Bir Emperyalizm Projesi : Kürdistan

Tarih her zaman toplumları yönlendirme konusunda en büyük silah olmuştur. Toplumlar farkında olmasa bile devletlerin tarih propagandalarıyla yönlendirilmiştir. Özellikle emperyalist devletler için tarih vazgeçilmez bir silah olmuştur. Tüm emperyalist işgaller tarihi gerekçelere dayandırılarak yapılmıştır. Bu gerekçe kısaca şöyledir:
”Ari ırka mensup milletler ”Ari ırk olmayanları” yönetme hakkına sahiptir. Çünkü ari olmayan ırklar kendilerini yönetebilecek kapasitede gelişmiş insan ırkları değildir. Böyle geri kalmış ırkların kendi haline bırakılması ”dünya barışı ve insanlık” için tehlikelidir. Bu yüzden  bu barbar ırkların mutlaka kontrol altına alınması gerekir. Gelişmiş ”ari ırk” mensubu milletler için bu insanlık adına bir görevdir”
Bu görüş özellikle 19. yüzyılın ikinci yarısından sonra Charles Darwin’in evrim teorisine göre insan ırklarını evrimsel sürece göre bazı insan ırklarının evrim sürecinde az gelişmiş, bazılarının ise tam gelişmiş olarak tanımlamasından sonra Avrupa’da yayılmıştır. Darwin’e göre Avrupalı olmayan tüm milletler aşağı ırktır. Bu ırklara ”mongolian ırklar” adını vermiştir. Doğal seleksiyona göre güçlü olan türler her zaman ayakta kaldığına göre gelişmiş insan ırkları da gelişmemiş insan ırklarını yok etme hakkına sahiptir.
1.Dünya savaşında ve onun devamında kurtuluş savaşında Anadolu’nun işgali tüm emperyalist işgaller gibi ”dünya barışı” adına yapılmıştır.  Türkler aşağı ırka mensuptur ve kendi kendini yönetme hakkına sahip olamaz. Bu yüzden Türklerin mutlaka yönetilmesi gerekir. Bu çok ulvii amaçlarına Atatürk engel olmuştur ve emperyalizm 20. yüzyılda en büyük  tokadı Atatürk’ten yemiştir. Türkiye ulus devlet olarak işte bu yüzyıllık ”aşağı ırk” hakaretine bir tepki olarak kurulmuştur.
Emperyalizm anadoluyu silahla işgal edemeyeceğini anlayınca yine tarihe başvurarak söylem değiştirmiştir. Kurtuluş savaşından önce Türklerin aşağı ırk olduğunu söyleyen emperyalist devletler bu kez ise Türklerin barbar ve ırkçı olduğunu ve kendisinden olmayan tüm halkları asimile edip katliamlarla yok ettiği propagandasını yaymışlardır.  Amaç, silahla işgal edilemeyen Anadolu’yu  barındırdığı zengin kültür ve etnik çeşitliliğin arasına etnik milliyetçilik tohumları ekerek paramparça etmektir. Bu amaç doğrultusunda iki piyonları var. 1-Kürtler 2- Ermeniler
Her iki halkın da Osmanlı ve Cumhuriyet döneminde soykırıma uğradığı, bu iki halkın özgürlüğüne el konulduğu yüzyıllardır Afrika ve Amerika yerlilerini katleden emperyalist devletler tarafından dillendirilmektedir. Ermeni soykırımı propagandasını yıllardır kullanarak Ermenistan’a kukla bir devlet kuran emperyalizm şimdi aynı propagandayı Kürdistan için yapıyorlar. Kısaca belli başlı propagandalarını sıralayalım
Türkler, Kürtlere asimilasyon uygulamıştır. Cumhuriyet Kürtleri yok saymıştır.
Kürtler Cumhuriyet döneminde yok sayıldığı için isyan etmiştir.
Atatürk Dersim’de 90 bin Kürt’ü katletmiştir.
Kürtlerin yaşadığı bölgenin adı Kürdistandır bu gerçek reddedilmiştir
İlk 3 iddianın saçmalığına uzun uzun değinmeyeceğim. Cumhuriyetin ne Kürtlere karşı bir garezi vardır ne de Kürtler sadece Cumhuriyet döneminde isyan etmiştir. Osmanlı zamanındaki belli başlı Kürt isyanları şunlardır:
1. Babanzade Abdurrahman Paşa İsyanı (1806-1808, Süleymaniye)
2. Babanzade Ahmet Paşa İsyanı (1812, Süleymaniye)
3. Zaza Aşiretleri İsyanı (1818-1820, Dersim)
4. Revaduz Yezidi İsyanı (1830-1833, Hakkari ve çevresi)
5. Mir Muhammet İsyanı (1832-1833, Soran)
