Demokrasi Treni Son Durağına Yaklaşıyor…

11407234_759869574125661_8628149748413543700_n
Cumhuriyet tarihinin en önemli seçimine adım adım yaklaşıyoruz.  Siyasi partiler her gün meydanlarda halkın oyunu almak için mitingler yapıyor, vaadlerde bulunuyor.  Genelde vaadler ekonomik konular olmakla beraber bir açık arttırmaya dönmüş durumda… Son 13 yılda nasıl sosyal yardımlara muhtaç hale getirildiğimiz ve partilere ”menfaat kapısı” olarak gördüğümüz bu seçimlerde çok net görülüyor. Seçim süreci boyunca muhalefet partileri asgari ücret vaadi üzerinde dururken, iktidar ise sadece kaynak yok demekle yetindi. Kısacası açık arttırmaya dönüşen vaadlerle bir seçim dönemi yaşadık. Oysa ülkenin sorunları asgari ücretin 1500 TL olmasından ya da asgari ücreti arttırmaya kaynak bulmaktan çok daha büyük…
Demokrasinin sadece sandık sonuçlarına indirgendiği ve sandığın bir intikam aracı olarak görüldüğü bir ülkede yapılacak olan seçimler ne kadar bağımsız ve demokratik olabilir ? 17 milyon insanın açlık sınırının altında yaşadığı, 40 milyona yakın insanın sosyal yardımlarla geçindiği, her 4 gençten 1 inin işsiz olduğu, eğitim seviyesinin ilkokulu geçemediği, kişi başına yıllık okunan kitap sayısının 1 bile olmadığı  bir ülkede bağımsız, demokratik seçimlerin gerçekleşeceğini savunmak en hafif deyimle iki yüzlülüktür. Demokrasi her dört yılda bir sandığa gidilerek yapılan bir eylem değildir. Demokrasi için önce demokratik bir toplumun olması gerekir. Demokrat olmak ise bir yaşam biçimidir, karakter meselesidir.  Ben demokrasiyi savunuyorum sandıktan çıkan sonuca saygı duyarım demekle demokrat olunmaz.
Bizim şu an en büyük sorunumuz demokrasidir. Bu sorun bir günde, bir yılda çözülebilecek bir sorun değil.. Uzun vadede, sağlam devlet politikalarının uygulanmasıyla ancak çözüme kavuşulabilir fakat bunun için öncelikle iktidar hırsı için yoksulluğu ve cahilliği yönetmekten vazgeçmemiz gerekiyor.  Yıllardır cahilliği ve yoksulluğu kutsadığımız için bugünlere geldik. Halkın cahilliğini dile getirmek bir hakaretmiş gibi topluma gösterildiği için yıllardır demagoji siyaseti kazanıyor.  Peki bugüne kadar bu durumu değiştirmek için ne yaptık ? Koskoca bir seçim dönemi sadece asgari ücret tartışmasıyla geçiyorsa  halkı ne olarak gördüğümüzü siz anlayın…
Sandıktan bahsetmeden önce konuşmamız gereken o kadar çok sorun var ki hangisini yazayım… Yaşam odası olmadığı için 301 madencinin öldüğü bir ülkede 1150 odalı saray yapılıyorsa, devletin bakanlarından biri aylık geliri 1000 TL nin altında olan insanların gözünün içine baka baka maliyeti 3,5 Milyar TL tutan makam arabaları için ”çerez parası” diyorsa ve bunu dediği için halktan tepki almayacağını düşünüyorsa, devletin tüm kurum ve makamlarında ölçüsüz harcamalar yapılırken insanlar açlıktan ölüyorsa,  asgari ücret bir altın varaklı bardak parası etmiyorsa ve en önemlisi tüm bunlara rağmen halk yaşadıklarına tepki göstermiyorsa kimse bana demokrasiden bahsedip sandık demagojisi yapmasın.
7 Haziran günü yapılacak olan seçim görünürde önceki seçimlerden farklı olmayacak. Diğer seçimlerde olduğu gibi sandığa gidip oy kullanacağız fakat sonuçları açısından Cumhuriyet tarihindeki tüm seçimlerden farklı olacak.  7 Haziran akşamı ya karanlığı seçmiş olacağız ya da 8 Haziran sabahı aydınlık bir Türkiye’yi.   Ya ahlaki çöküşe, bozukluğa prim vereceğiz ya da bu gidişe dur diyeceğiz. Bu seçim millet olarak 92 yılda ne kadar geliştiğimizin göstergesi olacak.  Eğer millet, Cumhuriyet’in kendisine sağladığı birey olma hakkını değil de Osmanlı döneminde olduğu gibi kul olmayı seçerse yapacak bir şey yok.  Toplumlar hak ettiği şekilde yönetilir diyerek sonuçları göreceğiz fakat yarın torunlarımız bize bu seçimde hangi tarafta yer aldığımızı sorduğunda yüzümüzün kızarmasını istemiyorsak kararımızı ona göre vermek zorundayız. Demokrasi treninden ineceğimiz durağa çok yaklaştık haberiniz olsun…
TIBBIYELİ HİKMET

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR  Her şey Çok Güzel Olacak Dedik ve Oldu

Bir cevap yazın

Pin It on Pinterest