”Vahdettin Cumhuriyet’in İlanından Sonra Hain İlan Edildi” Yalanı

10487425_685558981523293_7027770764768082642_n
Cumhuriyet tarihi yalancılarının Atatürk ve devrimlerine karşı en büyük silahı Vahdettin’in hain olmadığı tezidir. Efendim kurtuluş savaşını Vahdettin başlatmış aslında İngilizleri kandırmak için onlarla iş birliği yapmış gibi davranmış, hatta Malta’ya bile bu yüzden kaçmış ve bunun gibi bir çok saçmasapan laflar.. Bu kesimin ağzında sakız gibi çiğnediği bir slogan vardır : ”Vahdettin’i Cumhuriyet hain ilan etti”.
Bu sloganı hepiniz duymuşsunuzdur. Vahdettini tarihi belgelerle savunmakta güdük kalanların ikinci taktiği Vahdettinin haii nliğinin ”siyasi bir manevra” olduğunu ispatlamaya çalışmaktır. Yalnız bu konuda da her zamanki gibi çuvallıyorlar. ”Ecevit hain değilddemişti” ve ”Atatürk’ün ağzından uydurma bir söz” dışında savunacakları bir belge yoktur. Peki Vahdettin gerçekten Cumhuriyetten sonra mı hain ilan edilmiştir? Cumhuriyeytten önce 1. meclisin Vahdettine bakış açısı nedir? Tüm bu sorulara BELGELERLE cevap vereceğim.
Atatürk’ün Samsun’a çıkmasından 1 ay sonra Vahdettin ve İstanbul hükümetinin kurtuluş savaşı aleyhinde icraatları başlamıştır. Önce Atatürk’ün geri çağrılması, sonra Atatürkün askerlikten istifa etmesi, İstanbul hükümetinin kuvay-i milliyecileri asi ilan etmesi ve Atatürk ile silah arkadaşları hakkında idam fermanı verilmesi… Meclisin açılışına kadar İstanbul hükümetinin icraatlarını bu şekilde sıralayabiliriz.
Yobazların çok kullandığı ve istismar ettiği konu ”kurtuluş savaşında 1. meclisin Vahdettine bakış açısıdır” Yazılarına, konuşmalarına baksanız 1. meclisin Vahdettin aşkıyla yanıp tutuştuğunu zannedersiniz.  TBMM kurulurken padişahı ve halifeyi kurtarmak için kuruldu iddiasını sürekli insanların beyinlerine sokmaya çalışıyorlar.  Evet 1. meclis muhafazakar bir meclisti saltanata hilafete bağlıydı fakat bu bağlılık makama olan bağlılıktı.  Vahdettin hakkında mecliste neler konuşulduğunu birazdan yazacağım.
1. meclis her ne kadar muhafazakar, saltanata bağlı bir meclis olsa da zamanla saltanat ve hilafet tartışılmaya başlanmıştır. Örneğin meclisin açılmasından sadece 5 ay sonra 25 Eylül 1920 tarihli meclis oturumunda Karesi mebusu Hasan Basri bey hilafetin ve saltanatın ayrılması gerektiğini şu şekilde savunmuştur:
BASRİ B. (Karesi): Efendiler, evvel emirde şunu arz ve temin etmek isterim ki, bendeniz hilâfet ve halife meselesini aynı mesele olarak telâkki edenler­den değilim. Yani mevkii hilâfeti işgal edip de hilâ­fetin muktaziyatını ifa etmeyen, bilâkis müslümanı müslümana kırdıran bir adamın haşa halifei meşru tanınmasına taraftar değilim. Yani meseleyi şahıslar­la değil mahiyeti ve hakikati itibariyle telâkki etme­nizi hassaten istirham ederim. (TBMM Gizli  Zabıt Cerideleri D:1 Cilt:1 İçtima:1 İ: 72 Celse:2 s.132)
Adsız
Hasan Basri bey konuşmasının devamında çok açık ve net bir ifadeyle şunu söylemiştir:
”Aynen, o padişah yoktur hilafet vardır” (TBMM Gizli Zabıt Cerideleri D:1 Cilt:1 İçtima:1 İ: 72 Celse:2 s.134)
Adsız
Kurtuluş savaşı boyunca saltanat ve hilafeti karşısına almamaya dikkat eden Atatürk  aynı gün yapılan tartışmalarda Vahdettin hakkında ilk kez açıkça ”hain” ifadesini kullanmıştır.
