İskilipli Atıf Hoca Gerçeği – 2

12Atatürk düşmanlarının mazlum hocası, islam şehidi, ak sakallı şirin ton ton dedesi İskilipli Atıf’ın Kurtuluş savaşındaki faaliyetleri, savaş boyunca kol kola gezdiği insanları ilk yazımda biraz anlatmıştım. Okumak isteyenler aşağıdaki linkten tekrar okuyabilirler
http://www.tibbiyelihikmet.com/2015/02/04/iskilipli-atif-hoca-gercegi/
Biraz anlattım dedim. Çünkü İskilipli Atıf’ın Kurtuluş savaşındaki ihanetleri o kadar çok ki tek bir yazıda hepsini anlatmayı uygun görmedim. 26 Eylül 1919’daki Cemiyet-i müderrisin beyannamesi bir son değil başlangıçtır. İskilipli bu beyannameden sonra da ihanetlerine tam gaz devam etmiştir. Utanmadan sıkılmadan sakalından sarığından utanmadan Allah adına yalanlar uydurup ihanetlerini ”islam için” yaptığını söyleyerek bugünkü dinciler gibi dini siyasete alet etmiştir. Bugün ona sahip çıkanların da dünya görüşlerine, karakterlerine bakınca neden sahip çıktıklarına şaşırmamak lazım.
Cemiyet-i Müderrisin 26 Eylül 1919 da yayınladığı beyanname ile halk arasında arzuladığı etkiyi yaratamayınca 14 Kasım 1919’da toplanan genel kurulda aldığı kararla cemiyetin bir öğretmen cemiyeti olmaktan vazgeçerek halka daha geniş hitap etmek,  halkı kucaklayıp islamı insanlara daha güzel anlatma amacıyla Teali İslam ismini almıştır.  Görüldüğü gibi yine din istismarı, yine halkın dini duygularını sömürmek… Aslında amaç daha geniş halk kitlelerine ulaşarak insanları Kuvay-ı Milliye’ye karşı kışkırtmaktır. İslamı yüceltmek sadece kılıftır. Bugün de olduğu gibi…
Yeni kurulan Teali İslam Cemiyetinin kuruluş nizamnamesi şöyledir:
a) Vesâil-i adîde ile hakayık-ı dîniyeyi Müslümanların ruhlarına ifâza, terbiye ve âdâb-ı İslâmiyeyi ta’lîm,
b) Ulûm-ı şer’iyyeye bi hakkın vâkıf ve fünûn-ı sâireden zamanın ihtiyacâtıyla mütenasib malûmatı haiz ve ahlâk-ı Nebeviye ile mütehallık alîm-i dînî yetiştirmeğe ve herkes içün bilinmesi zarûrî olan ulum-ı dîniye ve ma’lûmât-ı sâire ile ahlak-ı fazıla-i İslâmiyeyi efrâd-ı müslimîn meyânında neşr ve ta’mîme sarf-ı mesâ’î eylemek,
c) Beyne’l-müslimîn revâbıt-ı uhuvvetin takviyesiyle tesânüd ve tekâfül-ı ictimâiyenin inkişâfına çalışmak,
d) Efrâd-ı müslimîn arasında ferdî ve ictimâî teşebbüsât-ı iktisâdiyenin inkişâfına sa’y u gayret etmek,
e) Efrâd-ı müslimînden işsiz olanlara kabiliyetlerine göre iş bulmağa çalışmak ve düçâr-ı zarûret olanlara, mümkün mertebe yardım etmek,