6. Kör Mehmet Paşa İsyanı (1830-1833, Erbil, Musul, Şirvan)
7. Garzan İsyanı (1839, Diyarbakır)
8. Bedirhan Bey İsyanı (1843-1847, Hakkari ve çevresi)
9. Yezdan İzzettin Şer İsyanı (1855, Bitlis)
10. Bedirhan Osman Paşa İsyanı (1877-1878, Cizre ve Midyat)
11. Şeyh Ubeydullah İsyanı (1880, Hakkari, Şemdinli)
12. Emin Ali Bedirhan İsyanı (1889, Erzincan)
13. Bedirhani Halil ve Ali Remo İsyanı (1912, Mardin)
14. Molla Selim ve Şeyh Şehabettin İsyanı (1913-1914, Bitlis)
Şimdi bu güdük iddianın neresinden tutalım? Eğer Kürtler Cumhuriyet döneminde sözde ırkçılık yapıldığı için isyan etmişse Osmanlı döneminde Kürtler neden isyan etti? Osmanlı devleti de mi ulus devletti? Bu saçma iddialar tamamen emperyalist propagandasıdır. Ulus devleti yıkma amaçlı uydurulmuş yalanlardır.
Bu yalanlardan yukarda koyu yazdığım Kürtlerin yaşadığı bölgelerin adı Kürdistandır Cumhuriyet bunu reddetmiştir iddiası son zamanlarda çok konuşulmaya başlandı. Sözde aydınlar ”artık bu gerçeği kabul edelim diyerek sanki çok önemli bir şey yok sayılıyormuş gibi konuşuyorlar. Başbakan bile grup toplantısında ”Osmanlı zamanında bu bölgenin adı Kürdistandır Gazi Mustafa Kemal bile mecliste  bunu kullanmıştır” diyerek gerçeği bile bile çarpıtmıştır.
Bu konudaki tarihi gerçeklere geçmeden önce bir konuya değinmek istiyorum. Neden Türkiye’deki tüm bölgeler bugünkü coğrafi isimleriyle anılırken sıra güney doğu bölgesine gelince ”Kürdistan” ismi ön plana atılıyor? Kimse Karadeniz bölgesi için Osmanlı zamanında bu bölgenin adı Lazistandı Lazistan gerçeğini kabul edelim demiyor.  Ayrıca Osmanlı döneminde bu bölgenin adının Kürdistan olmasının bugünkü durumla alakası nedir? Osmanlı ile günümüz şartları aynı mıdır? Osmanlı 23 milyon km karelik büyük bir imparatorluktur. Geniş bir alana yayıldığı için tıopraklarını sancaklara ayırarak yönetmiştir. Bu sancaklara da bölgedeki yoğun etnik nüfusun etnik kimliğini isim vermiştir. Kürdistan, Lazistan,Rumeli….vb
Şimdi soruyorum bunun şimdiki durumla alakası ne? Türkiye eyalet sistemiyle mi yönetiliyor? O zaman ki isimlerle şimdiki isimlerin anlamı ve toprak sınırları aynı mıdır? Örneğin Osmanlı zamanındaki Manisa sancağının sınırları şimdiki Manisa ilinin sınırlarından kat kat fazladır. Buna bakarak  ikisi aynıdır diyebilir miyiz? Osmanlı zamanındaki Diyarbakır sancağıyla günümüzdeki Diyarbakırın sınırları aynı mıdır? Ayrıca 23 milyon km karelik bir devlette  her bölgede belli bir nüfus yoğun olduğundan bölgelerin etnik isimlerle anılması normal karşılanabilir fakat 780 bin km karelik bir ülkede nüfusun % 83 ü doğduğu bölgede yaşamıyorken bu kadar iç içe geçmiş bir ülkede bölgeleri imparatorluk anlayışıyla etnik kimliklere göre bölgelere ayırmak etnik bölücülük değil de nedir? Doğuya Kürtlerin vatanı demek batıda yaşayan Kürdü gurbetçi ilan etmek değil midir? Siz doğuya Kürtlerin vatanı diyeceksiniz sonra da batıda yaşayan Kürtten yaşadığı yeri vatan kabul etmesini bekleyeceksiniz. Bir Kürt olarak düşünün. Doğuda sürekli bir kesim sizin adınıza vatan ilan edip özgürlük talep ediyor. Siz olsanız ‘O zaman ben burda neyim?” demez miydiniz?
Osmanlı zamanında Kürdistan
Osmanlı padişahı tarafından atanan Kürt Beyler tarafından imtiyazlı bir statüde babadan oğla geçer şekilde yönetilen, Osmanlı kaynak ve belgelerinde “Vilayat-ı Şarkiyye” ve devlet adı olarak değil, coğrafi ve idari bakımdan “Kürdistan” adıyla anılan bu topraklar, hemen hemen bütünüyle Osmanlı’ya bağlanmıştır.
