Atatürk'ün Çankaya Sofralarıyla İlgili Yalanlar ve Gerçekler

1
Atatürk’ün tarihi başarılarını, kurduğu modern Türkiye Cumhuriyetini yok edemeyen Atatürk ve Cumhuriyet düşmanları yıllardır Atatürk’ün şahsına yönelik iftiralar atmışlardır. Bu iftiraların amacı Atatürk’ün şahsını Türk milletinin gözünde itibarsızlaştırarak onu tarihten ve milletin kalbinden silmeye çalışmaktır.
Tartışılmaz bir gerçek vardır ki Atatürk gibi hem milletinin hem de dünya tarihine damga vuran tarihi şahsiyetleri tarihten silemezsiniz. Hele ki şahsına ve özel hayatına yönelik hakaretlerle yok etmeye çalışmak imkansızdır. Çünkü Atatürk gibi milletinin kaderini değiştiren büyük devrimciler gelecek kuşaklara ideolojik bir miras bırakırlar. Kendileri fiziken bu dünyadan ayrılsa da arkalarında bıraktıkları ideolojik miras yaşamaya devam eder.
Bugün Atatürk düşmanlarının anlayamadığı nokta Atatürk’ün şahsına hakaret ederek onun ideolojisi yok etmelerinin mümkün olmadığıdır. Atatürk yaşarken sanki geleceği görmüş gibi kendisi hakkında şunları söylemiştir:
”İki Mustafa Kemal vardır. Biri ben et ve kemik, geçici Mustafa Kemal. İkinci Mustafa Kemal, onu ‘ben’ kelimesiyle ifade edemem; o ben değil, bizdir! O, memleketin her köşesinde yeni bir fikir, yeni bir hayat ve büyük ülkü için uğraşan aydın ve mücadeleci bir topluluktur. Ben onların rüyasını temsil ediyorum. Benim girişimlerim, onların özlemini çektikleri şeyleri tatmin içindir. O Mustafa Kemal sizsiniz, hepinizsiniz. Geçici olmayan, yaşaması ve başarılı olması gereken Mustafa Kemal O’dur.” (Belleten, Cilt: 46, Sayı: 181- 182 Türk Tarih Kurumu Basımevi, 1982  s.143)
”Biz” olan Mustafa Kemal bugün tüm Atatürkçü vatanseverlerin kalbinde ve zihninde yaşamaya devam etmektedir. Cumhuriyet düşmanlarının savaştığı Mustafa Kemal et ve kemikten meydana gelen geçici Mustafa Kemaldir. Attıkları iftiraların hepsi de geçici Mustafa Kemal’e yöneliktir.
Mustafa Kemal’in şahsına yönelik en büyük hakaretlerden biri ”alkolik, ayyaş” sıfatlarının yakıştırılmasıdır. Kurduğu gazi meclis kürsüsünden bile kendisine ayyaş diyen insanlar olmuştur. Bir devlet kurucusunun özel hayatıyla ilgili bir konunun bu şekilde istismar edilmesi cahilliktir, ayıptır, terbiyesizliktir. Atatürk’ün özel hayatında ne yaşadığı, ne içtiği kimseyi ilgilendirmez. Sonuçta Atatürk’te hepimiz gibi bir insandı. Onun da hataları, zaafları vardı. Bizi insan yapan da hatalarımız ve zaaflarımız değil midir?
Bu yazıyı yazarken amacım Atatürk’ün alkol kullanmadığını savunmak değildir. Böyle bir şeyi söylemek komik olur. Atatürk bile alkol kullandığını milletinden gizlememiş, benim de bunu inkar etmeye niyetim yok. Ancak son yıllarda Atatürk ayyaştı propagandası Çankaya’da her gece içki alemi yapıldığı gibi bir algı yaratılmaya yönelik yapılmaya başlandı. Bu nedenle yazımda Atatürk’ün alkol kullanmasından çok Çankaya sofraları üzerinde duracağım.
