''Atatürk 9'u 5 Geçe Ölmedi'' Yalanı

saat95_thumb[1]-horz
 
Konu Atatürk olunca nerden ne bulup ne yazacağını şaşıran ve kinlerinden yalan üstüne yalan uyduran yobazlar bazen sınırları o kadar zorluyor ki bir akıl hastasının bile söyleyemeyeceği saçmalıkta yalanları birer ”tarihi gerçekmiş” gibi yazıp söylemekten utanmıyorlar sıkılmıyorlar.  Bu zırvalıklardan en saçması da Atatürk’ün ölüm saati konusudur. Yobaz iddiasına göre  Atatürk 10 Kasımda ölmemiştir gece ölmüştür. Şimdi bunu okuyunca içinizden ”ee ne olmuş yani” dediğinizi duyar gibiyim. Gerçekten ”ne olmuş yani” diyecek bir durum. Farzedelim ki 10 Kasımda ölmedi ne farkeder? 10 Kasım kutsal bir gün müdür? Atatürk’ün 10 Kasım’da ölmemesi bir suç mudur? Bunun tarih açısından değeri nedir?  Dedim ya yobaz konu Atatürk olunca dengesini kaybediyor.
 
Bu dengesizlerden biri ve en önde gideni de yobaz tayfasının ”üstad” dediği ama bilimsel tarih açısından bir maskara olan Kadir Mısıroğlu’dur. Bakın ”üstad” tarihçimiz Atatürk’ün ölümü hakkında neler söylüyor. Lütfen sonuna kadar dinleyin
 
http://www.youtube.com/watch?v=zimOO1vlV0g
 
Hayatı boyunca Atatürk’e ve Cumhuriyete küfretmeyi kendisine vazife edinmiş olan ama Atatürk’ün getirdiği hukuku okuyup avukatlık mesleğinden para kazanan Kadir Mısıroğlu her zaman olduğu gibi Allahtan korkmadan kuldan utanmadan yalan söylemektedir.  Kadir Mısıroğlunun konuşmasındaki yalanları maddeler halinde yazarsak
 
 
1- Atatürk’ün ölmeden önce son sözünün ”aleyküm selam” olmadığını, bunu bir kemalist uydurması olduğunu söylemektedir ki bu yalandır. Atatürk’ün son sözünün  ”aleyküm selam” olduğu belgelerle sabittir uydurma değildir. Bunu yeri gelince yazacağım.
 
2- Atatürk’ün gece öldüğünü ve bunu ezbere söylemediğini ifade etmektedir fakat bu konuda hiçbir bilgi ve belge gösterememektedir.
 
3- Atatürk’ün doktorlara sövdüğünü kovduğunu, doktorların sabah onu ölü bulduğunu söylemektedir. Kadir Mısıroğlu bunu söylerken bir gerçeği unutmuşa benziyor. Tüm kaynaklarda Atatürk’ün ölmeden önce son iki günü komada geçirdiği gerçektir. Peki soruyorum Atatürk komadayken mi doktorlara sövmüş? Kadir Mısıroğluna göre Atatürk doktorları kovmuş yalnız kaldığı gece ölmüş. Hani 2 günlük koma süresi nerde? Yok. İkincisi  Atatürk gibi bir liderin ölüm yatağında tek başına bırakılması mümkün müdür?
 
4- Atatürk’ün ölüm saatinin saygı duruşu için ayarlandığını söylüyor ki bana göre saçmalıkta zirveye çıktığı noktadır. Kadir Mısıroğlu’na şunu sormak lazım. ”Atatürk gece ölmüş olsaydı devlet erkanı gece yarısı mı Anıtkabirde tören yapacaktı? Atatürk’ün ölüm anında saygı duruşu olacağını kim söylemiş? Herhangi bir insan bile öldüğü anda yakınları acıdan perişan olurken Atatürk’ün ölümünü yanındakilerin bu kadar normal karşılaması ve yıllar sonra saygı duruşu kaçta olsun diye hesap yapmaları normal midir?  İsminiz Kadir Mısıroğlu ve deli raporunuz olursa bunu düşünürsünüz
 
 
Atatürk’ün hastalığı boyunca her gün hatta her dakika uygulanan tedaviler ve sağlık durumu deftere kaydedilmiştir. Bu defterler ”Atatürk’ün nöbet defteri” adı altında toplanmıştır. Bu defterlerde Atatürk’ün her gün sağlık durumu, ateşinin kaç derece olduğu ve ne tedaviler uygulandığı dakika dakika yazılmıştır. Atatürk gibi bir liderin sağlık durumunun her dakika kayıt altına alınmasından daha doğal bir durum olamaz. Buna rağmen Atatürkün ölümünü belirsiz göstermeye çalışanlar kendilerini komik duruma düşürdüklerinin farkında değil..
 