f) Küûl, kumar, fuhuş gibi efrâdı sefâlete, heyet-i ictimâiyeyi tereddi ve inhitata sevk eyleyen muzır şeylerin men’i esbâbına tevessül etmektir
Nizamnameyi kısaca özetlersek islamı güzelleştirmek, yoksullara düşkünlere yardım etmek, insanları ilim irfan sahibi yapmak, kötü alışkanlıklara karşı mücadele edip insanları doğru yola sevketmek… vs. Görünüşte bir sosyal yardım ve ilim cemiyeti… O günün şartlarını göz önünde bulundurursak böyle bir cemiyet kurmak bile vatana ihanettir. İskilipli Atıf’ın kumarla fuhuşla sözde ilimle irfanla uğraştığı günlerde bakın Anadolu’da hocalar neler yapıyordu?
6 Haziran 1919’da Atatürk’ün isteğiyle Havza’da Cuma namazı sonrası İzmir’in işgalinde şehit olanlar için mevlid okunmuş ve miting düzenlenmiştir. Ancak mitingde bölgenin tanınmış hocalarından Sıtkı hocanın olmaması nedeniyle başka bir Cuma namazı sonrası ikinci bir miting düzenlenmiştir. Sıtkı Hoca halka şöyle seslenmiştir:
“Ey cemaat düşmana karşı koymak için elde sopa lazımdır. En gücü yetmeyen en hakir Müslüman Türk bile bugünden tezi yok birer sopa olsun edinmelidir. Buna da iktidarım yok diyebilen kimse var mı?Varsa o da evinde kazmayı, keseri, bıçağı, o da yoksa yumruğunu hazırlasın. Artık zamanı gelmiştir. Hz. Allah’ta, Peygamber Efendimiz de böyle emrediyor.”
Amasya’da 13 Haziran 1919’da, Abdurrahman Kamil Efendi, Sultan Beyazit Camii’ndeki vaazında halka şöyle seslenmiştir: 
“Muhterem evlatlarım! Türk milletinin, Türk hakimiyetinin artık kıymeti mevcudiyeti kalmamıştır. Madem ki milletimizin, şerefi, haysiyeti, istiklali tehlikeye düşmüştür. Artık bu hükümetten iyilik ummak bence abestir. Şu andan itibaren padişah olsun, isim ve unvanı ne olursa olsun, hiçbir şahsın ve makamın hikmeti mevcudiyeti kalmamıştır. Yegane çare-i halas (kurtuluş yolu) halkımızın doğrudan doğruya hakimiyetini ele alması ve iradesini kullanmasıdır..”
Kahramanmaraş Ulu Camide Rıdvan Hoca Cuma namazında halka şöyle seslenmiştir:
İşgal altında bulunan bir ülkede cuma namazı kılınmaz. İşgal altındaki topraklarda ve Fransız bayrağının asıldığı kalede, bu olduğu müddetçe cuma namazı kılınmaz.
Bu söz üzerine cemaat minberdeki sancağı alarak dışarı çıktı. Bu sancağın altında toplanan insan seli kaleye doğru akarken, kalede bulunan Fransız jandarmaları, silahlı bir çatışmayı göze alamayarak arka kapıdan kaçtılar.
 