Atatürk’ün alkolle ilk tanışması Harp okulundaki öğrencilik yıllarıdır. Arkadaşlarıyla zaman zaman eğlence mekanlarına giderek eğlenmiştir. Bu yıllarda yaşadıklarını, alkolle olan ilişkisini yıllar sonra Ruşen Eşref’e şöyle anlatmıştır:
”- Benim adım çok içki içer diye çıkmıştır. Bunu siz de duymuş olacaksınız. :filhakika ben, öteden beri içerim;içkiyi severim. Fakat istediğim zaman bunu keserim. Vazifem esnasında bir damlasını ağzıma komam. Vatan işlerime içki karıştırmam. O sadece benim keyfim içindir. Onun yüzünden vazifemi bir an geri bıraktığımı hatırlamıyorum. Daha gençken, manevralara çıkılmadan önce, muhabbete dalarak sabaha yakın zamanlara kadar içsek bile, ben bazen hiç uyumadan saatinde doğrudan doğruya vazifem başına giderdim. İçki ve vazife iki ayrı şeydir. Birbirine tesiri dokunacak yerde vazifeyi elbette keyfe tercih etmeli; içkiyi behemahal kesmeli.” (Ruşen Eşref Ünaydın – Atatürk’ü Özleyiş Cilt 2 Basım yılı : 1998 s.80)
1
Atatürk’ün hayatını incelediğimizde Ruşen Eşref’e anlattıklarının doğruluğu net şekilde görülmektedir. Harp okulundan kurmay Yüzbaşı olarak mezun olduğu günden beri kendisine verilen her görevi başarıyla yerine getirmiştir. Trablusgarp’ta gönüllü olarak savaşması ardından Balkan savaşları ve Sofya ataşeliğinden sonra Çanakkale savaşındaki büyük kahramanlığı onu tarih sahnesine çıkarmıştır. Tüm bu savaşlar sırasında vazifesine bağlılığı ve ciddiyeti onun başarısındaki sırdır.
Doktor Neşet Ömer İrdelp’te Atatürk’ün memleket meseleleri hakkında çalışırken ağzına tek damla içki koymadığını şu cümlelerle anlatmıştır:
”Önemli iş zamanlarında içkiyi bırakırdı. büyük nutku’nu yazdığı zaman altı ay rakıyı terk etmişti” (Yavuz Ercan – Osmanlı ve Cumhuriyet Tarihi Yazıları Turhan Kitabevi, 2007 s. 267)
Nutuk’un yazıldığı 6 ay boyunca alkol kullanmaya ara veren Atatürk, kurtuluş savaşı yıllarında da alkolden uzak durmuştur. Silah arkadaşı, dostu ve kurtuluş savaşının önemli komutanlarından olan Ali Fuat Cebesoy’un açıklamaları da Atatürk’ün alkolik denilebilecek düzeyde alkol bağımlısı olmadığını göstermektedir.
“Gazi ciddi kararlar arifesinde daima içkiden ve fazla yemekten kaçınırdı” (Yavuz Ercan – Bizim Atatürk. Belgi Dergisi, Sayı : 2 Yıl : 2011 s.123)
Bu anılar ve açıklamalar olmasa bile Atatürk’ün hayatındaki başarılarına baktığımız zaman böyle bir insana alkolik demek mümkün müdür?  Alkolik bir insanın kendi iradesiyle içkiye aylarca hatta yıllarca bir anda ara vermesi mümkün değildir. Mümkün olsa AMATEM gibi alkol ve madde bağımlılığıyla ilgili hastaneler olmazdı.
Alkolizm konusundaki ikinci önemli husus her alkol kullanan kişinin alkolik olmadığıdır. Bir kişiye alkolik demek için o kişinin bazı alkolizm özelliklerini taşıması gerekir. Bu özelliklerden bazıları şunlardır :

  • Alkol kullanmadığında yoksunluk hissetmek ve sürekli alkol almayı düşünmek
  • Başarısız kısa süreli alkol bırakma girişimlerinde bulunmak ve içki içmediği dönemlerde psikolojik travmalar yaşamak
  • Alkol kullanımı yüzünden günlük hayatın ve mesleki yaşamın olumsuz etkilenmesi. Kişinin mesleğinde başarısızlıklar yaşaması
  • Günün büyük bir bölümünü alkol kullanımına ayırmak ve alkol kullanmadığı zamanlarda da alkol alacağı zamanı düşünmek
  • Kişinin içeceği alkol miktarına kendi iradesiyle karar verememesi

Atatürk’te bu özelliklerin hiçbiri bulunmamaktadır. Alkol yüzünde ne vatan işlerini aksatmış, ne de alkol kullanmadığı dönemlerde psikolojik travmalar yaşamıştır. Uşağı Cemal Granda Atatürk’ün alkol kullanmasıyla ilgili şu yorumu yapmıştır:
”Atatürk’ün bir kere bile içki yüzünden kendinden geçtiğini, taşkınlıklar yaptığını görmedim, duymadım. Aksini iddia edenler varsa, bunların yaptıkları düpedüz dedikodudan başka bir şey değildir. Ölümünden sonra çekememezlik ve kıskançlıklarından Atatürk’ün sofrasını sarhoşluk, ayyaşlık ve zevke düşkünlükle kötülemek isteyenler oldu ama, bu çabalar ne kadar boşunadır. Onun yaşantısı bütün kusurlarıyla meydandaydı. Gizlenecek bir yönü yoktu ki… Halkın sofrası idi.”(Cemal Granda – Atatürk’ün uşağının gizli defteri , Fer yayınları 1971 s.26)
1
Cemal Granda’nın da söylediği gibi Atatürk’ün sofrası halkın sofrasıdır. Bu sofrada Anadolu köylüsü bile ağırlanmıştır.
