6-7 Eylül 1955 Olayları Gerçekleri

11
6-7 Eylül olayları, Cumhuriyet tarihimizin en utanç verici ve üzücü olaylarından biridir. İstanbul’da başlayan ve bir anda Rum azınlığı yok etme girişimine dönüşen eylemlerin, neden ve kimler tarafından çıkarıldığı bugün bile tam olarak bilinmemektedir. Kıbrıs meselesi yüzünden Türk- Yunan ilişkilerinin gerginleştiği bir dönemde, Türkiye’de yaşayan Rum azınlığa karşı böyle bir eylemin gerçekleştirilmesi toplumsal bir eylemden daha çok siyasi bir eylemdir. Bu yüzden 6-7 Eylül 1955 olaylarına ”Atatürk’ün evinin bombalandığı” yalan haberinin neden olduğu sosyal bir patlama olarak bakılamaz. Çok kritik bir dönemde gerçekleşen 6-7 Eylül bir siyasi tertiptir fakat tertipleyicisi kim ? İşte bu meçhul.. Sadece bazı iddialar var. Bu iddialara bakıldığında suçlamalar 4 grupta toplanabilir…
1- Demokrat Parti ve Başbakan Menderes’in ekonomik krizden dolayı iç siyasette içine düştüğü zor durumdan kurtulmaya çalıştığı, ve Kıbrıs sorununun görüşüldüğü Londra konferansında Yunan hükümetine karşı avantaj sağlamak istediği iddiası
2- Menderes’in bu eylemi, Kıbrıs Türk Cemiyetini ve Milli Türk Talebe Birliğini kullanarak tertiplediği iddiası
3- Türkiye’nin NATO’ya girmesinden rahatsız olan Sovyetler Birliğinin Yunanistanla ilişkileri güç duruma düşürmek Türkiye’de yaşayan Komunistler aracılığıyla eylemleri gerçekleştirdiği iddiası
4- NATO’nun desteğiyle dönemin istihbarat servisi olan MAH’ın eylemleri tertiplediği iddiası
Hangi iddia doğru ? Kesin olarak bilmiyoruz fakat dönemin belgeleri kesin olarak hüküm vermemize yetmese de en azından bir fikir verebilir. Şimdi bu 4 iddiayla ilgili belgeleri teker teker açıklayacağım. Karar sizin…
1- Demokrat Parti ve Menderes Tertipledi İddiası
Demokrat Parti’nin ve Menderes’in suçlanmasındaki en önemli kanıt Dış işleri bakanı Fatin Rüştü Zorlu’nun Londra konferası sırasında Başbakan Adnan Menderes’e çektiği telgraftır. İddiaya göre Zorlu, Menderes’ten ses getirecek bir eylem istemektedir. Böylece hem Yunanistan zor durumda kalacaktır hem de iç politikada gündem değişecektir.
Yassıada mahkemelerinde Fatin Rüştü Zorlu aleyhinde tanıklık yapan dönemin NATO Büyükelçiliği ikinci katibi Coşkun Kırca, mahkemede Fatin Rüştü Zorlu’nun çektiği telgrafta şöyle yazıldığını söylemiştir :
”İngilizlerin, Yunanlıların self determinasyon vaatlerine meyledecekleri sezilmekte olup bu hususta çalışılması gerekmektedir. Biz ve gazeteciler elimizden geleni yapıyoruz. Ayrıca Başbakanın ilgililere gereken emirleri vermesinde büyük fayda olacaktır.’’ Buradaki son cümle ile Zorlu’ nun 6 -7 Eylül olaylarını sipariş ettiği ve olayların çıkarılması isteğinde bulunduğu sonucuna ulaşılmıştır”
Fatin Rüştü Zorlu, kendine isnat edilen suçlamalara karşı yaptığı savunmada, telgrafı yazdığını kabul etmiş fakat diplomatik önlemlerin alınmasını kastettiğini, böyle bir eylemin aklından bile geçmediğini söylemiştir. Mahkemenin ”Madem öyle telgrafı neden mahkemeye getirmedin ? ” sorusuna ise, telgrafın Londra büyükelçiliğinde olduğunu, istenirse getirilip okutulabileceği cevabını vermiştir. Ayrıca telgrafı yazarken yalnız olmadığını , Muharrem Nuri Birgi ve Atina Büyükelçisi Settar İlksel’in de yanında olduğunu ifade etmiştir fakat açıklamaları mahkeme ikna olmamıştır
111
Fatin Rüştü Zorlu‟nun 28 Ağustos 1955 tarihinde Başbakan Adnan Menderes‟e gönderdiği ve Londra Konferansı‟nın gidişatını içeren şifre telgraf.