Atatürk’ün sağlık durumuyla ilgili bazı raporlar :
 
İlk rapor: 17 Ekim 1938
Reisicumhur Atatürk’ün duçar oldukları karaciğer hastalığı normal seyrini takip ederken 16 Birinciteşrin (Ekim) 1938 tarihine tesadüf eden pazar günü birdenbire aşağıdaki arazı göstermiştir:
 
– Saat 14.30’dan, 22.00’ye kadar gittikçe artarak devam eden umumi zaaf ile birlikte hazmi ve asabi araz. Bu saate kadar nabız dakikada 116, teneffüs 22 ve hararet derecesi 36.5 idi.
 
– Saat 22.00’den bu sabah saat 10.00’a kadar yukarıda ismi geçen araz kıs­men hafiflemiş ve nabız dakikada 104, teneffüs 20, hararet derecesi 37 olmuştur.
 
– Yapılan muayene ve müşavere neticesinde tespit ve tatbik edilen mudavat­tan sonra umumi ahvalde hafif bir salah görülmekle beraber vaziyet ciddiyetini muhafaza etmektedir.
 
17 Ekim 1938 saat: 20.00
Bugün, dün akşamkine nispetle daha iyi geçmiştir. Asabi arazlarda bir deği­şiklik yoktur, nabız muntazam 116, teneffüs 20, hararet derecesi 37’dir.
 
18 Ekim 1938 saat: 10.00
Atatürk’ün umumi vaziyetinde büyük bir değişiklik yoktur; geceyi daha iyi geçirdiler. Nabız 90-100 arasında, teneffüs 18, hararet derecesi 36.4’tür.
 
18 Ekim 1938 saat: 20.00
Reisicumhur Atatürk’ün rahatsızlığı aynı halde devam etmektedir. Nabız 120, teneffüs 18 ve hararet derecesi 38’dir.
 
19 Ekim 1938 saat: 20.00
Asabi arazlarda hafif, fakat aşikar bir iyilik vardır. Umumi hal daha iyi; nabız muntazam 108, teneffüs 20, hararet derecesi 36.9’dur.
 
20 Ekim 1938 saat: 10.00
Geceyi çok rahat geçirdiler. Asabi arazlar zail olmak derecesinde azalmıştır. Umumi hal daha iyi, nabız muntazam 102, teneffüs 20, hararet derecesi 36.8’dir.
 
20 Ekim 1938 saat: 20.00
Asabi arazlar tamamen geçmiştir; umumi salah artmaktadır. Nabız muntazam 94, teneffüs 20, hararet derecesi 37.1 ‘dir.
 
O gün saat: 10.00’da neşredilen rapor:
Geceyi rahat geçirdiler. Umumi salah artmaktadır; nabız muntazam 94, teneffüs 20, hararet derecesi 36,9’dur.
 
Saat: 20.00’de neşredilen rapor:
Bugünü çok iyi geçirdiler; umumi ahvaldeki iyilik devam etmektedir. Nabız muntazam, kuvvetli 80, teneffüs 20, hararet derecesi 36.9’dur.
 
22 Ekim 1938 günü neşredilen rapor:
Bir hafta evvel zuhur eden arazlar tamamiyle geçmiştir. Nabız muntazam, kuvvetli 80, teneffüs 19, hararet derecesi 36.8’dir. Hastalık normal seyrine avdet etmiştir; günlük tebliğ neşrine lüzum kalmamıştır.
 
Koma devresinde yayınlanan raporlar:
 
8 Kasım 1938 Salı saat: 23.00
Bugün saat 18.30’da hastalık birdenbire normal seyrinden çıkarak şiddetlenmiş ve sıhhi vaziyetleri yeniden ciddiyet kesbetmiştir; hararet derecesi 36.4, nabız muntazam 100, teneffüs 22’dir.
 
9 Kasım 1938 saat: 10.00
Geceyi rahatsız geçirdiler; umumi hallerindeki vaziyet ciddiyetini muhafaza etmektedir. Hararet derecesi 36.8, nabız muntazam 128, teneffüs 28’dir.
 