Maateessüf şimdi makamı hilâfet ve saltanatı işgal eden zat bu millet için hain bir adamdır. İspat etti­niz ve bu milletin bütün mukadderatına bütün manasiyle vaziülyed olduğunuzu ispat ettiniz. Bunun sa­yesinde bize bütün dünya, bütün düşmanlarımız atfı ehemmiyet etmektedirler. (TBMM Gizli Zabıt Cerideleri D:1 Cilt:1 İçtima:1 İ: 72 Celse:2 s.135)
 Adsız
Atatürk konuşmasının devamında daha sert ifadeler kullanarak ”esir olan padişah olamaz padişahınız nerde diye sorsalar esir mi diyeceksiniz? ” demiştir.
. Bu mesele, vasi, nazik ve mühim meseledir. Bugün fiilen tatbik etmek üzere yaptığımız birtakım mevaddı kanuniye vardır. Bunla­ra buna mümasil bir ifadeyi koyunca bize sorarlar, (halifeniz nerededir? Halifeniz esir midir? Nerede­dir halife ve padişahınız? Ne cevap vereceksiniz?.. Esir mi diyeceğiz? İşte ulema ve fuzelâyi kiramımız vardır. Esir olan adam padişah olamaz. Biz ötedenberi diyoruz ki, halife ve padişahımız kuvvet ve kudreti şeriyesini istimalden memnudur, hainane hareket ediyor. Binaenaleyh bu mesele ile iştigal caiz değildir. Nerde bizim halife ve padişahımız deriz ve bugün ya onu tanımak lâzım veyahut onun yerine derhal birisini ikame etmek lâ­zım gelir, buyurursunuz. Binaenaleyh bu işi böyle muğlak yapmak halife ve padişah nerede, makamı hilâfet ve saltanat nerededir, esirdir, yahut kudret ve kuvvetini kullanamaz dersek ilga ederiz. İçinden çıkamayız. Sonra ufak bir madde ile içinden çıkama­yız. İrtibatı nedir, hukuku nedir? Onlar için kanun yapmak lâzım gelir. (TBMM Gizli Zabıt Cerideleri D:1 Cilt:1 İçtima:1 İ: 72 Celse:2 s.136)
Adsız
Bu ifadeler henüz meclisin açılmasından 5 ay sonra bile meclisteki havanın Vahdettin aleyhinde olduğunu göstermektedir. Basri beyin halifelik ve saltanatı tartışmaya açması, Atatürk’ün Vahdettin hakkında açıkça hain ifadesini kullanması gelecekte yaşanacak olayların habercisidir.  Zaman geçtikçe Vahdettin aleyhtarlığının çok daha sertleştiğini hatta çok ağır küfürlere kadar vardığını göreceğiz 
Vahdettin 1921 yılının başlarından itibaren mecliste hain olarak görülmeye başlanmıştır. 8 Şubat 1921 tarihli oturumda Muş mebusu Hacı Ahmet Hamdi bey Vahdettin için ”ecnebilere boyun eğen yaratık” ifadesini kullanmıştır.
Halife namı tahtında bu­lunan Sultan, hakkı Hilâfeti zirüzeber edercesine efkârı umumiyei milletten mülhem olmayan bir mua­hedeyi tasdik etmiş ve milletin mebhusün’anh kısmı ise halifei hazınn hakkı kaza sakıt, iyiyi ve kötüyü takdirden âciz, ecnebilere münkat bir mahlûktan gay­ri bir şey olamayacağına gayri muttali bulunmuştur. (TBMM Gizli Zabıt Cerideleri D:1 Cilt:1 İçtima:1 İ:147 Celse: 3 s:412)
Adsız
Bu hakaret Vahdettin’e edilen hakaretlerin sadece başlangıcıdır. 23 Nisan 1921 tarihli oturumda İstanbul mebusu Neşet Bey Vahdettin için ”kahrolsun” ifadesini kullanmıştır
NEŞET B. (İstanbul)- O da onlar gibidir kahrolsun (TBMM Zabıt Cerideleri D:1 Cilt:10 İçtima:2 İ:24 Celse:1 s:71)
 Adsız
 
9 Temmuz 1921 tarihli meclis oturumunda Neşet bey bu kez Vahdettin için daha ağır bir ifade kullanarak ”domuz” demiştir
NEŞET B. (İstanbul) — Bunu yaptıran o domuzdur. (TBMM Zabıt Cerideleri D:1 Cilt:11 İçtima:2  İ:48 Celse:2 s:208)
 
Adsız
1. Meclis’te Vahdettin aleyhtarlığı 1922 yılında doruk noktasına ulaşmıştır. 30 Ekim 1922 tarihli meclis oturumunda Vahdettin hakkında o kadar ağır hakaretler kullanılmıştır ki bunların hepsini bir yazıda toplamak mümkün değil. Sayfalar dolusu hakaretler içinden en çarpıcı olanları paylaşacağım. Cumhuriyete saldırmak için Vahdettin seviciliği yapanlar bu zabıtları görünce ne tepki verecek merak ediyorum.