Demokrat Partiyi suçlayan kişilerden biri de Demokrat Parti’nin kurucularından Fuat Köprülüdür. 12 Eylül 1955 tarihinde yapılan meclis oturumunda ”İşin olacağını biliyorduk ama ne yapacağımızı bilmiyorduk.” diyen Köprülü 27 Mayıs ihtilalinden sonra 5 Haziran 1960 tarihinde Yeni Sabah gazetesine verdiği demeçte ‘Hadiseler, Fatin Rüştü Zorlu’ nun ilhamı ile Menderes ve Gedik tarafından tertiplenmiştir.’ demiştir
Fuat Köprülü, Demokrat parti hakkında suçlamalarından birini de  Mükerrem Sarol’a yapmıştır. Sarol’un ”Selanik’teki bombalama olayının tertipleyicisi kim ? ” sorusuna Köprülü şu cevabı vermiştir :
”Evet, kanaatim odur ki bomba hadisesi de bir tertiptir ve bizzat tertipçisi de Menderestir. Kendisine bu aklı yine Kıbrıs fatihlerinden (!) Zorlu vermiştir.” (Mükerrem Sarol, Bilinmeyen Menderes, Kervan Yayınları, İstanbul, 1983, s. 474)
Fuat Köprülü’nün Menderes’e ve meclis başkanı Refik Koraltan’a karşı kin duyduğunu göz önünde bulundurursak, bu suçlamaların duygusal tepkiler olduğu yorumu yapılabilir.
Demokrat Partiyi suçlayan kişilerden biri de  Aziz Nesindir. Olayları Demokrat partinin tertiplediğini fakat eylemin bu kadar yıkıcı olacağını tahmin edemediklerini şöyle anlatmıştır :
”6/7 Eylül olaylarının tek sorumlusu DP iktidarıydı. İstanbul’da Rum azınlığa karşı bir gövde gösterisiyle, kamuoyunun gerektiğinde bu amaç için bir savaşı bile göze alabilecek duyarlılıkta olduğunu dünyaya kanıtlamak istemişti. Ama elbette bu yağmayı, bu kıyımı, bu çapulu istememişti. Düzenlenen 6/7 Eylül etkinliği başladıktan sonra yönetim hükümet kuvvetlerinin elinden çıkınca, yağma, çapulculuk ve kıyım başlamıştı.”(Aziz Nesin, Salkım Salkım Asılacak Adamlar, Adam Yay. İstanbul, 1996; Hulusi Dosdoğru, 6/7 Eylül Olayları, Bağlam Yayınları, İstanbul, 1993 s.32)
6-7 Eylül olaylarının tertipleyicisinin Demokrat Parti olduğunu söyleyenlerden biri de olaylardan sonra tutuklanan Hulusi Dosdoğrudur. Dosdoğru, yaptığı açıklamada olayların toplumsal bir cinnet olmadığını, her şeyin Demokrat Parti’nin kontrolü altında gerçekleştiğini söylemiştir. Olaylardan sonra pek çok DP üyesinin tutuklanmış olması Demokrat Parti üzerindeki şüpheleri arttırmaktadır.
12 Eylül 1955 tarihindeki meclis oturumunda konuşan muhalefet lideri İsmet İnönü, olaylar hakkında şu ifadeleri kullanmıştır:
”Demokrat Parti grubunun, olayları ciddi şekilde tartıştığını tespit ettik. Hükümetin anavatanın büyük bir tehlikede olduğunu idraki, partiler arası rekabete, üstün gelmiştir.” (TBMM Zabıt Ceridesi, Devre X, C.7, İçtima 1 (12 Eylül 1955), s.669)
İnönü, 4. Menderes hükümetinin güvenoyu oylamasında 6-7 Eylül olaylarını gündeme getirmiş ve olayların aydınlatılmasını istemiştir fakat aradan geçen 3 aya rağmen hiç bir ciddi adım atılmaması üzerine İnönü, Menderes’in istifasını isteyerek şöyle konuşmuştur:
”6/7 Eylül vukuatından vahim bir surette mesul olan Bay Adnan Menderes’in Hükümetin başından ayrılması lazımdır.” (TBMM Zabıt Ceridesi, D. 10, İçtima 80, C.7, s. 669)
26 Aralık 1955’te muhalefetin, Adnan Menderes ve iç işleri bakanı Namık Gedik hakkında verdiği tahkikat önergesi de iktidar partisinin oylarıyla reddetmiştir. Bu da Demokrat parti üzerindeki şüpheleri kuvvetlendiren diğer bir kanıttır.