9 Kasım 1938 saat: 20.00
Bugünü yorgun ve dalgın geçirdiler. Umumi ahvaldeki ciddiyet biraz daha ilerlemiştir. Nabız muntazam dakikada 124, teneffüs 40, hararet derecesi 37.6’dır.
 
9 Kasım 1938 saat: 24.00
Saat 20.00’den itibaren dalgınlık artmıştır. Umumi ahval vehamete doğru seyretmektedir. Hararet derecesi 37.6, nabız 132, teneffüs 33’tür.
 
Raporlardan da anlaşıldığı gibi hastalığı boyunca ölümüne kadar dakika nabız teneffüs sayılarına kadar kaydedilmiştir. Aldığı nefes sayısına kadar kayfdedilen bir insanın ölüm dakikasının bilinmemesi mümkün müdür?  Atatürk’ün nöbetr defterinden son günleriyle ilgili ayrıntılı raporlardan bazıları şöyledir:
 
 





 
Doktorların raporları incelediğinde Atatürk’ün 9’u 5 geçe öldüğü ve ölüm anına kadar her dakika sağlık durumunun kayıt altına alındığı görülmektedir. Kadir Mısıroğlu ne demişti tekrar hatırlayalım. ”Atatürk doktorlara sövüyordu kovuyordu sabah geldiklerinde bir baktılar ki ölmüş” 🙂  Şimdi bunu diyene mi kızmalı yoksa buna inananlara mı karar sizin.
 
Atatürk’ün ölüm raporunda da  öldüğü dakika 9 u 5 geçe olarak geçmektedir.
 
 

 
Eee ne olmuş yani öyle yazmış olamazlar mı diyecekler biliyorum. Bende diyorum ki neden yalan yazma ihtiyacı duysunlar? Gece ölmek ayıp ya da saklanması gereken bir şey mi? Öldüğü an yalan rapor yazmayı mı düşünmüşler? Bu kadar komik olmayın Allah aşkına
 
Atatürk’ün ölüm saatinin 9u 5 geçe olduğunun ispatlarından birisi de son günlerinde yanında bulunanların hatıralarıdır. Bu anılardan bazı örnekler
 
27 Şubat 1938’de ilk olarak Atatürk’ün son hastalığının teşhisini koyan konsültasyon heyetinden itibaren bütün gelişmeleri yakından takip eden ve sürecin içinde bizzat yer alan Sağlık Bakanlığı Müsteşarı Dr. Asım Arar son gelişmeleri (o sırada görevli olarak Ankara’da bulunmaktadır) şu şekilde anlatmaktadır:
 
”O günü ve geceyi gözümüzü kırpmadan geçirdik. Bütün gece devam eden aynı şekildeki durum esnasında Atatürk’ü hariçten görebilenler olsaydı kendisinin rahat ve derin bir uykuda olduğunu zannetmemelerine imkan yoktu. Yalnız şu farkla ki etrafındaki ufak tefek gürültü ve hareketler sık sık müdavi tabipler tarafından nabız ve teneffüs muayenesi ve diğer tıbbî tedbirler tatbiki gibi şeylerden tamamı ile habersiz bir halde idi. Sabaha kadar kalp ve deveran sistemindeki intizamlı faaliyet devam etti. Otuzaltı saatten fazla devam eden bu derin uyku esnasında bu sistemdeki hayatiyet kudreti hakikaten hayrete şayan idi. Fakat sabaha karşı bu cepheden de zaaf alâmetleri görülmeğe başladı.
 
 
10 Kasım Perşembe günü şafak vakti güneş sonbaharın güzel İstanbul’a mahsus parlak günlerinden birini müjdelerken Türkiye Cumhuriyeti’nin ve inkılâbının kurucu ve koruyucusu Büyük Atatürk’ün halinde büyük bir hezal görülüyordu. Sabahın erken saatlerinde uykusuz ve heyecan içinde geçen uzun bir gecenin sinirlerim üzerinde bıraktığı ıstırabı biraz olsun gidermek ve serin bir hava teneffüs etmek üzere dışarı çıkmak ve dolaşmak lüzumunu hissettim. Avdet etmek üzere iken Dolmabahçe sarayının damında sallanan Cumhurbaşkanlığı bayrağının ağır ağır yarıya indirildiğini gördüğüm zaman artık her şeyin bittiğini ve sevgili Atatürk’ün çok uzun süren son dünya uykusundan hiç açılmadan ebedi uykusuna dalarak terki hayat ettiğini anladım… Bütün bu acı düşüncelerle göz yaşlarımı zaptedemedim ve ağlayarak saraya geldim.  
 