Şimdi soruyorum İskilipli Atıf’ın vatan işgal altındayken ilim cemiyetini açmış olduğunu farzetsek bile bu ihanet değil de nedir? Neyse devam edelim
 
İskilipli Atıf bu kez cemiyetin başkanıdır. Bu yüzden Teali İslamın her icraatın sorumluluğu kendisine aittir. Cumhuriyet düşmanlarının İskilipli hoca o beyannameleri kabul etmedi tekzip etti savunması çok zorlama bir yorumdur. Madem karşıydı bu bildiriler yayınlandıktan sonra neden istifa etmedi? Vatan sever biri böyle bir cemiyette bir dakika bile durur mu? Hiç boşuna uğraşmayın mızrak çuvala sığmıyor.
Şimdi İskilipli’nin hakkını yemeyelim Teali İslam Cemiyetini kurduktan sonra İstanbul’daki İşgal kuvvetlerine bir bildiri yazmıştır. 15 Şubat 1920’de Alemdar gazetesinde ”mühim bir muhtıra” başlığıyla verilen bildiri şöyledir:
“Asâletmeab:
Mümessili bulunduğunuz Devlet-i Muazzama tarafından İstanbul’un Müslümanların ellerinden alınması yahud Hilâfet-i İslâmiye’nin saltanatdan tefrîki mevzu-ı bahs edilmekte olduğu haberi âlem-i İslâmı dağıdâr-ı teessüf etmiştir……”
İstanbul’un işgalinden 1 ay önce yayınlanan bu bildiride tek endişe hilafet ve İstanbul’un kaybedilme endişesidir. Yani işgalle ilgili tek bir kelime yok şikayet yok. Tek korku hilafetin kaybedilmesi. ”Aman hilafete ve İstanbul’a dokunmayın” ricası. Rica diyorum çünkü bildiride işgalcilere sadece ”teessüf” edilmiştir. Ülkesi için savaşanlara ettiği hakaretin zerresi yok.  
Bu çakma muhtıradan 1 hafta sonra bu kez Bolşevizm karşıtı bir beyanname yayınlanmıştır. Tahmin edeceğiniz gibi bildirinin ana fikri Bolşevizmin islama aykırı olduğu falan filan… Yani tek sıkıntı halifelik, şeriat…
“Bolşevikliğin dîn-i İslâmın ahkâm-ı ulviyesine münâfi olduğuna dair Teâli-i İslâm Cemiyeti tarafından gazetelerde intişâr eden beyannâme muvâfık-ı hak ve hakikattir. Dîn-i İslâmın ahkâm-ı hakimânesi bolşeviklikle ve ağra edilen fukaraya zekât ve sadaka hisseleri ayırmak sûretiyle dest-i muavenetini uzatmış ve onların ihtiyacatını temin için bir tarîk-i meşru’ sûrette tatmini ihtiyâc etmelerine ne hacet ne de mesağ bırakılmıştır.
….Zavallı Türk Milleti! Daha dün Rusya ezeli düşmanımızdır, diyerek seni Almanlarla beraber harbe sokanlar, bugün de Bolşeviklik adı altında Moskoflarla birleşmeye davet ederek, her gün hakir bir tarzda hayat ve huzurunla en adi bir oyuncak gibi oyanayacaklar mı? Ve sen bu yan kesicilere sonuna kadar aldanmak ve alet olmak mezelletine katlanacak mısın? (Alemdar, 21 Şubat 1336, nu: 431-2731.)”
Bu bildirileri İskilipli Atıf’ın ve Teali İslamın kurtuluş savaşında hangi tarafta olduğunun daha iyi anlaşılması için yazdım. Bir yanda ”işgal altında Cuma namazı kılınmaz” diyerek düşmnla savaşan hocalar, diğer yanda işgal kuvvetlerine ”hilafete dokunmayın” diye teessüf eden, Bolşevizme karşı bildiri yayınlayan İskilipli Atıf. Sizce bu iki hoca aynı safta olabilir mi? İskilipli Atıf’ın kurtuluş savaşını desteklediği söylenebilir mi? Farzedelim ki malum beyannameyi reddetti bu İskilipli’nin Atatürk’ü ve kurtuluş savaşını desteklediğini gösterir mi? İskilipli Atıf’ın Atatürk ile beraber savaştığına kanıt mıdır? Bu beyannameyi yok saysak bile bu İskilipli Atıf’ın Atatürk düşmanı ve kurtuluş savaşı karşıtı olduğu gerçeğini değiştirmez. Ne derseniz diyin İskilipli kahraman hocalar sınıfından değildir. Bu kadar kahraman hoca varken İskilipli Atıf”a alim demek ayıptır günahtır
Prof. Dr. Tarık Zafer Tunaya’nın da iİskilipli Âtıf Hoca’nın başkanlığını yapmış olduğu “Teali İslam Cemiyeti” hakkında verdiği bilgiler bu cemiyetin nasıl bir nitelik taşıdığını daha iyi açıklamaktadır:  