Yabancı kaynaklar da 6 – 7 Eylül olaylarının sorumlusunun Demokrat Parti olduğunu iddia etmiştir. Örneğin 1928 yılında Atina’da kurulan ‘The Constantinopolitan Society’’ isimli cemiyetin yayınladığı bir bildiride şu ifadelere yer verilmiştir:
‘6/7 Eylül 1955 tarihinde Türk Hükümeti, Hıristiyanlara yönelik, soğukkanlı bir şekilde sistemli ve çılgınca dürtülerle mükemmel bir tertip hazırlamıştır.’’ (The Costantinopolitan Society, ‘’ The Violations of The Human Rights of the Grek Minority in Turkey- Atrocities and Persecutions 1923–2009’’Athens- Greece, 2009,s. 13)
2- Komunist Örgütler Tertipledi İddiası
6-7 Eylül olaylarının faili olmakla suçlanan diğer bir grup ise Komunistlerdir. Bu iddianın en önemli kanıtı ise eylemler sırasında mezarlık, kilise gibi kutsal, dini mekanlara zarar verilmiş olmasıdır. Ayrıca Komunistlerin geçmişteki davranışları, suçlamalarda önemli bir neden olmuştur. Örneğin 1929-1930 yıllarında Türkiye Komunist Partisinin yayınladığı bir bildiride şu ifadeler kullanılmıştır:
”Tesis edilmeye çalışılan Türk- Yunan dostluğunun yıkılmasına çalışılmalı, Yunanistan’ın komünistlere yaptığı baskılar cezasız kalmamalıdır.” (Fahri Çoker Arşivi, 6/7 Eylül Olayları Fotoğraflar belgeler, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, İstanbul, 2005,s.387)
İstanbul Emniyet Baş müfettişi Cemal Sancak’ın Ankara’ya çektiği telgraf çok çarpıcıdır. Telgrafta Emniyet müdürlüğü tarafından 400 kişilik bir liste hazırlandığı, bu kişilerin tutuklanacağı, hükümetin Beyoğlu’nda küçük çapta bir eylem gerçekleşltirmek istediğini, ancak olayların büyümesi üzerine Komunistlerin suçlandığını söylemiştir.
22
İstanbul Emniyet Müdürlüğü‟nden Ankara Emniyet Başmüfettişliğine gönderilen ve 6 Eylülde başlayannümayişlerde komünistlerin suçlu bulunmasına hükümetin telkinleriyle karar verildiğini içeren telgraf.
Komunistleri suçlayan kişilerin başında Başbakan Adnan Menderes gelmektedir. 12 Eylül 1955’te yaptığı meclis konuşmasında Komunistleri şu ifadelerle suçlamıştır:
”Müsait olan zemini fevkalade üstadane, maharetle ve soğukkanlılıkla istismar eden komünistler, milli felaket diyebileceğimiz fevkalade ağır bir vaziyet vücuda getirmişlerdir” (Emin Karakuş, 40 Yıllık Bir Gazeteci gözüyle İşte Ankara, Hürriyet Yay. Ankara, 1997,s. 285)
Menderes’ten sonra konuşma yapan Fuat Köprülü ve meclis başkanı Refik Koraltan da olayların sorumlusunun Komunistler olduğunu söylemişlerdir. Ayrıca Menderes, Komunistlerin suçlu olduğu iddiasını kuvvetlendirmek için bir ABD li uzman çağırmıştır fakat ABD li uzmanın Menderes’e cevabı dalga geçer gibidir :
”Komünistlerin o kadar gücü olsa dükkânları tahrip etmek yerine devrim yapmayı tercih ederler” (Samim Akgönül, Türkiye Rumları, Ulus- Devlet Çağından Küreselleşme Çağına Bir Azınlığın Yok Oluş Süreci, İletişim, İstanbul, 2007, s. 2010)
Hiç bir somut kanıt olmamasına rağmen aralarında Aziz Nesin, Hasan İzzettin Dinamo, Kemal Tahir, Asım Bezirci, Hulusi Dosdoğru gibi Komunist aydınların olduğu 45 yazar tutuklanmıştır fakat bir süre sonra serbest bırakılmışlardır
3- Nato ve SSCB Tertipledi İddiası
Menderes iktidara geldikten çok kısa bir süre sonra ilk icraatlarından biri Kore savaşına asker yollamak olmuştur. Türk askerlerinin kanı karşılığında 1952 yılında NATO’ya üye olunmuştur. NATO’ya üye olunmasındaki en önemli nedenlerden biri Sovyet tehdididir. Bu yüzden Sovyet müdahalesine karşı NATO bir kalkan olarak görülmüştür. Yalnız Menderes’in en büyük hatası NATO ya üye olurken koşulsuz şartsız batıya teslim olmasıdır.