 
Atatürk 10 Kasım 1938 Perşembe günü sabah saat 9.05’de bu fâni hayata veda etmiş bulunuyordu. Vefatında resmi kayıtlara nazaran 58 yaşında idi…
 
 
Saraya girdiğim zaman Atatürk’e yakın olan bayanların acı feryatları ve bütün etrafın derin teessürleri ile karşılaştım. Hissettiğim ye’is ve matem o kadar büyük ve umumî idi ki kimsenin kimseyi taziye edecek hali ve kudreti yoktu. Yukarı kattaki salonlardan birinde Sayın Celal Bayar ve Şükrü Kaya’nın millete hitaben neşredilecek beyannamenin tanzimi ile meşgul olduklarını gördüm. Biz hekimlere düşen vazifelerden biri de ölüm sebeplerini bildiren fen dili ile yazılmış bir raporun hazırlanması idi. Müdavi tabiplerle görüşerek yazılacak bu raporun müsveddesini hazırladım ve raporu bütün hekimlerle beraber imzaladık…” (Son Günlerinde Atatürk, Dr. Asım Arar’ın Hatıraları, Yayınlayan: İsmail Arar, Selek Yayınları, İstanbul, 1958, s. 58-63)
 
 
Son anlarında Atatürk’ün yanında bulunanlardan birisi de Kütüphanecisi Nuri Ulusu’dur. Ulusu anılarında, son gelişmeleri şöyle anlatmaktadır:
 
“Atatürk’ün son hastalıklı devrelerinde, yani komalara girip çıktığı günlerde, doktorların ve yakınlarının dışında, yanına girip çıkabilen ender kişilerden biriydim. Zaten bilindiği gibi, çok önemli bir cümlesi vardı: ‘Özel hemşire falan istemem, bana benim çocuklarım herkesten iyi bakar.’ Evet, işte o çocukları ben ve arkadaşlarımdı. Ona öyle güzel ve titiz bakardık ki doktorları dahi şaşırırlardı. İşte böyle girdiği komaları esnasında zaman zaman ‘Aman Yarabbim, aman Yarabbim’ diye mütemadiyen Halikından, Allah’ından yardım dilediğini gözlerimle gördüm, kulaklarımla işittim. Aman Allahım, aman Allahım ne acımasız günlerdi o günler…
 
 
O koca dev adam, Büyük Komutan, Ulu önder Atatürk. O tüm dünyadan korkmayan, hatta tüm dünyaya kafa tutan o insan. Büyük Allah’ına, Tanrısına olan inancı ve imanıyla ‘Aman Yarabbi, aman Yarabbi’ diyerek ondan yardım bekliyordu. Bu muydu dinsiz Atatürk, bu muydu? Allah’a kitaba inanmayan, Mason Atatürk… Bunları söyleyenin Allah cezasını versin; veriyor zaten, her zaman da verecektir. Bunu yaşayanlar hep göreceklerdir. O sıkıntılı günler Cumhuriyet Bayramı’ndan sonra iyice arttı, Atatürk gözlerimizin önünde her geçen gün biraz daha güçsüzleşiyor adeta eriyordu. 9 Kasım günü hemen hemen kendinde değildi. Ben ve arkadaşlarım hiçbir şey yapamamanın acizliği ile sıkıntıdan üzüntüden kendi kendimizi yiyor ve sadece köşe bucakta gözyaşı döküyorduk.  
 
 
10 Kasım 1938 saat dokuzu beş geçe Atatürk’üm son nefesini veriyor. Odada bulunan herkes komada, Büyük Komutan göz göre göre gidiyor, kimse bir şey yapamıyor ve son nefesini veriyor. Hiç unutmuyorum, Atatürk öldü der denmez, oda kapısının önünde nöbet tutan genç bir teğmen şöyle bir başını havaya kaldırdı ve küt diye koca vücuduyla kalıp gibi yere düştü, bayılmıştı.
 
