştılar; Sultan Mehmed onlara elleriyle susmalarını işaret etti; sükûnet teessüs edince patriğe:
— “Ayağa kalk. Ben Sultan Mehmed sana ve arkadaşlarına ve bütün halka söylüyorum ki, bu günden itibaren artık ne hayatınız ve ne de hürriyetiniz hususunda benim gazabımdan korkmayınız” ( Belleten C. 8 Sayı : 49)

fatihayosofya01.3
Fatih, şehre girdikten sonra Konstantin’in sağ olup olmadığını öğrenmek istedi. Kimi kaçtığını söylüyordu kimi ise savaşta öldüğünü.. Bunu anlamak için imparatorun cesedini ölüler arasında arattırdı.  İmparatorun başı cesetler arasında bulunamadı fakat  çorap ve ayakkabılarından teşhis edildi. Zira imparatorların çorap ve ayakkabılarında altın işlemeli kartal resminin olması bir gelenekti. Fatih, imparatorun öldüğü haberini duyduğunda memnun oldu.  Konstantin’in sarayını gezdiği sırada bir Sırp karşısına çıkarak Konstantin’in başını getirdiğini söyledi. Fatih, yanındakilere bu kesik başın Konstantin’e ait olup olmadığını sordu. Evet cevabı alınca şöyle konuştu :
“Allah seni ne kadar yüksek yaratmıştı ve seni imparator yapmıştı; niçin böyle boş yere helak olmak istedin?”
Konstantin’in nasıl öldüğü tartışma konusudur. Bir rivayete göre savaşarak ölmüştür. Bir rivayete göre kaçarken askerlerin altında ezilerek can vermiştir. Dukas imparatorun ölümünü şöyle anlatmaktadır :
Rum askerleri apansız kalelerin üstünden okların yağdığını görünce Türklerin kale üstüne çıkmış olduğunu gördüler ve Harisu (Eğrikapı)’dan birbirlerini çiğneyerek içeriye kaçtılar, imparator artık yorulmuş olduğun dan elinde kılıç ve kalkanı olduğu halde “benim başımı kesecek bir Hıristiyan yok mudur” diye bağırdı; yapa yalnız kalmıştı. O sırada bir Türk yüzüne doğru bir darbe indirdi ve yaraladı, bu da türke diğer bir darbe vurdu; arkasından diğer biri öldürücü bir darbe ile cerhetti ve imparator yere düştü. Türkler bunun imparator olduğunu anlamadılar ve âdi bir asker zannederek orada bıraktılar” (Dukas 287, 288)
6 Nisan 1453 te başlayan İstanbul kuşatması böylece tam 53 gün sonra 29 Mayıs 1453’te zaferle sonuçlandı. Bu zafer sadece bir şehrin fethedilmesi değildi. 1000 yıllık Doğu Roma imparatorluğu bu zaferle birlikte tarihe karıştı. Artık yeni bir çağ başlıyordu. 21 yaşında genç bir padişahın önderliğinde Türkler, üç kıtaya hükmedecek olan, büyük cihan imparatorluğunun  temellerini atıyordu. Bu imparatorluk Osmanlı İmparatorluğuydu…
TIBBIYELİ HİKMET
 

Bir cevap yazın