Bolu mebusu Tunalı Hilmi Bey Vahdettin hakkında ”taçlı hain” ifadesini kullanmıştır
‘1’. B. M. M. Riyasetine
(Sevr) Muahedesini kabul ve imza ettiği andan itibaren Padişahlık ve Halifelikten ken­di kendini hal etmiş bulunan taçlı hain hakkın­da hal’in gayrî bir esasta Şer”iye Encümenin­ce bir karar ittihaz ve ¡Meclise arz olunmasını teklif ederim. (TBMM Zabıt Cerideleri D:1 Cilt:24 İçtima:3 İ: 129 Celse:3 s.294)
 Adsız
Erzurum mebusu Nusrat Bey  hilafet için ”bela” ifadesini kullanmıştır. Nusrat Beyin bu cevabına karşılık Diyarbakır mebusu Hacı Şükrü bey ”beladır bela” diye bağırmıştır.
Nusrat Bey( Erzurum) : Hilâfet; vakit vakit aleti siyaset olmuş, hattâ bundan 300 sene evvelisine gelin­ceye kadar Asya’da siyasetler fııka münazeatı, mezhep ve din şeklinde tecelli etmiştir. Bugünkü firakı siyasiye bundan evvelki cemaati islâmiye, İslâm hükümetleri arasında bir mezhep, fi­rakı mezıhebiye (halinde, yani her ibiri bir mez­hep kisvesine ‘bürünerek o suretle aralarında mücadele edegelmiştirler. Bu mücerret hilâfet dâvasından başka bir şey değildi. Tarihî İslâm dikkatle tetkik olunursa, hilâfeti sabihadan sonra bu imamet, bu milletin Müslümanların başma bir belâ olmuştur.
HACI ŞÜKRÜ B. (Diyarbekir) — Belâdır belâ. (Bravo sesleri) (TBMM Zabıt Cerideleri D:1 Cilt:24 İçtima:3 İ: 129 Celse:3 s.289)
Adsız
Diyarbakır mebusu Hacı Şükrü bey Vahdettin’in besmeleyle taşlanarak öldürülmesi için meclise teklif sunmuşur. Zabıtlar arasında en sert ifadelerden birisi budur. Bir padişahın besmeleyle taşlanarak öldürülmesini istemek… Bu ifade Vahdettin’e duyulan nefreti çok açık gösteriyor
Riyaseti Celileye
İslâm mukaddesatına ve İslâmiyete karşı şeytandan da/ha şeni olarak son asırda müte­caviz bir Loyd Corc türemişti. Meğer şeytan­dan, Loyd Corc’dan daha şeni alçaklar var­mış. Sorar mısınız ? İşte bu vesikayı yollıyan ve düşünenler, öyle ise başta Vahdeddin oldu­ğu halde besmele ile bunları bilumum İslam­ların taşlamasını teklif ederim.
30.10.1338 Diyarbekir Mebusu Hacı Şükrü (TBMM Zabıt Cerideleri D:1 Cilt:24 İçtima:3 İ: 129 Celse:3 s.291)
 Adsız
Maraş mebusu Hasib Beyin bir ifadesi çok dikkat çekici.  ”Biz ölürken onlar baloya gidiyordu” diyerek ezber bozan bir ifade kullanmıştır. Hasib Bey sizce neden bu ifadeyi kullanmıştır?
HASÎB B. (Maraş) — Biz ölürken onlar ba­loya gidiyorlardı. (TBMM Zabıt Cerideleri D:1 Cilt:24 İçtima:3 İ: 129 Celse:3 s.287)
 

Muş vekili Hacı İlyas Sami bey Vahdettine duyduğu nefreti ”ona biat ettiğim için sağ elime nefretle bakıyorum” diyerek dile getirmiştir İlyas Sami Beyin bu nefretinin nedenini de düşünmek gerekiyor.