 
Bir tarih göç etmişti, biz ne yapacaktık. İlk telaş sonunda doktorları son muayeneleri yaptılar, çenesini Dr. Kamil Berk, Mim Kemal Öke Bey gözlerini yavaş yavaş kapatıp, bir mendille bağladılar.[1 Bilahare yüzünün maskının alınması gerektiği söylendi. O anda şaşırmış vaziyette odada bulunanlardan kimse cesaret edemzken, ben hemen atıldım ve ‘ben yapayım’ dedim. Gerekli onay bana verildikten sonra, hemen gerekli levazımatlar getirildi, başucuna iliştim, o güzel yüzünü sevip okşayarak, onu bu ölüm halinde dahi incitmekten korkarak, yüzünün mask’ını aldım, işimi bitirdim. Ne kötü kaderdi bu” (Atatürk’ün Yanı Başında Çankaya Köşkü Kütüphanecisi Nuri Ulusu’nun Hatıraları, Derleyen: M. K. Ulusu, Doğan Kitap, İstanbul, 2008, s. 236)
 
 
Atatürk’ün doktorlarından Dr. Akil Muhtar Özden notlarında Atatürk’ün son anlarını şöyle anlatmaktadır:
 
 
“Ahval-i umumiye fenadır. Koma devam ediyor. Agoni ralleri var. Bir defa daha 500 cm küp Glikoz Serumu veride yapıldı. Saat 8.00’de kalbe faydası, nabzın biraz dolgun olmasıyla görünür gibi oldu. Lakin koma ve agoni devam etti. Saat 9.05’de vefat. Ben, Mehmet Kâmil Bey, Mim Kemal Bey orada idik. Herkes hazin hazin ağladı” (“Dr. Akil Muhtar’ın Anılarıyla Atatürk’ün Son Hastalığı”, Prof. Dr. Bedi Şehsuvaroğlu, Atatürk’ün Sağlık Hayatı, s. 37-38)
 
 
Atatürk’ün son anlarında yanında bulunan Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Hasan Rıza Soyak şu şekilde anlatmaktadır:
 
 
Odada ve bütün Sarayda derin ve ruhani bir sükût hüküm sürüyor. Sağ tarafta başı ucunda Operatör Mim Kemal duruyor; dr. Kâmil Berk başını onun omzuna dayamış, hıçkırıyor… Prof. Dr. Akil Muhtar Özden kendinden geçmiş, odanın içinde telâşlı adımlarla durmadan dolaşıyor; hem ağlıyor, hem de mütemadiyen: “Aman Yarabbi” diye mırıldanıyor… Ben yatağın sol tarafında ayakta duruyorum; yanımda Muhafız Komutanı İsmail Hakkı Tekçe var… Her tarafım uyuşmuş, bütün duygularım donmuş bir halde, o güzel, o nurlu çehreye dalmış, bakıyorum… Hazin sessizlik içinde kulağıma yalnız Dr. Mehmet Kâmil ve Prof. Akil Muhtar’ın hıçkırıkları çarpıyor. Saat tam 9’u beş geçiyor… Birdenbire gözleri açılıyor, dikkat ediyorum: Gök mavisi gözlerinde halâ bildiğimiz çelik parıltıları ışıldamaktadır. Bir an sert bir hareketle başını sağa çeviriyor… Bana öyle geliyor ki, bu hareketiyle etrafındakilerin şahıslarında ilahî bir aşk ile bağlandığı ve inandığı aziz milletini son defa askerce selamlamaktadır. Birkaç saniye sonra o Azametli Varlık, milletinin kalp ve idrakiyle beşer tarihindeki ölümsüz hayatına göçmüş bulunuyordu… Ben de artık hıçkırıklarımı zaptedemedim; yatağa dönüp diz çöktüm, sağ elini ellerlimin içine aldım, öptüm ve yüzüme gözüme sürdüm. Bu sırada Operatör Mim Kemal gözlerini kapatıyor, Mehmet Kâmil de çenesini bağlıyordu. Yerimden kalktım, yapılacak vazifelerim vardı; gözyaşlarımı sildim ve odadan çıktım. (H. R. Soyak, Atatürk’ten Hatıralar, C: II., s. 771-773)
 
 
Atatürk’ün nöbet defleri, ölüm raporu ve öldüğü anda yanında bulunanların hatıraları Atatürk’ün 9 u 5 geçe öldüğünü göstermektedir.
 