“Siyasi faaliyetleri Hürriyet ve İtilaf Fırkasını desteklemek ve Anadolu Hareketi’ne karşı cephe almak şeklinde idi. Bu cemiyet, bilhassa Konya bölgesinde şubeler açmıştı. Hatta Hürriyet ve İtilaf Fırkası’nın taraftarı olan gazeteler tarafından da destekleniyordu. Fikri faaliyetleri ise muhtelif içtimai konular hakkında makale ve beyannameler yayınlamaktan ibaretti. Bu cemiyetin makale ve beyannameleri bilhassa Alemdar Gazetesi’nde yayınlanıyordu.”
Daha fazla söze gerek var mı? Şimdi İskilipli’nin başkanlığını yaptığı Teali İslm cemiyetinin meşhur bildirisine geçebiliriz. İşte o bildiriden bazı bölümler:
 “Kilit Türkiye anahtar İngiltere’dir. Alem-i İslam kilidinin anahtarını İngiltere’nin emin ve itimat edilir eline tesliminde Alem-i İslam için hiçbir tehlike yoktur.” “Kilit Türkiye anahtar İngiltere’dir. Alem-i İslam kilidinin anahtarını İngiltere’nin emin ve itimat edilir eline tesliminde Alem-i İslam için hiçbir tehlike yoktur.”
” Yunan ordusu halifenin ordusu sayılır. Hiçte zararlı bir topluluk değildir. Asıl kafası koparılacak mahlukat Ankara’dadır.”
”Bu herifler, bu hinoğluhinler memleketin başına kendi elleriyle getirdikleri her belâda, her muharebede âlemi ölüme teşvik etmek, halkı kırdırarak kendi canlarını beslemek ve evvelkinden daha zinde ve kuvvetli bir mevcudiyetle muharebenin sonuna çıkmak usulünü pek iyi biliyorlardı. Muharebe olur, harbi kendisi çıkarmayan her sınıf halk zayiata uğrar, cidden azalır; fakat İttihatçılar sanki eskisinden fazla çoğalır. Bu hal gözbağcı ittihatçılara mahsus bir sinirdir. Harb-i Umûmi’den evveli İttihatçılarla sonrakiler arasında bir mukayese yaparsanız bu dakika vakıf olursunuz. Bu sır ve sihrin miftâhını da, arzettiğimiz veçhile başkalarını harbe ve ölüme sevkederek kendileri geride yaygara ile vakit geçirmek ve tehlikeden kendilerine iltica ederek kul köle yazılanların adediyle kendi mevcutlarının adedini artırmak usulünü maharetle idare etmelerinde aramalıdır.”
”Halbuki millet hâlâ aldanıyor, aldatılıyor, lüzumsuz yere girdiği ve mağlubiyetle çıktığı bir muharebenin ferdasında da aklını başına toplayamıyor! Kendisini hâla aldatmağa çalışan heriflere niçin diyemiyor ki: “Ey hainler, Ey Allahtan korkmayan ve peygamberden haya etmeyen mahlûklar, muharebe ettiniz, başımızı bin türlü belâlara soktunuz, mağlup oldunuz, bizi de o yolda mahv ve perişan ettiniz, devletlere karşı mağlûp olduk” dediniz mütâreke imzaladınız, silâhlarımızı, boğazlarımızı, Pây-i tahtımızı teslim ettiniz. Şimdi neye tekrar gücünüz yetmediğini ikrar ve imza ettiğiniz devletleri yeniden kızdırarak üzerimize husumet ve gazaplarını davet etmekten ve istilâ olunmayan bakiye-i memleketimizi de istilâ ettirmekten başka bir fa-idesi olmayacak surette mecnunane hareketlere kalkışıyor ve bizi de eskisi gibi boşuboşuna kırdırıyorsunuz?!
Düşünmüyorsunuz ki Yunanlılara fazla zayiat verdirmek bile bundan sonra bizim için hayırlı ve menfaatli bir şey olmaz: hudânegerde sizin yalanlarınızı şahit tutarak işgal ettiği memleketimizde; “bu kadar kan döktüm ve şöyle fedakârlık ettim, böyle emek çektim” diyerek hakk-ı feth davasına kalkar! Hem sizler ey yalancı ve deni şakîler! Kendi milletimize karşı ecnebi milletlerden hiçbirinin yapmadığı şekavet ve şenaatleri irtikâp edip dururken milleti, eşrafı memleketi, ulemâyı asıp keserek mallarını yağma ederken kendinize ne hakla, ne yüzle, ne utanmazlıkla Kuvâ-yı Milliye namını veriyorsunuz? Milleti öldürerek, mahvederek