Hacı İlyas Sami (Muş) : Efendiler bir gün ona biat ettiği için sağ elime nefretle bakıyorum. O güıı fıs fıs konuşan ricali resmiye, işte gay­rimüslim anasırın hâmisi bir padişah geziyor dediklerini o gün kulağımla işitmişimdir. Bu, esaret icabatı değil, fıtratı elimei şahsiyesidir. Bunu âlemi. İslâm iyi bilmeli ve zannetmemeli ki perde arkasında padişah, esareti dolayısiyle bıı melanetleri yapıyor. (TBMM Zabıt Cerideleri D:1 Cilt:24 İçtima:3 İ: 129 Celse:3 s.281)
Adsız
Hacı İlyas Sami Bey konuşmasının devamında daha ağır ifadeler kullanarak ”hain” demekten çekinmemiştir
Hacı İlyas Sami (Muş) : Efen­diler şimdi hiyanet vesikası diye arz ettim ve bu, sununla sabittir ki; İslâm boğazlandığı gün, eenezesine baykuş gibi ötüldüğü gün, kendisi lakayt kalmış, bütün İslâm ekâbiri ev­lerinden hırsız gibi tutulup götürülürken, İz­mir ’in rıhtımı kanlara boyandığı zaman, ken­disi saltanatı hayvankârisinde devam edip gitmiştir. Bunun için bu, bir vesikai hiyanet’ tir. Efendiler aynı zamanda bunun ihtiva et­tiği gizli bir maksada mebni, hak perdesine bürünerek ittihad edelim fikrini ileri sürüyor, zaten, efkârı şeytanetkârane böyle bir şeye bü­rünmeden arzı çehre edemez. (TBMM Zabıt Cerideleri D:1 Cilt:24 İçtima:3 İ: 129 Celse:3 s.281)
 Adsız
Antalya mebusu Hacı Rasih efendi Vahdettin için ”cani” ifadesini kullanmıştır.
Hacı Rasih Efendi (Antalya) : Arkadaşlar! Şunu ‘da hatırlatmak isterim ki: vâris, malûmuâliniz meczup da olsa, vâris olur, cahil ‘olsa da vâris ‘olur, ahmak olsa da vâris olur ve yalnız şunu diişünemiyorduk ki;- irs o makama gelecek cahil olursa, cani olursa hiç hunu düşünemiyorduk. Evet düşünemiyorduk , ki, o kanun mucibince bil – irs o makamı fuzuli olarak, (tufeyli olarak işgal «edenin cani ve hain ‘olacağını bilemiyordulk. Evet canidir, çünkü onun namına izafe edilen ve pek yakınımızdan .’başlıyarak tâ deniz kıyılarına, İstanbul surla­rına, ve İstanbul surlarından da ‘Trakya’nın her iki kısmına yayılan ve hirçofc mezaJl’im icra eden ordu, senelerce onun namına izafe edilerek Ha­life ordusu namiyle nıüslümanlara mezalim icra etti ve kendisi; bu propaganda düşmanlar tara­fından devam ettiği müddetçe bir beyanname ile olsun «Yunan ordusu neden Halife ordusu oluyor?» demek cesaret ve cüretini gösteremi­yordu. Binaenaleyh yapılan mezalim ve şena­atin kısmı âzami onundur. Telgrafta bir de; «Âlemi İslâm nazarındaki mevkii» buyuruyor­lar. Âlemi İslâm nazarındaki mevkie kalırsa, bu imza sahibi gibi, âlemi İslâm, kör değildir. Âlemi islâm, vaziyeti çok evvel görmüştür; âlemi islâm, hiçbir vakit âlemi islâmm İstan­bul’da da bir reisi vardır, diye oraya bir mu­rahhas göndermemiştir. Bu son felâket sene­lerinde onların ihaneti, onların bu dâvadaki azîm lâkaydisini görerek âlemi islâm da onlara lanet etmiştir….(TBMM Zabıt Cerideleri D:1 Cilt:24 İçtima:3 İ: 129 Celse:3 s.272)
 1528490_730686593710626_5402841610992014684_n
 
Kırşehir mebusu Yahya Galip Vahdettin hakkında çok ağır bir ifade kullanarak ”O halife olsa olsa papaz Freu’nun halifesi olabilir” diyerek sözde bizim yobazların kutsal saydığı hilafet makamını bile reddetmiştir
YAHYA GALİB B. (Kırşehir) — Yapıla­cak muamele bunların başına kakmadıktan son­ra bunlar ne demek olduğunu anlamazlar. Bun­ları açık olarak yazmalı ve Mümessilimize de bildirmeli ve ilân etmeli; halife olarak bir adam yoktur. İstanbul’da halife denilen adam, dini tslâmla alâkadar değildir. O halife olsa olsa, daima nasihat aldığı Papaz (Feru) nun halifesi olabilir. Müslümanların böyle bir halifeleri yoktur. Biz bunu açık olarak söylemeliyiz.(TBMM Zabıt Cerideleri D:1 Cilt:24 İçtima:3 İ: 129 Celse:3 s.278)
 Adsız
Vahdettin Sevri imzalamadı, Saltanat şurasında onaylamayan tek kişi Vahdettindi diyenlere Erzurum mebusu Hüseyin Avni bey’den cevap. Acaba Hüseyin Avni Bey de mi Osmanlı düşmanı pis atayiz kamalistti?