SSCB, her zaman Türkiye üzerinde istihbari faaliyetlerde bulunmuş, zaman zaman da Komunistleri kullanmıştır. Bu yüzden 6-7 Eylül olaylarından sonra Sovyetlerin bu eylemde parmağı olabileceği gündeme gelmiş, emniyet raporlarında bu ihtimal üzerinde de durulmuştur.
SSCB’nin Kıbrıs sorunundaki etkisi dönemin yazarları tarafından tartışılmıştır. Bu yazarlardan biri de Ahmet Emin Yalmandır. Vatan gazetesindeki 4 Ağustos 1955 tarihli makalesinde şöyle yazmıştır :
‘‘Pan-Helen hareketinin Moskova tarafından şeytani usullerle alevlenmesi ve Panortodoks oyunuyla Atina ve Kıbrıs kiliselerinin birer tahrik aleti diye kullanılması neticesinde Kıbrıs bizim için bir serhat manzarasını almıştır.’’(Ahmet Emin Yalman, ‘‘Kıbrıs Ruhu’’, Vatan,04 Ağustos 1955)
Çok ilginç bir şekilde gazetelerde yazan bu iddialar, olaylardan sonra resmi raporlarda da yer almıştır. Örneğin sıkı yönetim komutanlığının mahkemeye yolladığı bir raporda şöyle yazmaktadır:
‘‘6/7 Eylül hadiselerinin haricin tertibi olduğu vakaların cereyanından ve tahkikatın seyrinden anlaşılmaktadır. Bu husustaki deliller henüz, Adli Amirliklere verilmemiştir. Tahkikatın aydınlanmasına yardım edecek olan vesika ve bilgiler verilinceye kadar iptihaz edilecek kararlar maddi delil bakımından zayıf kalacaktır.’’(Fahri Çoker Arşivi, 6/7 Eylül Olayları Fotoğraflar belgeler, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, İstanbul, 2005,s.282)
Olayların sorumlusu olarak görülen ülkelerden biri de İngiltere’dir.Yunanistan hükümetinin Kıbrıs sorununu Birleşmiş Milletler’e taşımasından rahatsız olan İngiltere, Türkiye’nin soruna dahil olmasından memnun olmuştur. Yunanistan’a karşı Türkiye’yi koz olarak kullanmıştır. Zira Londra konferansında Fatin Rüştü Zorlunun başarıyla sunduğu Türk tezi konuşmasından sonra ilk tebrik eden kişi İngiltere Başbakanı Eden’dir.
İngiltere’nin Türkiye’nin yanında yer almasının nedeni adadaki askeri varlığının ancak Türk hükümetinin başarısıyla devam edecek olmasıydı. Bunu bilen Yunan hükümetinin ve kamuoyunun İngilizlere bakışı soğuktur. 6-7 Eylül olaylarını Yunan radyosu, İngilizlerin komplosu olarak şöyle yorumlamıştır:
”İstanbul ve İzmir’deki olaylar, Londra Konferansının sonuçlarıdır. Bu olaylar, düşündüğümüz gibi, İngiliz diplomasisinin planlarının ani biçimde patlak vermesinin ürünü değildir, bizzat İngiliz diplomasisinin planladığı ve başarmaya çalıştığı bir şeydir.” (Dilek Güven, Cumhuriyet Dönemi Azınlık Politikaları Bağlamında 6/7 Eylül Olayları, Tarih Vakfı, İstanbul, 2005. s.201)
NATO hakkındaki suçlamalar ise ”Gladyo” yapılanmasına dayanmaktadır. İlk kez 1990 yılının sonlarında İtalya’da patlak veren bir skandal sonucu ortaya çıkan Gladyonun ABD ve CIA aracılığıyla tüm NATO ülkelerinde kurulduğu ortaya çıkmıştır. Türkiye’de ise bu yapı Özel Harp Dairesine bağlı çalışan Kontrgerilladır.