Atatürk’ün yakın dostu ve Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği görevini yapan Hasan Rıza Soyak’ta Atatürk’ün sadece akşam yemeklerinde alkol kullandığını, gündüzleri içki içmediğini şu cümlelerle anlatmaktadır :
“Atatürk siyasi büyük ve önemli meselelerin cereyan ettiği veya konuşulacağı zamanlarda hiç içmezdi…Gündüz içmenin aleyhindeydi. Yanında bulunduğum uzun yıllar zarfında yalnız iki kez, gündüz birkaç kadeh içtiğini gördüm. Sofrada saatlerce kalırdı ama miktar itibariyle çok içen bir adam sayılmazdı”(Hasan Rıza Soyak – Atatürk’ten Hatıralar Cilt :1 Yapı Kredi Yayınları 1973 s.18)
Atatürk’ün yakın dostu ve dava arkadaşları olan insanların anlattıklarına bakıldığında Atatürk, sadece akşam yemeklerinde kendisinin ifadesiyle keyif için içen ama devlet işleri söz konusu olduğunda aylarca hatta yıllarca alkol kullanmaya ara verebilen bir kişidir. Böyle bir kişiye tıbben alkolik tanısı koymak mümkün değildir.
Gençlik yıllarından beri alkolü keyif için kullanan Atatürk, hayatının son yıllarında alkol miktarını geçmişe göre arttırmış ve bu yüzden sağlığı bozulmaya başlamıştır. Ancak bu bozulmanın nedeni sadece alkol değildir. Uyku düzensizliği, günde 10-15 fincan kahve içmesi ve 40- 50 sigara tüketmesi de sağlığının bozulmasında etkili olmuştur. Hasan Rıza Soyak, Atatürk’ün yaşamının son yıllarında neden alkol kullandığını şöyle anlatmıştır:
”Karar vermiştim; bir fırsat bulup kendisi ile bu hususta konuşacaktım.Bir sabah baş ağrısından şikâyet etti, aradığım fırsat belirmişti; bundan hemen faydalandım. îlkin dilimin döndüğü kadar içki aleyhinde bulundum; zararlarım saydım. ”Bu baş ağrıları da ondandır,” dedim. Sonra da yakından bildiğim hoş görürlüğüne sığınarak, her akşam içmekten vaz geçmesini, eğer bunu yaparsa bir müddet sonra kendisinin de pek memnun kalacağını, çok itinalı bir dille, arzetmek cesaretinde bulundum.

Sükûnetle dinledi; ben susunca O, konuşmağa başladı:
”Haklısın, bunları ben de bilmez değilim çocuk;” dedi. ”Fakat ne yapayım ki içmeğe mecburum; kafam çok ama beni mustarip edecek kadar çok ve hızlı çalışıyor; vakit vakit onu uyuşturup biraz dinlenmek ihtiyacını duyuyorum. Harbiye ve Erkânıharbiye (Harb Akademisi) mekteplerinde iken sabahlan beni ekseriya koğuş arkadaşlarım uyandırırdı… Çünkü akşam zihnim herhangi bir meseleye takılırdı; onu düşüne düşüne kafam şişer, uykum kaçardı. Bütün gece, yatağın içinde, dönüp dururdum; ancak sabaha karşı, yorgun, bitkin bir halde uyuyakalırdım ve tabiî kalk borusunu duyamazdım…
Şimdi de öyle… İçmediğim zamanlar uyuyamıyorum; ıstırap içinde bunalıyorum. Aynı zamanda içki barsaklanmı da tanzim ediyor. Bu durumda, takdir edersin ki yapabileceğim şey ancak miktarını, mümkün mertebe, azaltmak olabilir; ona çalışalım…»
Gerçekten içmediği günler, hem uyumak, hem de bağırsaklarını harekete geçirmek için devamlı olarak ilâç almak zorunda kalırdı.”(Hasan Rıza Soyak – Atatürk’ten Hatıralar Cilt :1 Yapı Kredi Yayınları 1973 s.19)
Atatürk’ün alkolle münasabetinin ayrıntıları dönemin tanıklarının anlatımıyla bu şekilde… Peki ya Çankaya sofraları sadece içki aleminin yapıldığı cümbüş sofraları mıydı?