HÜSEYİN AVNt B. (Devamla) — Kendi­leri Sevr Ahitnamesini imza ederken halifenin nin hukuku ne olduğunu okuyaydı keşke ba­camı kırılsaydı da o halife de lütfen ayağa kalkmadaydı. Bacakları kınlaydı.(TBMM Zabıt Cerideleri D:1 Cilt:24 İçtima:3 İ: 129 Celse:3 s.274)
 

Konuşmanın devamına baktığımız zaman Sevr anlaşmasına gerçekte kimin karşı çıktığını da öğreniyoruz. Sevr anlaşmasına karşı çıkan tek kişi Vahdettin değil Rıza Paşadır
‘ HÜSEYİN AVNÎ B. (Devamla) — Efendi­ler bugün, âlemi islama. da hitabediyorıım, zin­cirlere değil halifeyi bağlamak (300) milyon Müslümanm sad asını bile boğmak olamaz. Müs­lümanlık, mahkûmiyet kabul etmez. Eğer ¡ha­lifeye rabıtaları varsa yalnız düa ile değil, bi­raz da maddiyat ile Makamı Hilâfetin neresi olduğunu görüyorlar re bizim muvaffakiyeti­mizle bu arzularının husul bulacağına kendileri de kaıanidir, Babıâli beyhude zahmet çekiyor, âlemi islâm rabıtasını fiilen göstermek lâzım­dır. (Bravo, alkışlar) Âlemi islâm kalbi; bi­zim onu kurtarmak için çalıştığımızdan rencide olmaz. Yanılıyor. Âlemi islâm kalbi buraya merbuttur. Mânevi rabıta ile bizi deragus ederek düahandırlar. Fakat bugün İstanbul’im bu paşalar hazaratının himayesinde olduğunu ifa­de ettikleri âlemi islâm kendilerine işaret bile etmemiştir.
YAHYA GALÎB B. (Kırşehir) — Âlemi şeytaniden ders almışlardır.
HÜSEYİN AVNt B. (Devamla) — Kendi­leri Sevr Ahitnamesini imza ederken halifenin nin hukuku ne olduğunu okuyaydı keşke ba­camı kırılsaydı da o halife de lütfen ayağa kalkmadaydı. Bacakları kınlaydı.
RASİH Ef. (Antalya) — Herkesten daha evvel kalkmıştır, diğerleri de kalksın diye.. Zapta geçsin.
HACI ŞÜKRÜ B. (Diyarbekir) —; Yalnız Rıza Paşa ayağa kalkmamıştır.(TBMM Zabıt Cerideleri D:1 Cilt:24 İçtima:3 İ: 129 Celse:3 s.274)
 Adsız
Şimdi paylaşacağım kişiler sıradan vekiller değil.. Hepsini çok iyi tanıyorsunuz. Hatta bu kişilerden bazıları yobazların yere göğe sığdıramadığı kişiler.  Son zamanlarda birisini kurtuluş savaşını başlatan kişi olarak ilan ettiler.  Önce Mazhar Müfid’ten başlayalım. Vahdettin için ”Vahimeddin’‘ ifadesini kullanmıştır.
MAZHAR MÜFİD B. (Hakkâri) — Arkadaş­larım, bu Tevfik Paşamın telgrafı hakkında çok söz söylemekle bence zahmete girdiler. Bil­miyorum, hangi şairin bir parçasını gördüm ki, onda birçok divaneler var, diyor. Divane mem- baı olan BabIâli’den sâdır olacak telgrafların işte böyle hiçbir kıymeti milliye ve vataniyesi olamaz. Bu telgrafın başında konferansa Ba­bIâli’nin daveti var. Konferansa BabIali’nin da­vet edildiğini bendeniz bilmiyorum. Bendeniz zannediyorum ki; Babıâliııiıı konferansa daveti, vaktiyle Damat Ferid’in İngilizlerle Yıldız’da mukim Vahîmeddin Efendi ile – lisanın dönmü­yor – Vahdeddin Efendi ile… (TBMM Zabıt Cerideleri D:1 Cilt:24 İçtima:3 İ: 129 Celse:3 s.278)
 Adsız
Önce zabıtlarda harf hatası olabilir diye düşündüm ama Mazhar Müfid konuşmasının devamında bir kez daha Vahdettin için ”Vahimeddin” ifadesini kullanmıştır. İki kez aynı hata olamaz değil mi? Vahimeddin diye aşağılayıcı bir ifade Vahdettine karşı duyulan saygıyı da gösteriyor
MAZHAR MÜFİD B. (Devamla) — Her okuyup yazma bilene efendi derler. Bir kanun yap kaldır da ondan sonra. İşte, Valıîmeddiı. Efendinin, Damad Ferid’in, İngilizlerle akdet­tiği mukavele icabından olsa gerektir. Böyle de­ğil ise bizim Mudanya’daki Askerî Mukavelemiz ” icabatı bunların daveti lâzımgelmezdi. Ne için Mudanya’da Mukavelei Askeriye akdolunurkeıı Babıâli davet edilmemiştir. Binaenaleyh Mu­danya Mukavelenamei Askeriyesini nazarı dik­kate alınca; bunları davetin esbabını, Damad Feridin, Vahîmeddin Efendinin İngilizlerle ak­dettiği muahedede görüyorum. Babıâliniıı ademiicabatı, altı asırdan beri büyük bir tarih azîmi olan bilmem benim indirasmı muciboluyormuş. Efendiler altı asırdan beri bütün çektik­lerimiz, bir türlü indiras bulmıyan Babıâlinin yuzündendir. (TBMM Zabıt Cerideleri D:1 Cilt:24 İçtima:3 İ: 129 Celse:3 s.278)
Adsız
Mazhar Müfid konuşmasını daha da sertleştirerek İstanbulda kurtarılması gereken bir halk olmadığını, asıl kurtarılması gerekenin halk olduğunu söylemiştir.
