”Atatürk Din Düşmanıydı” İddiasının Altında Yatan Gerçekler – 3

10927433_1386426588328811_685978001_o
 
Tarihi sürekli toplumun bir kesiminin değerleri ile savaşmak için alet edenler bugüne kadar tarihimize en büyük zararı vermişlerdir. Hiç bir konuda yeterli bilgisi olmadan hatta hiç bilgisi olmadan tarih adına otoriteymiş gibi konuşanlar bu milletin şuuruyla, tarih algısıyla oynamışlardır. Kahve muhabbetinden öteye geçemeyen tartışmalar, dedikodu bile  denilemeyecek kadar seviyesiz dedikodular, akla ziyan yalanlar, iftiralar ve daha neler neler… Sürekli yalanlarla beyni sulandırılmış bir millet, abidik gubidik konular, ne olduğu belli olmayan sıfatı belirsiz tarihçi müsveddeleri… Hepsi bu oyunun parçalarıdır.
Atatürk’ün inancının neden sürekli konu edildiğini ve millet bu kısır tartışmalarla oyalanırken perde arkasında nelerin saklandığını önceki yazılarımla ayrıntılarıyla işledim. Medeni bilgilerin nasıl saptırıldığı, Atatürk döneminde okutulan lise tarih kitaplarının nasıl unutturulduğunu belgeleriyle gösterdim. Neden tarih açısından çok değerli iki belgenin bu kadar basit bir tartışmaya kurban edildiğini ayrıntılarıyla açıkladım. Bu yazımda yobazın tam kalbine, şah danarına ölücü darbeyi indireceğim. Her ortamda gerek yazılı gerek görsel olarak temcit pilavı gibi ısıtıp ısıtıp milletin gözüne soktukları en can alıcı iddialarının nasıl aşağılık bir oyun olduğunu göstereceğim.
Atatürk dinsizdi iddiasının en meşhur, sözde en sağlam kaynağı nedir desem ne cevap verirsiniz?  Her ortamda yobazlar neyi gözünüze sokmaya çalışıyor? Şimdi herkesin neyi kastettiğimi anladığına eminim. Hani şu Can Dündar’ın ”Mustafa” belgeselindeki 2 dakikalık meşhur sahne, Hani sosyal medyada, video paylaşım sitelerinde yüz binlerce kez yüklenen ve milyonlarca kez tıklanan video. Neyi kastettiğimi anladınız. ”Atatürk’ün son meclis konuşması”
Her yerde bu isimle paylaşıldığı için ben de bu ismi kullandım.  Gerçekte bu videonun ismi bile saçmalığın daniskası. Atatürk’ün son meclis konuşması ne demek? Bu isme bakarsak Atatürk son kez meclis kürsüsüne çıkmış, iki dakikalık bu konuşmayı yapmış sonra da hadi bana eyvallah diyip emekli olmuş gibi bir anlam çıkmıyor mu?  İsmi bile saçmasapan olan bir iddia. neresinden tutsanız elinizde kalıyor. Bu başlığın doğrusu ”Atatürk’ün son meclis açılış konuşması” olmalıdır. Bu konuşma 1 Kasım 1937’deki meclis açılış konuşmasıdır. 1938 yılının meclis açılışında Atatürk hasta yatağında olduğu için son meclis açılış konuşmasını 1 Kasım 1937’de yapmıştır.
Meclis açılış konuşmaları her yılda yapılması planlanan icraatları, devletin durumunu, ulaşılması hedeflenen başarıları içeren konuşmalardır. Atatürk her yıl meclis açılında kürsüye çıkıp o yılki durumu, yapılacak icraatları, hedeflerini sade bir üslupla açık ve net açıklamıştır. Son meclis açılış konuşması da bu konuşmalardan biridir. Yani bu konuşmanın diğer meclis açılış konuşmalarından farkı yoktur. Atatürk sadece izlediğiniz videodaki iki dakikalık konuşmayı yapıp kürsüden inmemiştir. Çok uzun ve muhtevası zengin bir konuşma yapmıştır ama her nedense bu konuşma yıllardır milletten gizlenmiştir. Şimdi neden gizlendiğini açıklayacağım
Atatürk son meclis açılış konuşmasında ekonomik gelişmelere çok ağırlık vermiştir. Bu konunun üzerinde çok durmuş ve teferruatlı açıklamalar yapmıştır. Bu kısımlardan biri şöyledir:
Şimdi arkadaşlar, ekonomik yaşamımızı gözden geçireceğim. Hemen bildirmek isterim, ben ekonomik yaşam denince, tarım, ticaret, sanayi faaliyetlerini ve bütün bayındırlık işlerini, birbirinden ayrı düşünülmesi doğru olmayan bir bütün sayarım. Bu nedenle şunu da hatırlatmalıyım ki, bir ulusa bağımsız görünüş ve değerini veren siyasi yaşam çarkında, devlet, fikir ve ekonomik yaşam işleyişleri birbirlerine bağlı ve birbirleri ile ilişkilidir, o kadar ki, bu işleyişler birbirine uyacak aynı düzen içinde çalıştırılmazsa, hükümetin çekici gücü harcanmış olur, ondan beklenen tam verim sağlanamaz. Onun içindir ki, bir ulusun kültür düzeyi üç alanda, devlet, fikir ve ekonomi alanlarındaki çalışma ve başarılı sonuçlarının toplamı ile ölçülür.
