Türk Milliyetçilerinin Pasifliği

Dünyada Milliyetçiliğin doğuşunu herkes Fransız ihtilali olarak bilir ama yanlıştır. Fransız ihtilali bir başlangıç değil sonuçtur.

Milliyetçiliğin ortaya çıkışı Reform ve Rönesans ile başlar. Avrupa’da kilisenin baskısı ortadan kalkıp her millet İncili kendi dilinde okumaya başlayınca Milletlerin milli şuurları yavaş yavaş filizlenmeye başlamıştır. Dindeki ümmetten uluslaşmaya dönüşüm Rönesansı da etkilemiş, ilk ulusal eserler bu dönemde verilmiştir

Kısacası bir Milletin sağlam bir Milliyetçilik temelinin olması için önce dinin hurafelerinden kurtulması ve kendi dilinde özgün eserler vermesi gerekir Dünya bu iki büyük devrimsel harekete aydınlanma çağı demiştir. O halde şunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Aydınlanma, bir ulusun kendi kimliğini öğrenip kimliğine sahip çıkmasıdır.

Avrupa’da sanatta ve dinde büyük devrimlerle temelleri atılan Milliyetçilik bizde maalesef bu şekilde ortaya çıkmadı. Türk Milliyetçiliği, günümüzdeki moda deyimle söylersek devletin bekasını kurtarmak için bir savunma olarak ortaya çıktı.

Dini hurafelerin kutsal sayıldığı, Türkçe’nin Arapça’nın ve Farsça’nın altında ezildiği bir dönemde Türk Milliyetçiliği ortaya çıktı. Yani bir birikimimiz olmadan yola çıktık. Aslında buna tam anlamıyla bir Türk Milliyetçiliği de denilemez. İlk Türkçülerin savundukları gerçekte devletçiliktir. Devletin yıkılmaması için Türklüğü savunmuşlardır.

Anlayacağınız Avrupa’da dinde ve sanatta devrim yaşanırken biz etrak-ı bi idrak denilmesinden gocunmuyorduk. Savaşlarda devlet için canımızı veriyorduk. Biz uluslaşma bilincine başladığımızda Avrupa’nın 300 yıllık bir Milliyetçilik geçmişi vardı.

Milliyetçiliğin temelini devletin bekasını kurtarmak olarak atınca maalesef günümüze kadar bu şekilde devam etti. 150 yıl içinde çok değerli Milliyetçi fikir adamları yetiştirdik ama savunmada kalma psikolojisinden bir türlü kurtulamadık.

Bu durum yaşadığımız coğrafya göz önünde bulundurulduğunda bir parça kabul edilebilir. Çünkü bir Milletin Milliyetçiliğini yaşadığı coğrafya belirler. İzlanda gibi denizin ortasında tehditten uzak yaşıyorsanız Milliyetçiliğe de ihtiyaç duymazsınız ama Türkiye gibi kritik bir coğrafyada yaşıyorsanız Milliyetçilik bir seçim değil mecburiyettir.

Sürekli tehdit altında yaşadığımız için Milliyetçiliğimizin Türklüğü savunma Milliyetçiliği olmasını bir nebze anlayabiliyorum ama bu kadar kritik coğrafyada yaşayan bir Milletin Milliyetçilik adına sadece laf üretmesini anlamıyorum. Hem devletin yıkılmasından bu kadar korkup hem de bu kadar rahat ve gevşek yaşamasını anlamıyorum.

Tüm Türk Milliyetçilerine soruyorum.

Türklük adına Türk Milliyetçileri Türklüğü övmek dışında ne yapmıştır?

Türk Milletinin Dünyada söz sahibi olması için hangi projeleri üretmiştir?

Türk dilini ve kültürünü geliştirmek için hangi çalışmaları yapmıştır?

Edebiyatta, sanatta kaç değerli Milliyetçi eser üretilmiştir?

Avrupa’da Milliyetçiliğin öncüleri din adamları olmuşken biz kaç Türk Milliyetçisi din adamı yetiştirebildik? Yetiştirmeyi geçtim Türklüğü savunan bir din adamı düşüncesini bile mantığımız kabul etmiyor

Atatürk’e neden ulu önder, başbuğ diyoruz hiç düşündünüz mü?Sadece vatanı kurtardığı için mi? Hayır.

Atatürk, Türk Milletinin tarihte gördüğü en büyük eylemci Milliyetçisiydi. Yani Milliyetçiliğini kağıda yazmadı. Kanla, akılla, irfanla Türklüğü bu ülkenin dağına taşına her yerine yazdı. Lafta değil eylemde Milliyetçilik yaptı.

Türk Milliyetçilerinin 1850 li yıllardan itibaren konuştuğu, hayal ettiği ama yapmaya cesaret edemediği tüm meseleleri 15 senede başardı.

Latin alfabesine geçip Arap harflerinden kurtulmak Osmanlı zamanında bir hayaldi. Bir günde bu hayali gerçekleştirdi

Kur’anın Türkçe’ye çevrilmesi Osmanlı zamanında hayaldi. Kur’an’ı Türkçeye tercüme ettirdi

Türkçe ezan Osmanlı zamanında bir hayaldi. Türkçe ezanı okuttu.

Cumhuriyet, Osmanlı zamanında çok az kişinin kısık sesle söylediği bir rejimdi. Bir günde ”Efendiler Cumhuriyeti ilan edeceğiz” dedi ve başardı

Elbette bunları başarmasında şartların olgunlaşması da etkilidir ama asıl büyük etken Atatürk’ün taviz vermeyen, kılıçla keser gibi bir anda kangren olmuş kolu kesmekte tereddüt etmeyen büyük bir eylem adamı olmasıdır.

Mesela harf devriminde İnönü, yeni alfabeye kademeli olarak yavaş yavaş geçişi savunmuştur. Atatürk ise ”Bu iş ya 3 ayda olur ya da hiç olmaz. Eski yazı devam ettiği sürece millet yeni yazıyı okumaz” demiştir. İşte onu Atatürk yapan bu özelliğidir.

Kimseye Atatürk olun demiyorum. Olamaz da zaten ama Atatürk gibi cesur, eylem insanı Türk Milliyetçileri olmamız şarttır. Milliyetçiliği sözle, yazıyla değil eylemle ortaya dökmemiz şarttır.

Türk Milletinin lafla geçirilecek zamanı kalmamıştır. Atatürk gibi ya harekete geçeceğiz ya da her şeyimizi kaybedeceğiz

TIBBIYELİ HİKMET

Bir cevap yazın