hukuk-ı milleti müdâfaa edeceksiniz öyle mi? Utanmaz hâinler, artık yetişir, yakamızı bırakın: Cenâb-ı Hakk’ın gazap ve laneti sizin üzerine olsun!” Şimdi sulh imzalandı Kuvâ-yı Milliyye belâsının tevlit ettiği mecburiyetle galip devletlere karşı yeniden taahhüt altına girdik. Devletler şimdi bize: “Eğer Anadolu’da Kuvâ-yı Milliyye isyanını devam ettirir ve bastıramazsanız İstanbul’u da elinizden alacağız” diyorlar. Kuvâ-yı Milliyye eşkiyası ise İstanbul’u da elimizden çıkarmak ve memlekete son hizmet şeklinde son ihanetlerini de yapmak için çalışıyorlar.
Ey kahraman askerler! Harb senelerinde sizi cephe cephe sürükleyen ve aç susuz süründüren ve din kardeşlerinizin, hemşehrilerinizin beyhude yere ölmelerine sebebiyet veren birkaç kişi arasında Mustafa Kemal, Ali Fuat, Bekir Sami gibi zâlimler de var idi! İşte bu hâinlerin harb cephesi haricinde kalmış olan efrâd-ı alinize kanlı elleriyle ne kadar fecâyii irtikâb etmiş olduklarını harbden avdetinizi müteakib gördüğünüz! Bugün yine o şakiler, bağilerdir ki elleri birtakım yetimlerin, dul kadınların kanlarına mülamma olduğu halde kalbgâhınıza sokularak sizi mahvetmek ve evlâd u iyâlinizi yetim ve dul bırakmak ve servet ve saadetinizi külliyen çalmak için şeytanın dahi hatırına gelmeyen hiyle ve desâisi irtikâb ediyorlar. Siz bu zâlimleri cinayetlerine daha ne kadar göz yumacaksınız? Elinize aldığınız fetvâ-i şerif ki Allanın emridir, okuduğunuz hatt-ı münif ki halifemizin, padişahımızın bir fermanıdır, siz Allanın emrine halifenin fermanına ittibâen bu canileri, bu katil canavarları daha ziyade yaşatmamakla memur ve mükellefsiniz. Şu alçaklar ve hempaları bu cinayetleri hep sizin sayenizde yapıyor; bunları vücudlarını külliyen dünyadan kaldırmak beşeriyet için, Müslümanlık için bir farz olmuştur.
(Milli Mücadele Dönemi Beyannameleri ve Basını, Hazırlayanlar Zekâi Güner- Orhan Kabataş, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Atatürk Merkezi Yayını Sayı: 33, Ankara, 1990, s. 218-223).
Kurtuluş savaşına zerre kadar destek olmayan, Atatürk’e ve kurtuluş savaşı komutanlarına akıl almaz hakaretler eden bu adamı svunmak hem vicdana hem islama aykırıdır. İslama göre ”vatan sevgisi imandan gelir” Kurtuluş savaşı sırasında muhalif tutum gösteren birisinin vatanını sevdiği söyleyenebilir mi?  Vatanını sevmeyen bir adamda iman olduğu söylenebilir mi? İmanı olmayan bir adamın alim olduğu söylenebilir mi?  Bu zavallıya alim demek kurtuluş savaşının gerçek alimlerine hakarettir. Kurtuluş savaşındaki binlerce şehide yapılan saygısızlıktır. Bana göre İskilipli’nin idamı geciken bir adalettir.
TIBBIYELİ HİKMET

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR  İskilipli Atıf Hoca Gerçeği - 3

İskilipli Atıf Hoca Gerçeği – 2” için 3 yorum

  • 18 Ocak 2016 Pazartesi tarihinde, saat 2:11 pm
    Permalink

    Bu sizin şahsi yorumlarınız mı yoksa bir belgeden mi aldınız acaba. Eğer belgelerden aldı iseniz kaynakları görmek isterim.

  • 4 Ağustos 2016 Perşembe tarihinde, saat 12:59 am
    Permalink

    Beyanların altında parantez içinde kaynaklar ayrıntılı biçimde koyu puntoyla belirtilmiş görmüyor musunuz?işinize gelmeyince hemen kaynak deyin tabiki..

  • 5 Ağustos 2016 Cuma tarihinde, saat 8:32 am
    Permalink

    “Teali İslam ismini almıştır. Görüldüğü gibi yine din istismarı, yine halkın dini duygularını sömürmek…” Lan geri zekalı Osmanlı İslam dini Şeriati ile yönetilmekteydi. Bari yorum yazarken biraz dönemin şartlarını araştır.

Bir cevap yazın

Pin It on Pinterest