İtalya’da yapılan araştırmalar sonucunda Gladyonun geçmişinin 1950 li yıllara kadar dayandığı ortaya çıkmıştır. Gladyonun kuruluş amacı NATO ülkelerinde SSCB ye karşı bir güç oluşturmaktır. 1956 yılında CIA tarafından Antikomunist kişiler tarafından kurdurulan gladyonun sanıldığından daha büyük bir örgüt olduğu anlaşılmıştır. 1970-1974 yılları arasında İtalyan istihbarat servisi başkanlığını yapan General Vito Micelli, Gladyo’nun sadece İtalya’da olmadığını, NATO anlaşmaları uyarınca tüm NATO ülkelerinde istihbarat servisleriyle ortak çalıştığını söylemiştir.
Yunanistan’da ”Süper NATO”, Fransa’da ”Rüzgar Gülü” isimleriyle kurulan Gladyo yapılanmalarına daha sonra Almanya, Belçika, Hollanda ve Türkiye dahil olmuştur fakat gladyonun 6-7 Eylül olaylarında rolü olup olmadığı belli değildir.
4- KTC ve MTTB Tertipledi İddiası
Demokrat partinin kendisine yöneltilen suçlamaları bertaraf etmek için suçladığı gruplardan birisi de Kıbrıs Türktür Cemiyeti, (KTC) ve Milli Türk Talebe Birliğidir (MTTB) fakat işin ilginç tarafı her iki örgüt, hükümetin maddi destek verdiği örgütlerdir. Buna rağmen olaylardan sonra KTC, MTTB ve 34 sendika kapatılmıştır.
KTC nin suçlanmasına delil olarak Londra konferansı öncesi, cemiyetin düzenlediği gösterilerin, bayrak asma kampanyalarının ve yayınladığı bildirilerin, halkın milliyetçi duygularını coşturduğu ve bu coşkunun Rumlara karşı şiddete dönüştüğü gösterilmiştir. Ayrıca 4 Eylül 1955 tarihinde İstanbul’daki bazı Rum gazetelerinin yakılmasında cemiyetin kurucularından Hikmet Bil ve Kamil Önal’ın ele başı olması cemiyet üzerindeki şüpheleri arttırmıştır.Ancak Hikmet Bil, Örfi idare mahkemesinde verdiği ifadede KTC nin Başbakan’ın onayıyla kurulduğunu, hükümetin izni olmadan cemiyetin kurulamayacağını söylemiştir
333
 
6/7 Eylül Olaylarından sonra kapatılan Kıbrıs Türk‟tür Cemiyeti‟nin Başkanı Kamil Önal‟ın sıkıyönetim mahkemesine verdiği ifade tutanağı
İstanbul Emniyet Baş müfettişliğinin sıkı yönetim mahkemesine yolladığı raporda KTC ve MTTB hakkında şu bilgiler yer almaktadır:
”6/ 7 Eylül hadiselerinin organizatörleri oldukları şüphesi, Kıbrıs Türk’tür Cemiyeti ile Milli Türk Talebe Federasyonu üzerinde toplanmaktadır. Bunun sebepleri şunlardır :
a) KTC’ nin İzmir şubesi, 9 Eylül 1955 tarihini Yunanlılar’ a ‘‘Milli İhtar’’ günü olarak kabul etmiş ve bir nümayiş yapmak maksadıyla cemiyet merkezinden müsaade istemiştir.
b) 4 Eylül ve müteakip günlerde, bu tarihe kadar normal şekilde pankart dağıtma faaliyetine hız verilmiş ve son iki gün zarfında otomobillerle şehrin en ücra köşelerine kadar gidilerek 22.000 pankart dağıtılmıştır.
c) Ellenlik aleyhine olgunlaştırılmış bulunan efkârı umumiyenin takınacağı tavır ve göstereceği reaksiyon ölçülmek istenircesine 4 Eylül günü muhtelif Yunan gazeteleri KTC tarafından ve sekreter Kamil Önal’ın nezareti alında cemiyete mensup olmayan şahıslara Taksim Meydanında yaktırılmıştır.