Bu konuşmasında ekonomik yaşamda önce ilk olarak tarım dediğini görüyoruz. Sırasıyla tarım, ticaret, sanayi. Bu sıralama tesadüfi değildir. Önce çiftçi üretecek  sonra çiftçinin ürettiği mal satılacak ve sonunda sanayi gelişimi olacak. Bugün çiftçiye ananı da al git diyenler, memleketin tarımını öldürenleri gördükçe Atatürk’ün bu açıklaması bir kat daha değer kazanıyor. Konuşmasının devamında yukardaki açıklamasını açıklayacak çok önemli ifadelerde bulunmuştur
Milli ekonominin temeli tarımdır. İşte bu nedenle tarımda kalkınmaya önem vermekteyiz. Köylere kadar yayılacak programlı ve pratik çalışmalar bu amaca erişmeyi kolaylaştıracaktır.
Fakat bu önemli isteği uygun bir biçimde amacına ulaştırabilmek için ilk önce ciddi çalışmalara dayalı bir tarım politikası belirlemek ve onun için de, her köylünün ve bütün vatandaşların kolayca kavrayabileceği ve severek uygulayabileceği bir tarım rejimi kurmak gereklidir. Bu politika ve rejimde, önemle yer alabilecek noktaların başlıcaları şunlar olabilir.
Bir kez, ülkede topraksız çiftçi bırakılmamalıdır.(Bravo sesleri, alkışlar) Bundan daha önemli olan ise, bir çiftçi ailesini geçindirebilen toprağın, hiçbir nedenle ve hiçbir şekilde bölünemez bir nitelik almasıdır.(Alkışlar) Büyük çiftçi ve çiftlik sahiplerinin işletebilecekleri arazi genişliğinin, arazinin bulunduğu bölgelerin nüfus yoğunluğuna ve toprak verim derecesine göre sınırlanması gereklidir. Küçük büyük bütün çiftçilerin iş araçları artırılmalı, yenileştirilmeli ve bakım önlemleri zaman geçirilmeden alınmalıdır. Herhalde, en küçük bir çiftçi ailesi, bir çift hayvan sahibi olmalıdır, bunda ideal olan öküz değil, at olmalıdır. Öküz, ancak bazı şartların henüz sağlanamadığı bölgelerde hoş görülebilir. Köylüler için, genellikle pulluğu pratik ve faydalı bulurum. Traktörü büyük çiftçilere öneririm. Köyde ve yakın köylerde, ortaklaşa harman makineleri kullanmak köylülerin vazgeçemeyeceği bir gelenek haline getirilmelidir
Atatürk konuşmasının bu bölümünde çok açık ve net milli ekonominin temelinin tarım olduğunu söylemiş ve devamında bugün bile başarılamayan ”toprak reformunun” gerçekleşmesi gerektiğini vurgulamıştır.  Atatürk’e burjuva devrimcisi diyenler bu açıklamayı okuyunca acaba utanacak mıdır? Bugün memleketin en büyük sorunu toprak reformu değil midir? Doğudaki geri kalmışlığın nedeni ağalık sistemi değil midir? Terör bu yüzden ortaya çıkmamış mıdır? Peki neden gerçekleştirilmedi? Çünkü koltuk sevdası vatan sevdasına galip geldi.  Cahil halktan oy toplamak,aydın bir halktan oy toplamaktan daha kolay olduğu için sırf iktidar uğruna milletin kaderiyle oynanmıştır. Bu konuşmayı okuyunca Atatürk toprak reformunu gerçekleştirmek istediği için öldürülmüş olabilir mi diye düşünmeden yapamıyorum. Neyse devam edelim. Atatürk neler söylemiş okuyalım
Endüstrileşmek, en büyük milli davalarınız arasında yer almaktadır. Çalışması ve yaşaması için ham maddeleri ülkemizde bulunan büyük küçük her çeşit sanayii kuracağız ve işleteceğiz.(Alkışlar) En başta vatan savunması olmak üzere, ürünlerimizi değerlendirmek ve en kısa yoldan, en ileri ve zengin Türkiye idealine ulaşabilmek için bu bir zorunluluktur.