Osmanlıların Kürtlerle ilk ciddi teması 16. Yüzyıl başlarında olmuş, yaşadıkları ve yerleştikleri bölgelerde İran Safevileri’nin Osmanlılar ile başlayan nüfuz ve iktidar mücadelesi uzunca bir süre devam etmiştir. 1502 yılında İran yönetimini ele geçiren Şah İsmail’in, Yavuz Sultan Selim’e mağlup olmasının ardından bölgede, Osmanlı hâkimiyetinin kurulması yolunda önemli adımlar atılmış, özellikle önemli bir Kürt âlim, fazıl, hatip, tarihçi ve devlet adamı olan İdris-i Bitlisi’nin faaliyetleriyle Kürt aşiret ve beyleri Osmanlı idaresini kabul etmiştir. Böylece başka unsurları da imparatorluk bünyesinde bir araya getirmeyi başaran Osmanlı Türkleri ile Kürtler arasında yüzyıllarca devam edecek bir beraberlik ve ittifakın temelleri atılmıştır.
12
1515’te “Diyarbekir Eyaleti” kurularak Osmanlı yönetiminin eyalet çerçevesi içinde yer alan ve genellikle yerel Kürt Beylerin idaresinde bulunan sancaklar teşekkül etmiştir. Osmanlı padişahı tarafından atanan Kürt Beyler tarafından imtiyazlı bir statüde babadan oğla geçer şekilde yönetilen, Osmanlı kaynak ve belgelerinde “Vilayat-ı Şarkiyye” ve devlet adı olarak değil, coğrafi ve idari bakımdan “Kürdistan” adıyla anılan bu topraklar, hemen hemen bütünüyle Osmanlı’ya bağlanmıştır.
Bu durum Kanuni Sultan Süleyman’ın Fransa Kralı I. Fransuva’ya gönderdiği Ocak 1526 tarihli mektupta da açıkça ifade edilmiş ve Kanuni kendisini: “Ben ki sultanü’s-selatin ve burhanü’l-havakin tac-bahş-ı hüsrevan-ı ruy-i zemin zıllıllahi fi’l-arzın Akdeniz’in ve Karadeniz’in ve Rumeli’nin ve Anadolu’nun ve Karaman’ın ve Rum’un ve Vilayet-i Zülkadriye’nin ve Diyarbekir’in ve Kürdistan’ın…ve nice memleketlerin ki aba-yı kiram ve ecdadı izamım-enare Allahu berahinehüm-kuvvet-i kahireleriyle feth ettikleri ve cenab-ı celalet-meabım dahi tiğ-i ateş-bar ve şimşir-i zafer-nigarım ile feth eylediğim nice diyarın sultanı ve padişahı Sultan Bayezid Han oğlu Sultan Selim Han oğlu Sultan Süleyman Han’ım” şeklinde tanıtmıştır.
1
Donald Edgar Pitcher’ın “Osmanlı İmparatorluğu’nun Tarihsel Coğrafyası adlı kitabında 1597’de Bitlisli Şerefüddin, Şeref Han’ın eseri “Şerefname” den sağlanan bilgilerle tamamlanan haritada 1609 tarihiyle gösterilmiş, Şemseddin Sami’nin ilk baskısı 1901 yılında yapılan Kamus-u Türki’sinde “Kürdistan: Memâlik-i Osmâniyyede hudûd-i İrâniyyenin iki cihetinden ve cezîrenin şark ve şimâl taraflarından ibâret yer.” Şeklinde tarif edilmiştir. Yine örnek olması bakımından Sultan Abdülmecid devrinde, liderliğini Bedirhan Bey olmak üzere Kürtlerin çıkardığı isyan münasebetiyle yapılan askeri harekatta hizmeti görülenlere verilmek üzere Hicri 1263 (1846) senesinde murassa, altın ve gümüş olmak üzere üç çeşit coğrafi bölgeyi kasden “Kürdistan Madalyası” ihdas olunmuştur.
tumblr_lv0xfx4V0c1r22i4ho1_500
İstanbul Boğazı’ndaki yalısı ile tanınan ve Tanzimat Dönemi’nin önde gelen devlet adamlarından şair, diplomat Sadullah Paşa’nın, Sultan II. Mahmud Türbesi haziresinde bulunan kabrine ait mezar taşında da:
“…Esbak Kürdistan Valisi Es’ad Paşa merhumun necl-i nebîli olub Viyana sefir-i kebîri iken irtihâl-i dâr-ı bekâ eden mütehayyizân-ı vüzerâ-yı Saltanât-ı Seniyye ve vükelâ-yı Devlet-i Aliyye’denmerhum ve mağfurun-leh Es-Seyyid Sadullah Paşa’nın ruhîçün. (Eski Kürdistan Valisi rahmetli Es’ad Paşa’nın meziyetli, faziletli oğlu olup Viyana Büyükelçisi iken ebediyet âlemine göç  eden, yüce Saltanat makamı ve Devlet-i Aliyye’nin itibarlı vezir ve vekillerinden (rahmet ve af ona olsun) Es-Seyyid Sadullah Paşa’nın ruhu için) satırlarını görmek mümkündür.
1