d) 5 Eylül 1955 tarihinde KTC ‘nin geniş katılımlı bir toplantı düzenleyerek önemli kararlar aldığına da yer verilen bu raporda ayrıca MTTF’ nin de aynı gün, Beyoğlu Tel Sokak’ta bulunan genel merkezinde toplantı düzenlediğine değinilmektedir.(Fahri Çoker Arşivi, 6/7 Eylül Olayları Fotoğraflar belgeler, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, İstanbul, 2005, s.303-304)
KTC üyelerinden  Orhan Birgit’in Yassıada mahkemelerinde verdiği ifadede cemiyet hakkında şu bilgiler yer almaktadır :
”5/6 Eylül tarihlerinde KTC, bir miting yapmak için müracaatta bulunmamıştır. Müracaatta bulunan Türkiye Gençlik Teşkilatıdır. Bomba hadisesi umumi efkârı tehyiç ettiğini gençler görmüşlerdir. Cemiyetin başlıca iki fonksiyonu olmuştur. Türkçe ve İngilizce pankartlar bastırıldı. Dış memleketlerde lazım gelenlere dağıtıldı. Bilahare 6/7 Eylül olayları esnasında nümayişçilerin bir kısmından ele geçen bu pankartlar, bir sene evvelinden bastırılmaya başlanan pankartlardır” (Emine Gürsoy Naskali, Yassıada Zabıtları-II, 6/7 Eylül Olayları Davası, Kitabevi, İstanbul, 2007, s. 148)
KTC hakkında önemli bilgilerden biri de Yunan mahkemelerinde Atatürk’ün evini bombalamak suçuyla yargılanan hukuk fakültesi öğrencisi Oktay Engin’e Yassıada mahkemeleri duruşmalarında KTC nin 1245 lira yolladığı ortaya çıkmıştır fakat bu paranın burs için mi yoksa eylem için mi yollandığı tam olarak ispatlanamamıştır.
KTC ile ilgili diğer bir suçlama cemiyetin kurucularından Kamil Önal’ın MAH adına Ali Ulvi adında bir kişiden aldığı talimatlar doğrultusunda Suriye’de ve Lübnan’da istihbarat faaliyetlerinde bulunduğu, bu yüzden olayların içinde MAH’ın da olduğu iddia edilmiştir. Kamil Önal’ın istihbarat faaliyetleri şunlardır :
”Suriye’nin iç durumu, Lazkiye ve Beyrut limanlarında Suriye için çıkarılmakta olan askeri malzemenin neler olduğunun tespiti, Suriye’de askeri kuvvetlerin miktarı ve bulunduğu yerler, Suriye’de Çiçekli aleyhine çıkarılan ayaklanmanın mahiyeti ve kimler tarafından tertip edildiğinin öğrenilmesi…” (Fahri Çoker Arşivi, 6/7 Eylül Olayları Fotoğraflar belgeler, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, İstanbul, 2005, s.371)
6-7 Eylül olaylarıyla ilgili suçlanan diğer bir grup ise işçi sendikalarıdır. Olayların yaşandığı günlerde Eskişehir’de avukat olan Halim Sait Kayılı, Yassıada mahkemelerinde verdiği ifadede işçi sendilalarını şöyle suçlamıştır :
”Öğleden sonra veya ertesi gün Sanayi Çarşısının açılış töreni yapıldı. Bu gibi şeylere önem veren o zamanki iktidar devamlı olarak işçi kitlesini elinde bulundurduğu için bu elemanları tören yerlerine sevk ediyordu. O gün gene böyle büyük bir kalabalık olmuştu. O gün işçilerin İstanbul’a gittiğini işittim. Bunu bize işçilerin arasında bulunan elemanlarımız söyledi. Ertesi günü 6/7 Eylül hadiseleri patlak verince halk arasında dedikodular yapıldı.” (Emine Gürsoy Naskali, Yassıada Zabıtları-II, 6/7 Eylül Olayları Davası, Kitabevi, İstanbul, 2007, s. 485)
6-7 Eylül 1955 olaylarını Demokrat parti mi? KTC ve MTTB mi? SSCB mi? NATO mu? Komunistler mi? Yoksa İngiltere mi tertipledi? Olaylar hakkında bir çok iddia ve belge var. Herkes farklı bir yorum yapıyor fakat bilinen bir şey varsa 6-7 Eylül olayları Cumhuriyet tarihine kara bir leke olarak geçmiştir
TIBBIYELİ HİKMET

Bir cevap yazın