Bu düşünce ile, beş yıllık ilk sanayi planından geri kalan ve bütün hazırlıkları bitirilmiş olan birkaç fabrikayı da ivedi olarak gerçekleştirmek ve yeni plan için hazırlanmak gerekir.
Farkettiniz mi? Tarım hedeflerini açıkladıktan sonra sanayi hedeflerine geçmiştir. Atatürk Türk milletinin en büyük zenginliğinin tarım olduğunu çok iyi biliyordu ve hayatı boyunca açtığı örnek çiftliklerle, çiftçiye verdiği topraklarla tarıma önem verdiğini göstermiştir. Bir de bugünkü durumumuza bakın. Eee tabi ki bu konuşma açıklanmaz. Açıklansa Atatürk’ün ne kadar haklı olduğu bir daha ortaya çıkacak.Niye açıklansın ki?
Atatürk konuşmnasında demir yollarını da unutmamıştır. Bu konuda da şu açıklamaları yapmıştır
Demiryolları bir ülkeyi uygarlık ve refah ışıkları ile aydınlatan kutsal bir meşaledir.
Cumhuriyetin ilk yıllarından başlayarak önemle üzerinde durduğum demiryolları inşaat politikamız, amaçlarına ulaşmak için durmadan başarı ile uygulanmaktadır.
Doğu ve güneydoğu Sivas, Diyarbakır gibi büyük yerleşim yerlerine varan hatlar, geçen yıl içinde Sivas – Malatya bağlantısı ile birbirine bağlanmıştır. Zonguldak’a varmış olan hat da bu zengin kömür bölgesini İç Anadolu’ya bağlamış bulunuyor.
Sivas’tan sonra, doğuya doğru uzayıp gitmekten olan hatta ilk varış yeri olan Divrik’e ulaşmıştır. Bu kol, önümüzdeki yıl Erzincan’a ulaşmış olacaktır. Diyarbakır’dan doğuya uzanacak hattın da yapımına başlanmıştır.
Doğu demiryollarının satın alınmış olduğunu bilirsiniz. Güneyde Nusaybin’e giden hattan başka, yurt içinde bütün demiryollarının yönetim ve işletmeleri, Cumhuriyet hükümetinin elindedir
Atatürk’ten tokat gibi cevap… Hani Atatürk bir şey yapmamıştı? Hani 80 yılda yapılmayanı siz yapmıştınız. Atatürk’ten sonra yapılan yolların tamamı karayoludur. Son 60 yılda yapılan demiryolu, Atatürk zamanında 15 yılda yapılan demiryolunun yanından bile geçemez. Atatürk ne diyor tekrar okuyalım
Demiryolları bir ülkeyi uygarlık ve refah ışıkları ile aydınlatan kutsal bir meşaledir.
İtirazı olan var mı?
Atatürk, konuşmasında umudunu bağladığı, Cumhuriyeti emanet ettiği gençliği de unutmamıştır. Gençlik hakkında da şunları söylemiştir:
Türk gençliğinin beyninde ve ulusun bilincinde her zaman canlı tutmak, üniversitelerimize ve yüksek okullarımıza düşen başlıca görevdir.
Bunun için ülkeyi şimdilik üç büyük kültür bölgesine ayırarak, batı bölgesi için İstanbul Üniversitesinde başlanmış olan reform programının daha köklü bir biçimde uygulanmasıyla Cumhuriyete gerçekten modern bir üniversite kazandırmak, merkez bölgesi için, Ankara Üniversitesini az zamanda kurmak gerekir. Doğu bölgesi için Van gölü sahillerinin en güzel bir yerinde, her aşamadaki okulları ve bunlara ek olarak üniversitesiyle modern bir kültür şehri yaratmak yolunda şimdiden harekete geçilmelidir
Atatürk konuşmasında Türk ordusunu ve dış siyaseti de unutmamıştır. Bu konuda da çok çarpıcı açıklamalarda bulunmuştur
Ordumuz, Türk birliğinin, Türk gücü ve yeteneğinin, Türk vatanseverliğinin çelikleşmiş bir simgesidir.
