Siyasal İslamcıların Hilafet Ütopyası

Ayasofya’nın ibadete açılmasından sonra bir grup cahil yobaz, hilafet nutukları atmaya başladı. Ayasofya ibadete açıldığına göre artık halifelikte geri gelmeliymiş.

Bu cahil kesimin hilafet gelecek sloganlarını gülerek izliyorum. Çünkü günümüzde halifelik gelecek demek Yunanistan’ın Bizans’ı yeniden kuracağız demesi kadar akıl ve mantık dışı bir söylemdir.

Ancak bu duruma şaşırmıyorum. Çünkü bizim yobaz kesim, geçmişini, ecdadını çok över ama ecdat hakkında hiçbir şey bilmezler. Hilafet nedir? Manası nedir? Nasıl halife olunur? Diye sorsanız çok komik cevaplar alırsınız.

Bunlar sanıyor ki Ayasofya’nın ibadete açılması gibi yarın hilafet için de bir kararname yayınlanacak ve halifelik gelecek.

Hayır efendim. O iş öyle sandığınız kadar kolay değil. Kararnameyle halifelik gelmez. Çünkü halifelik böyle bir şey değil.

Halifeliğin ne olduğunun tam anlaşılması için bu yazımda halifeliğin tarihinden ve anlamından bahsedeceğim. Yazıyı okuyunca halifelik isteyenlerin ne kadar cahil olduğunu göreceksiniz.

Halife, Arapçada “Bir şeyin ardından gelen, yerine geçen, yerini dolduran” anlamına gelen bir kelimedir. Çoğulu ise Hulefadır. Kur’an’da halife kelimesi, bugün kullanılan anlamda geçmez. Bakara 2/30; el-En’âm 6/165; Yûnus 10/73; en-Neml 27/62; Fâtır 35/39; Sâd 38/26 ayetlerinde halife kelimesi “İnsanoğlu, Allahın yeryüzündeki halifesidir” şeklinde geçer. Kısacası Kur’an’a göre “Her Müslüman halifedir”.

Halife kelimesinin bugün kullanılan anlamı ise “Hz. Peygamberin ölümünden sonra Müslümanların dini ve siyasi önderliğini yapan kişidir”.

İlk 4 halife, tarihte “Hulefa-i Raşidin” yani “olgunluğa erişmiş halifeler” dönemi olarak geçmektedir.

Böyle anılmasının nedenleri hem ilk 4 halifenin Peygambere çok yakın isimler olması, hem de bu halifelerin tarihte seçimle halife seçilen halifeler olmamalarıdır.

Seçim dediysem yanlış anlamayın. Bugünkü gibi bir seçim değil. Şehrin ileri gelenleri bir araya gelip görüşüyor. Kime biat edileceği tartışılıyor ve bir kişiye biat edilerek halife seçiliyor.

Bu dönemde halife olacak kişide şu özellikler aranmıştır:

  1. Kureyş kabilesinden olmalı
  2. Toplumda saygınlığı olan biri olmalı
  3. Malıyla, canıyla Müslümanlara hizmet edecek biri olmalı
  4. İmanda kıdem açısından yüksek olmalı. Yani peygambere yakın ve ona ilk inananlardan olmalı

İlk 4 halife, seçimle seçilse de halifelik kavgaları daha peygamberin naaşı toprağa verilmeden başladı. Ensardan bazı kimseler Sakīfetü Benî Sâide’de toplanarak Hazrec kabilesi reisi Sa’d b. Ubâde’yi halife olarak seçmek istediler fakat Hz. Ebubekir, hem peygambere yakın olması nedeniyle, hem de muhacirler ve Haşimilerin desteğini alarak ilk halife seçildi.

Hz. Ebubekir sonrası sırayla Hz. Ömer, Hz. Osman ve Hz. Ali halife oldular. 3 halife de hilafet kavgaları sonucunda öldürülerek hayatlarını kaybettiler.  Hz. Ömer, namaz sırasında, Hz. Osman, Kur’an okurken, Hz. Ali ise Cuma namazına giderken şehit edildiler.

Hz. Ali’nin şehit edilmesinden sonra halifelik için bir dönüm noktası oldu. Çünkü Hz. Ali’nin şehit edilmesinden sonra oğlu Hz. Hasan, halifelikten vazgeçerek halifeliği Hz. Muaviye’ye devretti. Böylece İslam tarihinde seçimle halife seçilme dönemi bitti.

Bazı âlimlerin görüşüne göre ilk 4 halife sonrası halifelik bitmiştir. Çünkü Kur’an meşvereti yani tartışmayı emrederken babadan oğla geçen bir sistem, İslam’a aykırıdır ve halifeliği hükümsüzdür

Halifeliğin Hz. Muaviye’ye geçmesinden sonra Emeviler dönemi başladı. Emeviler dönemi, İslam tarihi açısından tam bir Arap krallığı dönemidir. Çünkü Emeviler, halifelik unvanıyla babadan oğla geçen bir sultanlık kurdular ve halifelik unvanını “Müslümanların lideri” yerine “Arap devletinin sultanı” anlamında kullandılar.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR  Dindar ve Kindar Neslin İflası

Bu yüzden Emeviler dönemi, İslam tarihinin en karanlık, çatışmalı dönemidir.