ATATÜRK’ÜN SON SÖZÜ ALEYKÜM SELAMDIR
 
Atatürk düşmanlarının kabullenemediği ama bize göre sadece bir ayrıntı olan konu Atatürk’ün son sözüdür.  Atatürk düşmanlarına göre bu kemalistlerin uydurmasıdır böyle bir şey yoktur. Oysa gerçek bu kemalist uydurması değil Cumnhurbaşkanı Genel Sekreteri Hasan Rıza Soyak’ın anlatımıdır. Atatürk’ün son sözünün ”aleyküm selam olduğunu Hasan Rıza Soyak şöyle anlatmaktadır:
 
”Saat 18.00’den sonra yanından ayrılıp, günlük işlerimle meşgul olmak üzere büroma inmiştim; çok geçmeden fenalaştığını telefonla bildirdiler (saat 18.55). Telaşla hususî daireye koştum; yatak odasının iç içe olan iki kapısı arasındaki boşlukta Ali Kılıç duruyordu. Odaya girdiğim zaman Atatürk’ü şu vaziyette gördüm: Yatağın ortasında, iki elini yanlarına dayamış, oturuyor ve mütemadiyen öğürerek: “Allah kahretsin” diye söyleniyordu; ara sıra da hizmetçilerin tuttukları tasa koyu kahverengi bir mayi (pıhtılaşmış kan) çıkarıyordu.
 
 
Nöbetçi Doktor Abrevaya ile o sırada yetişen Prof. Dr. Neşet Ömer İrdelp kendisine yine bir taraftan bazı ilaçlar enjekte etmeye, bir taraftan da buz parçaları yutturmaya başladılar; bir aralık sağında bulunan tuvalet masası üzerindeki saate baktı; her halde iyi göremiyordu ki bana sordu:
 
“Saat kaç?..”
 
Cevap verdim: “7.00 Efendim.”
 
Aynı suali bir iki defa daha tekrar etti, aynı cevabı verdim. Biraz sükûnet bulunca yatağa yatırdık; başucuna sokuldum:
 
“Biraz rahat ettiniz değil mi efendim?..” diye sordum.
 
“Evet!..” dedi.
 
Arkamdan Neşet Ömer İrdelp yanaşıp rica etti: “Dilinizi çıkarır mısınız efendim?..”
 
Dilini ancak yarısına kadar çıkardı; Dr. İrdelp tekrar seslendi: “Lütfen biraz daha uzatınız!..” Nafile!.. Artık söyleneni anlayamıyordu; dilini uzatacağı yerde tekrar tamamen çekti; başını biraz sağa çevirerek Dr. İrdelp’e dikkatle baktı ve‘Aleyküm selam dedi; son sözü bu oldu ve ikinci ponksiyondan tam 30 saat sonra komaya girdi”  (H. R. Soyak, Atatürk’ten Hatıralar, C: II., Yapı ve Kredi Bankası A. Ş., Yayınları, İstanbul, 1973, s. 771)
 
Şunu açık ve net belirtmek istiyorum ki eğer Atatürk son nefesinde ”Aleyküm selam” dememiş olsaydı da bir şey değişmezdi. Aleyküm selam demeseydi başka bir şey diyecekti. Belki ”beni hatırlayın” diyecekti. belki ”arkamdan ağlamayın” diyecekti. Sonunda bir söz söyleyecekti.  Peki neden ”aleyküm selam” demesi yobazı bu kadar rahatsız ediyor? Bunun cevabını da kuran bize veriyor.
 
”Melekler, canlarını temiz insanlar olarak aldıklarına şöyle derler: “Selâm size (selâmünaleyküm); yapıp ettiklerinize karşılık olarak girin cennete”  ( Nahl-32)
 
Eğer Ahiret mutluluğuna ermiş kişilerden ise, kendisine, “Selâm sana Ahiret mutluluğuna ermişlerden!” denir. (Vakıa- 90,91)
 
 
Şimdi neden yobazın Atatürk’ün ölümünden bile rahatsız olduğunu anladınız mı? Atatürk’ün ölümü bile onlara bir ders veriyor. Ölümü bile onları rahatsız edecek özellikler taşıyor. Bu da yobazın değişmez kaderi…
 
TIBBIYELİ HİKMET

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR  Atatürk’ün Mal Varlığı Hakkındaki Yalanlar ve Gerçekler

''Atatürk 9'u 5 Geçe Ölmedi'' Yalanı” için 3 yorum

Bir cevap yazın

Pin It on Pinterest