MAZHAR MÜFlD B. — Demin de ondan bahsettim. Sonra bizim için İstanbul’da, kurta- nlması İâzımgelen bir şey var mı? Vardır, bu da zannı âcizanemce evvelâ İstanbul, saniyen ora­daki mazlum ahalidir. Salisen Makamı Hilâ­fettir. Halife değil, halifenin şahsı mevzuubahis değildir. Biz bunu daha evvelden söylemiştik.(TBMM Zabıt Cerideleri D:1 Cilt:24 İçtima:3 İ: 129 Celse:3 s.279)
 Adsız
 
Mazhar Müfid giderek sertleşen konuşmasının devamında Vahdettin için diğer vekillerin de söylediği gibi hain ifadesini kullanmıştır
MÜFİD Ef, (Devamla) — Doğrudan doğ­ruya İstanbul’da bulunan bizim tabiiyetimizden başka bir meziyetleri bulunmıyan ve efradı milletten mâdudolup ve fakat onların da hain veyahut sâdık olduğu bilâhara muhakeme ile taayyün etmesi lâzımgelen eşhasın çağırılması ve yine bizim Misakı Millî hududumuz dâhilin­de bulunan Türklerin ve Türk müslümanlarının bugün yine ihtilâfı efkâra düşürerek, kan­lar dökmek suretiyle elde ettikleri zaferini ve o muzafferiyetten tevellüdedecek şadımaniyi başka bir şekle ifrağ etmek istiyorlar.(TBMM Zabıt Cerideleri D:1 Cilt:24 İçtima:3 İ: 129 Celse:3 s.283)
 Adsız
Şimdi de kurtuluş savaşının önde gelen komutanlarından Ali Fuat Paşa’nın açıklamalarına geçelim. Onun kullandığı ifadelerin de Mazhar Müfid’ten pek aşağı kalır tarafı yok. İşte Ali Fuad Paşanın Vahdettin hakkındaki ifadeleri:
ALÎ FUAD Pş. (Ankara) — Muhterem arka­daşlar; bendenizden evvel bu kürsüye gelen arka­daşlarımın meseleyi kâfi derecede izah ettiklerini zannediyorum. Bendeniz yalnız bir nokta üzerine nazarı dikkati âlinizi celbetmek isterim. O da su­dur : Mücadelei Milliyeye başladığımız tarihten bugüne kadar bizim iki düşmanımız vardı. Biri hariçten geliyordu. Diğeri de İstanbul’dan doğu­yordu. İstanbul’dan maksadım Padişah, Saray ve Babıâlidir. (TBMM Zabıt Cerideleri D:1 Cilt:24 İçtima:3 İ: 129 Celse:3 s.286)
 Adsız
ALİ FUAD Pş. (Devamla) — Ve görüyorsu­nuz ki, cephedeki süngülerimiz gayet katî bir za­fer istihsal ettiği halde bile hâlâ İstanbul entri­kası nihayet bulmuyor. Binaenaleyh bu meselenin bence ifade edilecek zamanı gelmiştir. Ve bunu da benden evvel söz soyliyen Heyeti Vekile Reisi Rauf Beyefendi tamamen izah ettiler, önümüzde bir Sulh Konferansı vardır. Daima ikilik ihdas ediliyor. Binaenaleyh bendeniz o kanaatteyim ki; düşmanların sonuncusu da bugün halledilmeli­dir. (Bravo, sadalan) (TBMM Zabıt Cerideleri D:1 Cilt:24 İçtima:3 İ: 129 Celse:3 s.286)
 admin-ajax.php
 
Şimdi de yobazların yıllardır baş ucu kaynak olarak kullandığı Rıza Nur’a geçelim. Bakın yobazların çok sevdiği Rıza Nur Vahdettin hakkında neler söylemişti.