Sadullah Paşanın mezar taşı

“Kürdistan” isminin coğrafi bölgeyi ifade etmek için kullanıldığını gösteren diğer bir örnek ise II. Abdülhamid döneminde basılmış 1877-1878’de Osmanlı Devleti’nin Ortadoğu’daki topraklarını gösteren haritadır. Bunlardan da anlaşılacağı üzere tarihte “Kürdistan” devlet manasıyla değil bir coğrafi bölgeyi tanımlamak için resmi evrak ve nesnelerde kullanılagelmiştir
46795
Görüldüğü gibi Osmanlı  zamanında ”Kürdistan” coğrafi bölge anlamında kullanılmıştır. Bir devlet sıfatı anlamı yoktur. Bu gerçek çok açık ve net ortada olduğu halde bugünkü çaba nedir? Bu ısrarın nedeni nedir? Lazistan’a Karadeniz bölgesi demek ayıp olmuyor ama Kürdistan’a Güney doğu demek kürtleri yok saymak oluyor öyle mi? Peki ya doğudaki araplar,zazalar, Türkler,Ermeniler… Siz Kürdistan ifadesiyle bu kimlikleri yok saymıyor musunuz? Efendim Osmanlı tarih boyunca buraya Kürdistan demişler kurnazlığına başvurursanız ben de 1000 yıldır Anadolu topraklarına ”Türkiye” isminin verildiğini hatırlatırım. Bu durumda sizin Kürdistan dediğiniz bölge bugün de olduğu gibi ”Türkiye’nin güney doğu bölgesi” olarak tanımlanır. Bu tarz tarih uyanıklıkları emperyalizmin yüzyıllardır oynadığı oyunlardan biridir. Fakat şu bilinmelidir ki her emperyalist yalanı bir gün ortaya çıkar. Gerçekleri ne yaparsanız yapın yok edemezsiniz
TIBBIYELİ HİKMET

Bir Emperyalizm Projesi : Kürdistan” için bir yorum

  • Ocak 7, 2016 tarihinde, saat 9:43 am
    Permalink

    Tarihi gerçeklerin ortaya konulması bakımından güzel bir çalışma. Ancak bu yazılanları kavrayabilmek için iyi niyetli olmak gerekiyor. “Anlayana sivrisinek saz, anlamayana davul-zurna azdır”

Bir cevap yazın