Emevilerden sonra halifelik Abbasilere geçti. Bir ihtilal sonucu Emevi hanedanını yıkan ve adeta soylarını kurutan İmam Muhammed b. Ali’nin oğlu Ebü’l-Abbas önderliğinde halifelik Abbasilere geçmiştir.

Ebü’l-Abbas, halife olduktan sonra ilk iş olarak devletin merkezini Küfe’den Hâşimiye’ye, oradan da Enbâr’a taşıdı.  754 yılındaki vefatından sonra yerine geçen kardeşi Ebû Ca’fer el-Mansûr devletin merkezini Bağdat’a taşıdı.

Abbasiler dönemi, Emevilere göre daha ümmetçi bir dönemdir. Yani Arap Milliyetçiliği yapmamışlar. Ümmet birliğini savunmuşlardır.

Abbasilerin, ümmetçi siyaseti Türkleri de etkilemiştir ve Halife Mu’tasım döneminden itibaren Türkler, devlette güç sahibi olmaya başladılar. Türkler, zamanla öyle güç kazandılar ki Abbasi ordusunun %80 i Türk’tü.  Halife Mütevekkil döneminde Türkler, halifeyi bile değiştirecek güçteydi.

945 yılında Büveyhilerin, Bağdat’ı işgal etmesi Abbasiler için bir felaket oldu. Muizzüddevle Ahmed, Bağdat’ı işgal ettikten sonra Halife Müstekfi’nin gözlerine mil çektirerek yerine Mutî’-Lillâh’ı halife ilan etti. Büveyhiler, Bağdat’ı tam 110 yıl yönettiler ve bu dönemde Abbasi halifelerinin yönetimde hiçbir söz hakkı yoktu. Halifeliği Abbasilerden almadılar ama yönetimde söz hakkı da vermediler.

1055 yılında Selçuklu Sultanı Tuğrul beyin Bağdat’a girerek Büveyhilere son vermesi Abbasiler için kurtuluş oldu. Tuğrul Bey, Bağdat’ı kurtardıktan sonra 1058 yılında önce Kuzey Irak’ta Şiilere karşı zafer kazandı. Ardından Musul’da Fâtımî halifesi adına hutbe okutan Arslan el-Besâsîrî karşısında kesin bir zafer kazanarak Bağdat’a döndü.

Tuğrul Bey, Bağdat2a girerken coşkulu bir törenle bir kahraman gibi karşılandı. Hilafet sarayında üstünde Hz. Peygamber’in bürdesi ve elinde asâ ile tahtına oturmuş olan halife Kāim-Biemrillâh, tahtının yanına ikinci bir taht koydurarak Tuğrul beyi karşıladı ve Tuğrul bey, Abbasi halifesinin yanındaki tahta oturdu

Halife Kāim-Biemrillâh, Tuğrul beye şükranlarını ilettikten sonra tac giydirme töreni yaptırarak Tuğrul beyi “kasîmü emîri’l-mü’min” (halifenin ortağı) ilan etti.

Bu olayla halifeliğin anlam ve görev tanımı da değişti.  O güne kadar devletin dini ve siyasi lideri olan halife, artık sadece dini bir liderdi. Halife Kāim-Biemrillâh, kendi rızasıyla yönetimi Tuğrul Bey’e bırakarak siyasi liderlikten çekilmiştir. Artık Abbasi halifeleri, Selçuklu sultanlarının yönetiminde dini liderlerdir

Tuğrul Bey, pratikte siyasi olarak ilk Türk halife sayılsa da halife unvanını Abbasilerden almadığı için halife değildir.  Kendisinden sonra gelen sultanlar da halifeliği Abbasilerden alma gereği duymamışlar, tam tersine Abbasi halifelerini korumuşlardır.

1258 yılında Moğol İmparatoru Hülagü’nün Bağdat’ı işgal etmesinden sonra Abbasi devleti de son buldu. Hülagü’nün Abbasilere son vermesiyle aslında hilafette son buldu.

Ancak Abbasilerin kurtarıcısı yine Türkler oldu. 1260 yılında Aynicâlût Savaşı’nı kazanarak Moğol istilâsını bitiren ve Sultan Kutuz’u öldüren Sultan 1. Baybars, Dımaşk’a kaçan son Abbâsî halifesi Müsta’sım-Billâh’ın amcası Ebü’l-Kāsım Ahmed’i Kahire’ye davet ederek 3 yıl aradan sonra Abbasi halifeliğini yeniden canlandırdı.

Kahire’de saygın bir şekilde karşılanan Ebü’l-Kāsım Ahmed, halife ilan edildi. Sultan Baybars’ın Abbasi halifesini Kahire’ye çağırmasındaki asıl neden halifeyi koruma altına alarak İslam Dünyasındaki liderliğini ilan etmekti

Abbasiler, Memluklar yönetimi altında 300 yıl boyunca Mısır’da yaşadılar. Yönetimde hiçbir söz hakları yoktu. İslam Dünyasının dini önderi olarak saygı gördüler, devlet törenlerinde yer aldılar ama siyasi güçleri olmadı.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR  Türk Tipi Aydın Nedir ?