RIZA NUR B. (Sinob) — Efendim! Bugün öyle bir anda bulunuyoruz ki, bir defa vaziyeti siyasiye bu meseleyi hal ve kat’etmek istiyor. Bu katı ve zaruridir, işte bundan dolayı bu iki­likten bugüne kadar ne kâdar zarar gördük ve düşmanlarımızın bunu vasıta ederek ne entrika­lar yaptığı malûmdur. Ne dolaplar dönderdik- leri malûmdur. Bunları kırmak lâzımdır, onun için âcilen ve katiyen işi bitirmek lâzımdır. Ye yakın vakitte de konferansın açılacağı ma­lûmdur. Asıl mesele şudur ki, Kanunu Esasiye mugayeretten bahsettiler. Hayır, öyle bir şey yoktur. Teşkilâtı Esasiye Kanununa bir şey zam ve ilâveden bahseylediler. o da katiyen yoktur. Teşkilâtı Esasiye Kanununun birinci maddesi tamamiyle sarihtir. Ve katî bir surette hâkimiyeti bilâkaydüşart padişahtan, padişah­lıktan almıştır. Millete vermiştir, bitmiştir. (TBMM Zabıt Cerideleri D:1 Cilt:24 İçtima:3 İ: 129 Celse:3 s.295)
 Adsız
RIZA NUR B. (Devamla.) — Bu geçmiştir, mademki… Ne diyoruz? Burada tavzih ediyo­ruz. Bunun yerine bir halk Hükümeti ve en ziyade halkın menafimi himaye edecek bir ‘halk Hükümeti teessüs etmiştir diyoruz ki; bu da Türkiye Hükümetidir. Efendiler İstanbul Hü­kümeti hâlâ eski zihniyettedir ve Ihiç bir şeye vâkıf değildir ve onun zihniyetini değiştire­mezsiniz ve bunlar bu zamanın adamları değil­dirler. Bunlan şöyle tâbir ediyoruz: Pek eski esnan erbabındandır. Bunlar yaramazlar. Bunlar kadro haricidir, onların zihniyetleri, halleri yüzündendir ki, millet bu hale gelmiştir.(TBMM Zabıt Cerideleri D:1 Cilt:24 İçtima:3 İ: 129 Celse:3 s.296)
 Adsız
RIZA NUR B. (Devamla) — Böyledir, bit­miştir, katidir. Şimdi takriri âcizi bunu tavzih etmektedir. Yeni bir şey ilâve etmemektedir. Bu- dur mesele. Sonra yine Teşkilâtı Esasiye Ka­nununda halk hükümetinden bahsettiler. Efendiler (Otokrat) Hükümet kaldırılmıştır. Yani şahsiyetten, şahıslardan Hükümet kaldı­rılmıştır. Bir şahıs keyfe mayeşâ bu millet üze­rine hükmedemiyecektir. Bu millet artık buna tahammül etmiyor. (Alkışlar) Artık sarayla­rın israfatı için millet yalınayak, başikabak, gü­neşin altında yaşayıp İstanbul’a para göndere­mez! Geçmiştir.(TBMM Zabıt Cerideleri D:1 Cilt:24 İçtima:3 İ: 129 Celse:3 s.295)
Adsız
Bombayı sona sakladım. Son yıllarda Atatürk’e karşı alternatif bir kahraman yaratmak isteyenlerin öve öve bitiremediği Kazım Karabekir bakın neler söylüyordu. Yobazlar Karabekirin bu sözlerini hazmedebilecek misiniz?