Atatürk’ün alkol kullanmasını istismar eden tarih yalancıları yıllardır Çankaya sofralarını bir cümbüş sofrası olarak anlatmaktadır. Bu anlatımların gerçeklerle uzaktan yakından ilgisi yoktur. Atatürk’ün Çankaya sofraları bir cümbüş sofrası değil devlet meselelerinin görüşüldüğü devlet sofrasıdır. Bu sofrada devlet meseleleri dışında sanat, felsefe, din konuları tartışılmış, hatta Reşit Galip bu sofrada Atatürk’ün fikrine muhalif olarak tepkisini göstermiştir. Reşit Galip bu cesaretinden sonra  Milli Eğitim Bakanlığı görevine getirilmiştir
Falih Rıfkı Atay, Atatürk’ün Çankaya sofraları hakkında şu yorumu yapmıştır:
”Bu bir içki ve cümbüş sofrası değildi. Dostları ile hatta düşmanları ile sohbet ve tartışma meclisi idi. Atatürk hayallerini, tasarılarını, ıstıraplarını, hatıralarını, ta genç subaylığından son zamanlarına kadar sofrasında anlatmıştır. ” (Falih Rıfkı Atay – Çankaya Cilt: 2 Dünya Yayınları, 1961 s. 495)
Atatürk’ün uşağı Cemal Granda’da Çankaya sofralarının bir içki ya da cümbüş sofrası olmadığını, her akşam sofrada ciddi meselelerin görüşüldüğünü şu cümleleriyle net bir şekilde ortaya koymuştur:
İşten ve yurt gezilerinden artan bütün ömrü sofrada geçmiştir denilebilir. Fakat burası hiç bir zaman bir içki ve cümbüş bayağılığına inmemiş, bir sohbet ve tartışma meclisi olarak kalmıştır. Eğlencenin sıra en çetin devlet islerinin karara bağlandığı bir meclis… Politikanın, aktüalitenin de ziyafet sofrası! (Cemal Granda – Atatürk’ün uşağının gizli defteri , Fer yayınları 1971 s.25)
Atatürk’ü sabahlara kadar içki içen bir alkolik gibi anlatanlara belki de en güzel cevabı Cemal Granda’nın sözleridir. Atatürk’ün sofrası halkın sofrası ve devletin meclisiydi.
Atatürk’ün alkolle münasebetinin alkolik teşhisiyle uzaktan yakından alakası olmadığı gerek başardıkları, gerekse dönemin anılarıyla ortada… Çankaya sofrasının bir cümbüş sofrası olmadığı da ortada… Yine de farz edelim ki Atatürk alkolik olsaydı ne değişirdi? Değerinden bir şey kaybeder miydi? Atatürk alkolik olsaydı Çanakkale’deki başarıları yok mu sayılacaktı? Yoksa Cumhuriyeti kurduğu gerçeği mi değişecekti? Tarihi şahsiyetlerin özel hayatıyla ilgili bilinçsizce konuşmak hatta hakaret etmek cahillik ve basitliktir. Hele ki Mustafa Kemal Atatürk gibi milletinin bağımsızlık savaşına önderlik etmiş bir devlet kurucusuna ayyaş demek hadsizliktir. Üstelik alkolizm nedir bilmeden…  Turgut Özakman’ın dediği gibi ”Nadiren dahi yetiştirdiğimiz için bir dahi hakkında nasıl konuşulur bilmiyoruz. Ne diyeyim bu da bizim toplulumuzun tedavi edilemeyen hastalığı…
TIBBIYELİ HİKMET

Bir cevap yazın