Yaklaşık 300 yıl Mısır’da devam eden Abbasi halifeliği 1517 yılında Yavuz Sultan Selim’in Mısır’ı fethetmesiyle halifelik, Osmanlılara geçti.

Tarih kitaplarında halifeliğin Yavuz döneminde Osmanlılara geçtiği anlatılsa da pratikte halifelik, Fatih döneminden beri Osmanlı’daydı. Çünkü Fatih, İstanbul’un fethi sonrası tartışmasız İslam dünyasının lideriydi.

Yavuz’dan sonra Sultan II. Abdülhamid’e kadar Osmanlı Sultanları, halifelik unvanını çok ön plana çıkarmamışlardır. Çünkü güçlü oldukları dönemde manevi bir unvanı kullanmaya gerek duymadılar. Ne zaman ki devlet yıkılma dönemine girdi, işte o zaman halifelik unvanına sarıldılar.

Halifelik unvanını en çok kullanan padişah ise Sultan II. Abdülhamid’tir. 33 sene boyunca İslam birliği politikasıyla devleti ayakta tutmaya çalıştı.

Peki, sonuç ne oldu?

Dünya savaşında cihad ilan edildiğinde Sultan II. Abdülhamid’in Mekke emiri olarak atadığı Şerif Hüseyin, Osmanlı’ya isyan etti.

Çünkü tarih boyunca, hilafet her zaman kılıç gücüyle elde tutulmuştur. Kimse kimsenin kara kaşının, kara gözünün hatırına halife diyerek boyun eğmemiştir. Kim güçlüyse halifelik onundur.

Bu güç mücadelesi tarih boyunca aynı dönemde birden fazla halifenin olmasına neden olmuştur.

Mesela halifelik Abbasilerdeyken, Abbasilerden İspanya’ya kaçıp Endülüs’e yerleşen Endülüs Emevi sultanları da kendine halife diyordu. Kuzey Afrika’da hüküm süren Şii Fatimi sultanları da halife unvanını kullanıyordu. Bunlar dışında Murâbıtlar, Zeydiler, Muvahhidler, Hafsîler de halife unvanını kullanmışlardır

Kısacası döneme göre Dünyanın farklı yerlerinde 5-6 halife olmuştur. Her biri kendi bölgesinde bir egemenlik kurmuştur. Halifelik konusunda böyle kafa karıştırıcı bir durum da söz konusudur

Halifeliğin tarihi kısaca budur. Şimdi günümüzde halifeliğin neden olamayacağını anlatalım

  1. Yazıda da gördüğünüz gibi tarihte ilk 4 halife dışında tüm halifeler sultandır. Saltanatsız hilafet olmaz. Hadi diyelim ki “Biz ilk 4 halife dönemine dönerek seçimle halife olsun istiyoruz” dediniz. Yine olmaz. Çünkü böyle bir şey için tüm İslam devletlerinin ortak kararı ve biat etmesi gerekir. Yani seçimle seçilecek bir halife bile sonunda tüm İslam devletlerine hükmeden bir sultan olacak, devletleri kendine bağlayacaktır. Günümüzde böyle bir durum olamaz.
  2. Hilafet için halife olacak kişinin farklı milletlere hükmeden bir İmparator olması gerekir. Yani geniş topraklarınız ve yönetiminiz altında farklı milletlerden milyonlarca Müslüman olacak. Kısacası Dünyadaki Müslümanların %51 ini kendi devleti altında toplamayan bir devlet halifelik iddia edemez. Türkiye’nin nüfusu 80 milyon. Dünyadaki Müslüman nüfusu 1,5 Milyar. Arada uçurum var
  3. Hilafet konusunda hiçbir veraset kanunu yoktur. İslam dünyasında isteyen herkes, halifelik iddiasında bulunabilir. Kimse kimseye boyun eğmek zorunda değildir. Tarih boyunca da halifelik her zaman kavga nedeni olmuştur. Kim güçlüyse halifelik onundur.

Sonuç olarak günümüzde Atatürk düşmanlarının halifelik hayali, Yunanların Bizans hayali kadar komik ve saçmadır.

Günümüzde artık imparatorluklar, sultanlar, krallar yok. Din savaşları da yok. Devletler artık milli kimlikleriyle kendilerini tanımlıyorlar. Böyle bir çağda hilafet hayali kurmak deliliktir.

Yarın halifeliği ilan ettik dediğinizi farz edelim. Ne olacak sanıyorsunuz? İran, Irak, Suriye bize biat mı edecekler? Biat etmeyi geçtim bu devletlerle normal ilişkimiz bile yok. Ne halifeliği?

Türk Milletinin böyle yobaz propagandalarıyla kaybedecek zamanı yoktur.  Halifelik 1924 yılında bitmiş ve tarihe karışmıştır. Tarihte ölen hiçbir makam ve unvan diriltilemez.

TIBBIYELİ HİKMET

Pin It on Pinterest