Ordumuz Türk topraklarının ve Türkiye idealini gerçekleştirmek için yapmakta olduğumuz sistemli çalışmaların yenilmesi imkansız güvencesidir.(Alkışlar)
Uygun bir donatım pragramımızın hazırlanması, başarı ile ilerliyor. Bunları ülkemizde yapma aımacımız gerçekleşme yolundadır. Harp endüstrisi kuruluşlarını, daha fazla geliştirmek ve genişletmek için alınan önlemler sürdürülmeli ve endüstrileşme çalışmalarımızda ordu ihtiyaçları ayrıca göz önünde tutulmalıdır.(Alkışlar)
Bu yıl içinde denizaltı gemilerini ülkemizde yapmaya başladık. Hava kuvvetlerimiz için yapılmış olan üç yıllık program, büyük ulusumuzun içten ve bilinçli ilgisi ile şimdiden başarılmış sayılabilir.
Bundan sonrası için bütün uçaklarımızın ve motorlarının ülkemizde yapılması ve harp hava endüstrimizin de bu temele göre geliştirilmesi gerekir. Hava kuvvetlerinin aldığı önemi göz önünde tutarak, bu çalışmaları planlamak ve bu konuyu layık olduğu önemle ulusun gözleri önünde canlı tutmak gerekir.(Alkışlar)
Dış politikamız, geçen yıl içinde de, barış ve uluslararası işbirliği yolunda gelişmiş ve yürüdüğümüz yolun değişmez olduğunu bir kez daha belirtmiştir.
Milletler cemiyetinin geçirmekte olduğu çetin dönemlerde, cumhuriyet hükümeti, bu uluslararası kuruluşa olan bağlılığını, her alanda göstererek barış idealine en uygun yoldan ayrılmamıştır.
Nerden nereye? Atatürkün vatanseverliğin simgesidir dediği Türk ordusu bugün darbeci ilan edilip bitirilmek isteniyor.  Bugün ilk yerli uçağı yaptık diye övünülürken Atatürk zamanında kurtuluş savaşından çıkmış yokluk içinde kurulmuş genç Cumhuriyet kendi denizaltısını uçağını yapıyordu. Şimdi sormak gerekiyor. Biz ileri mi yoksa geri mi gittik? Çağ dışı olarak görülen Kemalizm mi daha başarılı yoksa bugünkü sözde ilerici çakma liboş, demokrat takımı mı?
Son olarak hepimizin bildiği o meşhur açıklamayla yazımı bitirmek istiyorum. İşte o meşhur konuşma :
Aziz milletvekilleri,
Dünyaca bilinmektedir ki, bizim devlet yönetimimizdeki ana programımız, Cumhuriyet Halk Partisi programıdır. Bunun kapsadığı prensipler, yönetimde ve politikada bizi aydınlatıcı ana çizgilerdir. Fakat bu prensipleri, gökten indiği sanılan kitapların doğmalarıyla asla bir tutmamalıdır. Biz, ilhamlarımızı, gökten ve gaipten değil, doğrudan doğruya yaşamdan almış bulunuyoruz.
Şimdi istiyorsanız bu paragrafa takılıp Atatürk dinsiz miyidi değil miydi tartışmasına devam edebilirsiniz ama biraz düşünün bize neden sürekli bu paragrafı gösteriyorlar? Aslında yukardaki  büyük hedefleri okuyunca Atatürk’ün bu cümlede ne demek istediğini anlamak zor değil ama seçim sizin ya Atatürk dinsiz miydi diye kafa yormaya devam edin ya da neden sürekli bu konuşmanın önünüze konduğunu biraz sorgulayın
 
TIBBIYELİ HİKMET
Meclis konuşmasının tamamını okumak isteyenler için:
http://www.tbmm.gov.tr/tarihce/ataturk_konusma/5d3yy.htm
 

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR  Neden “Gökten İndiği Sanılan Kitaplar” ?

Pin It on Pinterest