KÂZIM KARABEKİR Pş. Edirne) — istik­lâl Harbimizde düşmanlarımızın mesaisini teshil öden ve milletimize karşı her fenalığı yapmak tan çekinmiyen bir güruhun bugün de şanlı suî- hümüzü bozmak ve karıştırmak için aynı fena­lığa karşı adim attığım görüyoruz. Ervahı habise gibi karşımıza çıkan bu Şehinşah Vekilleri Heye­ti eğer İstiklâl Harbinin başlangıcında yalnız orada değil, Şark’m en ücra yerlerine ve en ma­sum halkın arasına kadar fesat ellerini salmasaydı, hattâ benim kıtaatımın, benim karargâhımın içine kadar Ferid Paşa mel’unu zehirli mek­tuplar göndermemiş olsaydı; bugün bu şerefli günlere biz iki sene evvel kavuşacaktık. (Bravo sesleri) Bupün bu adamların bizimle beraber sulh salonuna, hattâ kapısına kadar girmesine pek büyük bir şiddetle mukabele etmeliyiz. Zira bizim bu mukaddes çatı altındaki feryadımızı, bizim milletimizin akan kanlarını, masumiyet­lerini biz, cihana lâzımı kadar duyuramıyoruz. Binaenaleyh eğer bu herifler bizim şanlı milleti­mizin şanlı Sulh Heyeti ile Avrupa’da görüne­cek olursa cihan efkârıumumiyesine; işte Tür­kiye denilen iki kuvvet mevcuttur. Aralarında ittifak yoktu v. şeklini vereceklerdir. Bunlar yazdıkları şeyde Babıâli kelimesini, Büyük Mil­let Meclisine takdim etmek kadar şeytanlığı da bırakmıyorlar. (Kahrolsun, sesleri) Bize antan ta’nın Ermem ve Yunan kuvvetlerini», kendi kuvvei teyidiyesi gibi meydana çıkardığı zaman..(TBMM Zabıt Cerideleri D:1 Cilt:24 İçtima:3 İ: 129 Celse:3 s.280)
 Adsız
KÂZIM KARABEKİR Pş. (Devamla) —Da­ha ilk gününde bu ervahıhabiseyi de unutmadık. Birinci Ferid Paşa devresi kapandıktan sonra ikinci Tevfik Paşa perdesi açılıyor. Bunlar bi­rer kukla, birer karagöz gibi, idrakten mahrum vicdandan mahrum birtakım insanlardır. (Bra­vo sadaları) Binaenaleyh gerek fetvaları ve ge­rek bu muhaberatı, ihanet dosyasına koymakla beraber, bugün Türkiye Büyük Millet Meclisi kati emriyle ve ilk fırsatta İstiklâl Mahkemesi ile bu adamlara lâzımı olan muameleyi yapmalı­dır. Bugün İstanbul’un milyonla mazlum insan­ları bizimle beraberdir. Ve inliyorlar. Binaen* aleyh zannediyorum ki, buradan çıkacak ufak bir işaret bu melûnları ayaklar altında çiğniye- cektir (Hiç şüphesiz sesleri) Bu telgrafın met­ninde; eğer Babıâli gitmezse, İslâm âleminde büyük bir tfsir yapacağı beyan ediliyor. Harbi Umu mide cilıad ilân edilmiş iken, kendi çalışıma ve kumandan olarak söylüyorum, gerek Çanak­kale’de, geıek lrak’da mütemadiyen* İslâm aske­riyle harbettim. (Maalesef sesleri) Halbuki bu­gün İstiklâl Muharebesini yaparken ve aleyhimi­ze bir cihad fetvası çıkarmış iken Şark’ta İslâm kardeşlerimle en yakın temasta idim. Onlar ilk ellerini bize, Anadolu milletine uzatmışlar ve İstanbul Hükümetini tel’in etmişlerdir. Demek oluyor ki, oradan çıkan cihad fetvalarının de­ğil, milletin birliğinin, milletin ruhundan do­ğan azım kıymeti vardır. (Alkışlar) İşte buna en güzel misal İran, Afgan gibi İslâm kardeşle­rimizin Ankara’da bulunmasıdır… (TBMM Zabıt Cerideleri D:1 Cilt:24 İçtima:3 İ: 129 Celse:3 s.280)
Adsız
KÂZIM KARABEKİR Pş. (Devamla) — Mil­yonla ehli İslâm bugün üç beş habisi tel’in ediyor­lar. Bütün şühedamız, bütün gazilerimiz, ayak­ları, bacakları kopmuş kardeşlerimiz bu adamları tel’in ediyorlar, bu kadar felâketli günler geçirdikten sonra, onların telgraflarının hâlâ bir kâbus gibi millet üzerine çöken bu zulümlerini, sessiz sadasız bırakmamalı, onların hiç olduğu­nu bütün âlemi İslama göstermeli ve katiyen sulh mahalline bunların ayaklarını attırmamıya ça­lışmalıyız. (Alkışlar) (TBMM Zabıt Cerideleri D:1 Cilt:24 İçtima:3 İ: 129 Celse:3 s.280)
 
Adsız
İşte Cumhuriyetten sonra hain ilan edildiği söylenen Vahdettin. İstediğiniz kadar Cumhuriyetten önce Vahdettin çok seviliyordu hain değildi gibi göstermeye çalışsanız da mızrak çuvala sığmıyor. Taşlanarak öldürülmesini teklif edecek kadar nefret edilen, domuz, taçlı hain, cani, ayakları kırılsaydı, şeytan, Papaz Freu nun halifesi, Vahimeddin gibi hakaretler edilen bir kişiyi istediğiniz kadar bu millete masum göstermeye çalışın olmuyor. Vahdettin yaşarken de hain ilan edilmişti. Öldükten sonra da hain olarak bilindi.  Herkes tarihteki yerini almıştır ve siz kabullenseniz de kabullenmeseniz de tarih her zaman kendi hükmünü verir.
TIBBIYELİ HİKMET

”Vahdettin Cumhuriyet’in İlanından Sonra Hain İlan Edildi” Yalanı” için 3 yorum

Bir cevap yazın